Mercan Dede ile Sufi Müziği

01 Mar 2010

Mustafa Toga

Sufi müziği çağdaş ezgilerle harmanlayarak kendine özgü bir müzik anlayışı ortaya koyan Mercan Dede nam-ı diğer Dj Arkın Allen (Arkın Ilıcalı), icra ettiği müziği kendini bulma yolunda bir araç olarak kullandığını ifade ediyor. Konser için geldiği Rotterdam’da görüşme fırsatı bulduğum Mercan Dede, dergimize samimi açıklamalarda bulundu. ‘ En iyi dostum, sırdaşım ’ dediği Ney ile birlikte çıktığı ‘ kendini bulma ’ yolculuğunun henüz tamamlanmadığını zaten bunun da mümkün olmadığını belirten ünlü neyzen, ‘ Kendimi bulma yolunda karınca adımlarıyla yürümeye çalışıyorum.’ şeklinde konuştu.

Sayın MERCAN DEDE, görüyorum şu an çok yoğunsunuz ama birkaç soru sorabilir miyim:?

Evet, gördüğünüz gibi sahne almama yarım saat var ve ekibimle birlikte son provaları yapıyorum onun için fazla zamanım yok, röportajı çok kısa tutarsanız memnun olurum.

Sizi anlıyorum, bende festivale son anda gelebildim, onun için kusura bakamayın hem fazla zamanınızı almak hem de konsantrasyonunuzu bozmak istemiyorum. Kısaca kendinizden bahseder misiniz:?

1966 da doğdum. Doğuya özgün sufi müziğinin ilahi geleneğini çağdaş müziğin tinilarıyla  incelikli bir şekilde harmanlayarak eskiyle yeniyi yani doğu ile batıyı birleştiriyorum. 1977 yılında ‘Mercan Dede Ensemble’ grubunu kurdum ve değişik sufi gruplarla Avrupa, Amerika ve Türkiye’de müzik çalışmalarına katıldım. Daha sonra 1988 yılında Kanada’ya göç ettim ve orada güzel sanatlar üzerine lisans ve yüksek lisans eğitimi yaptım.

Müzikle ne zaman tanıştınız? Hangi enstrümanları çalıyorsunuz?

Altı yaşından beri ney taksimlerini dinleyerek büyüdüm. Küçüklüğümden beri ney enstrümanını dinlemek çok hoşuma gidiyordu. Sonra İstanbul’a, Üniversiteye ‘Basın Yayın’ okumaya gelmiştim, Çemberlitaş’daki Kubbealtı Cemiyeti’nde ney dersleri verildiğini duydum. Gidip  kayıt oldum ve neyzen Ömer Erdoğdu’dan uzun yıllar ders aldım. Aynı dönemde tasavvuf müziği ve kültürünün önemli aydınlarından olan ve bendir enstürimanının yaşayan en büyük ustası kabul edilen Nezih Uzel’den de bendir ve Türk ritimleri eğitimi aldım. Birçok çeşit müzik aleti çalabiliyorum.

Mercan Dede ismi nasıl doğdu?

O dönemde gündemde olan yazar İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası ve Kitab’ul Hiyel adlı eserlerini okuyordum. İlk albümü yaparken kendi adımı kullanmak istemedim. Kendimi bir müzisyen gibi hissetmedim ve hâlâ da hissetmiyorum. Albümü yapıp altına Arkın Ilıcalı yazmak istemedim. Okuduğum kitaplarda Mercan Dede karakteri ilgimi çok çekmişti. O da serseri ruhlu ve serbest hareket eden bir karakterdi. Ve 1997 yılında çıkan ilk albümün ismini Mercan Dede olarak belirledim. İnsanlar Mercan Dede ismiyle yaşlı ve şişman bir neyzen beklerken, kısa, kırmızı saçlı, küpeli bir çocuk bulunca şaşırdılar. Zamanla ‘Mercan Dede’ benim ismim haline geldi.

Bir insanın kendisini bulması ne anlama geliyor?

Bir insanın kendisini bulması hayat boyu devam eden bir süreç insanın kendini tanıyabilmesi tanıtabilmesinden çok daha zor. Bu süreç tasavvufta anlatılan ‘Sema’daki dönme sürecinin başlangıcı. Semazen sürekli dönüyor ama her dönüşünde farklı bir yerde oluyor. Kendini bulma süreci de aynı şekilde. Hayat denilen yolculuk bu anlamda insanın gerçekten kim olduğunu, neden var olduğunu ve nereye gitmek istediğini keşfetme sürecidir. Herkesin kendine göre bir yöntemi, yolu ve adabı var. Benim için müzik kendimi bulma yönündeki en önemli araç oldu. Asla kendimi buldum diyemem çünkü mümkün değil. Ancak kendimi bulma yolunda karınca adımlarıyla ilerliyorum. Mevlana’nın söylediği gibi ‘Bir fiziki Kabe var o Mekke’dir. Bir de manevi Kabe var o da gönlümüzdür’ ve ‘Bizim dışımızda hiç bir soru ve cevap yok. Soru ve cevaplar hep bizim içimizde.’ İnsan yaratılanların içindeki en güzel ayna. Her şeyi yansıtma gücüne sahip. Kendimizi keşfetme süreci içerisinde yavaş yavaş gönül Kabe’si dediğimiz gönlümüzün içerisinde sizi bekleyen bir sevgili var. Bunu yakaladınız mı kendinizi bulursunuz. Tasavvuf bence insanın kendisini keşfetmesidir. ‘İnsanın kendini buldukça Allah’ı bulması’ diyebiliriz.

Tasavvufun sizde bıraktığı etki nedir?

Tasavvuf’u anlamak, anlata bilmek çok zor. Tasavvuf bir okyanus, bir derya gibidir. Herkes kendi kabından ne kadar alabiliyorsa o dur. Ben küçük bir çay bardağı kadar anlayışımla idrak etmeye çalışıyorum. Tasavvuf, bence insanın kendisini keşfetmesidir. ‘İnsanın kendini buldukça Allah’ı bulması’ diyebiliriz. Çünkü ikisi bir arada. Ve kendi kendini keşfetme sürecinde ortaya çıkan bir disiplin. Kendi içerisinde çok güzel safhaları olan bir disiplin olarak tanımlıyorum. İnsanın doğumundan ölümüne kadar ve hatta ölümden sonra da devam eden bir okul. Ben bu okulda kendimi bir ilkokul öğrencisi olarak görüyorum. Hayatımın sonuna kadar da ilkokul aşamasında kalacağım. Öğrendiğimiz sürece okyanusun ne kadar geniş olduğunu öğreniyoruz.

Doğu ve batı müziği birbirinden çok mu farklı?

Doğu ve batı müziği birbirinden ayrı değil. Müzik tarihine bakarsanız 18 ve 19. yüzyıllarda doğu ve batı müziği arasında fazla bir ayrım yoktu. Ayırmalar, Mevlana’nın söylediği gibi ‘Hep bizim ortaya çıkardığımız ayrılıklardır.’ Yine Mevlana ‘ Şaşı olan gözlerimiz düzeldiği zaman iki olan bir şeyi bir görmeye başlıyoruz.’ Aslında her şey bir. Müzik, sanat, din ve inançlar bir. İnsanlar bunları başarılı bir şekilde ayırmayı beceriyor. Ayrılıklar bizim mutsuzluğumuzun sebebi. Sazların tek başına bir anlamı yok. O sazlarla ne anlatmak istediğimiz önemli. Semazen dönerken bir yerde kalmıyor ve dönerken her şeyi bir noktada hissediyor. Ben doğu ve batı müziğini ayırmıyorum.

Ney’le vermek istediğiniz mesaj nedir?

Bildiğiniz gibi Ney insanı anlatıyor. Mesnevi’de Ney’i çıkartıp yerine insan kelimesini koyduğunuzda karşılığını buluyor. Aslında ney’in verdiği mesaj insanın verdiği mesajdır. Ney’in sesi bu dünyada yankı bulduğunda hiçbir perde kalmıyor. Ney benim en iyi dostum, sırdaşım bu dünyada. Ney’i vücut kulağıyla dinlerseniz başka mesaj alırsınız, gönül kulağıyla dinlerseniz başka mesaj alırsınız. Ayrılığın ortadan kalkmasıyla, sevgiliye kavuşma mesajı veriyor.

Yurtiçinde ve yurtdışında turneler düzenliyorsunuz, konserler veriyorsunuz şimdi de Hollanda’ya gelip Dünya Festivaline katıldınız. Böyle mültikültürel bir festivale katıldığınızdan dolayı neler hissediyorsunuz:?

Böyle bir daveti alınca seve seve kabul ettim. Rotterdam’da Dünya Festivalinin uzun yıllardır organize edildiğini duymuştum. Müziğin çok kültürlülük içerisinde kaynaştırıcı bir yerinin olduğuna inanıyorum. Festival programında gördüğüm kadarıyla İspanya’dan, Küba’dan, Sürinam’dan, Etopya’dan hatta Madagaskar’dan dahi müzik grupları katılıyor. Bu da müziğin uluslar arası platformda barışı, sevgiyi, hoş görüyü temsil ettiğini gösterir.

Sayın Mercan Dede zaman ayırdığınız ve göstermiş olduğunuz nezaketten dolayı teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Kusura bakmayın programımdan dolayı size fazla zaman ayıramadım. Ayrıca yayınlarınızda başarılar dilerim.

Dergiler, Müzik, sayı_17 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama