Nefes almayı unutmuşum…

01 Mar 2010

Beynur Yılmaz

Seni değil nefes almayı unutmuşum…
Sonbahar yıldızları gökyüzünü aydınlatıyor. Odam karanlık, yalnızlığın misafir. Perdeler rüzgara teslim pencerem yarı açık. Her şey sustu, gece bile ve boğuk sesimle sana sesleniyorum. Duymuyor musun? Şimdi sen uzağımsın, uzağımdasın. Sen şimdi bir tuzaksın. İçimde durmaksızın kanayan yaramsın. Sen şimdi her şeyden uzaksın… 
Seni ilk gördüğüm an geliyor aklıma. Tanrım! Nefes almaya bile unutacaktım bakışların bakışlarımla kesiştiğinde. Üzerindeki kıyafeti hala hatırlıyorum. Zaten hiç unutmadım ki… Nefesimi tutmuştum. Sen farkımda değildin ve yanı başımdan geçip gitmiştin. 
Şimdi söylediğim şarkısın. Bitmeyen şarkımsın. Üzerime okunmuş, eski gazete örtün. Yorgunum, uyumalıyım… Ben seni değil nefes almayı unutmuşum…

***

Evi bizim sokağın iki sokak altındaydı. Her gün evinin önünden geçerken adımlarım yavaşlarken kalp atışlarım hızlanıyordu. Siyah ve uzun saçları vardı. Gözleri saçlarından da karaydı gamzelimin. Haftanın birkaç günü birkaç dakika kadar uzaktan seyredebiliyordum onu. Yanına gidecek cesareti bir türlü kendimde bulamıyordum. Nihayetsiz içime attığım garip duygularımı fark edeceğinden korkuyordum. Utanıyordum. Onu her gördüğümde üşüyordum. İçim titriyordu.
Her sabah uyandığımda ilk sigaram ve her gece yatarken son sigaramda tütüyordu. Adını bilmiyordum. Merak etmiyordum. Adı umurumda değildi. Sesini duymayı arzu ediyordum. Bazen rüyalarımda karşıma çıkıyordu apansız. Bazen de kabus oluyordu. 
Sonbaharın son şarkısı uyandırmıştı. Sabah halsizdim ve hala yarı sarhoştum. O gün pazaryerinde bir dostumla buluşmam gerekiyordu. Kahvaltı bile etmeye vaktim yoktu. Evden çıkıp pazaryerine doğru yürüyordum ki birden adımlarım kaldırımda hareketsiz kaldı. Duruyordum! Yolun diğer ucundaydı. Duruyordu! Tam karşımdaydı. Bir süre sonra yanına yanaşan bir otomobile bindi. Otomobil hareket etti. Omuzlarım düştü, kaşlarım çatık ve suratım asık bir halde eve geri döndüm. 
Bar Z de sahneye çıkıyor ve şarkılar söylüyordum. Bu şekilde para kazanıyordum. Her gece gözlerimi kapatıp şarkılarımı o hayale söylüyordum. O günden sonra büyü bozulmuştu. Onun bir sevgilisi vardı ve bunu kendi gözlerimle görmüştüm. Çivi çiviyi söker düşüncesiyle bir sevgili buldum en acilinden. Bu şekilde gamzeliyi aklımdan çıkarabileceğimi düşünüyordum. Ama işe yaramadı.
Birkaç hafta sonra balık halinde karşıma yine çıktı. Ellerinde poşetlerle balık halinden çıkıyordu ve yorgun olduğu her halinden belliydi. Yanına yanaşıp “Sizin üst sokağınızda oturuyorum, mahsuru yoksa evinize kadar size eşlik etmek isterim” deyip elindeki poşetlerden birkaçını istedim. Gülümsedi. Bende gülümsüyordum. Çocuklaşmıştım. Adını bile sormak aklıma gelmemişti. Yol boyu ne kadar lüzumsuz mevzu varsa bahsetmiştim. Evine yaklaştığımızda bana teşekkür edip taşıdığım poşetleri geri aldı. Neyse ki çalıştığım bara davet etmeyi akıl edebilmiştim. İki gün sonra arkadaşının yaş gününün olduğunu söyledi ve benden adresi istedi. Uçuyordum sevinçten.
Ben henüz sahneye çıkmadan geldiler. Altı kişilik bir masa hazırlattım onlara. Sahneye çıktığımda şarkıyı sanki benim yerime bir başkası söylüyor gibiydi. Gülen gözlerinden gözlerimi bir türlü alamıyordum. Elini başka birisi tutuyordu ama umursamıyordum. Gitarın arpejinde kayboluyordum. Bakışları çok cesurdu, ve bir o kadar da sevecendi. İlk molada masalarına gittiğimde yanı başında oturan ve ellerini tutan gencin yokluğunu hissettim. Çocuk kızı kıskanmış tartışmışlar ve çocuk kızı bırakıp gitmişti. Gamzeli aldırmıyordu sanki sevgili değillermiş gibi gecenin tadını çıkarmaya kararlı görünüyordu. İlk moladan sonra yeniden sahneye çıktığımda, doğum günü olan kız için söylediğim ilk şarkıdan sonra pastası geldi. Ben hala Gamzelime bakıyor, bakışlarımı bir türlü kaçıramıyordum. Barda başka müşteriler arasında kendilerini bana sunmaya çalışan kadınlar etrafımda dolanıp dursalar da bir türlü onları görmüyordum. Ama gamzeli her şeyin farkındaydı.
Bar kapanmak üzereydi, çorbacıda çorba içme fikri attım ortaya. Gamzelim ben ve dört arkadaşı ile birlikte çorba içtik. Sonra ona evine kadar eşlik ettim. Kapıyı açtı ilk adımını attı. Merdivenlerin başında hala beklediğimi fark etti. Kısık bir sesle beni evine davet etti. Birlikte eve çıktık. Tipik bir öğrenci evi. Fazla söze gerek yok. Ev arkadaşı çoktan uyumuş yan odada. Ev dağınık gibi ama temizdi. O benden daha fazla alkollüydü. Kolayca uyudu. Sabahın ilk ışıklarına kadar onu seyrettim. Sonra sessizce çıkıp evime gittim.
Masal gibi bir kaç hafta geçirdik. Her gün okuldan çıkışını bekliyordum. Üniversitede ikinci yılıydı, buna rağmen çok arkadaş edinmemişti. Sürekli bir aradaydık. Ne var ki bu masal mutlu sonla bitmeyecekti. Yılın son mevsiminde telaşla kapım çalındı. Kapımı çalan jandarmaydı. Sevgilim “altın vuruş” dedikleri fazla dozaj sonucu hayatını kaybetmişti. 
Dizlerim bedenimi taşıyamadı. Olduğum yere yığılmıştım. Bir elim kalbimin üzerinde diğeri alnımda diz çökmüştüm. Şaşkındım! İnanamıyordum! Başımı kaldıramıyordum. Duyabildiğim tek şey anlamsız bir uğultuydu. Bitmiştim! 
Beni morga götürdüler. Gözleri kapalıydı. Seslendim beni duymadı. Elleri soğuk saçları darmadağındı. Gözyaşlarım sonbahar yaprakları misali cansız bedenine dökülüyordu. Bir koluma doktor diğer koluma jandarma girdi ama koparamadılar beni. Çığlıklarımı duyarsa dirilebileceğini sanırcasına bağırmaya başladım. Beni duymuyordu. Artık duyamayacaktı. Çığlıklarım hasta ve yaşlı duvarlarda yankılandı. Kalkmadı… Uyanmadı… Asla uyanmayacaktı. Kolumda bir sıcaklık hissettim. Yanı başımda bir hemşire gördüm elinde şırınga vardı. Şırınga boştu. Bilmem kaç miligram diyezem verdik dediğini duydum. Sonra bende uyudum…
Nasıl olurda anlayamam bir madde bağımlısı olduğunu? Nasıl kurtaramam gamzelim seni? Nasıl unuturum seni? Şimdi kime gideyim ben… Ne edeyim Gamzelim…
***
Söylediğim şarkısın.
Uzağımsın, damarımda kanımsın durgunsun.
İçimdeki çocuksun suskunsun.
Uzağımsın söylediğim şarkımsın…
Nefes almayı unuttuğum günsün sen…
Sen söylediğim tek şarkımsın…

Dergiler, Öykü, sayı_17 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

1 Yorum yapılmış, “Nefes almayı unutmuşum…”

  1. 01

    Çok anlamlı akıcı ve güzel… Devamı gelmeli

    güntay birkış, 08 Haz 2011 00:55 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama