Versiyon

01 Kas 2009

Han Danca

Olaylara katılmadan izleyebildiğim kabızvari anlardan biri. Hukuk okuyan kız kardeşim ilk çaylaklık günlerini yaşıyor olmalı. Evinde kaldığı sözde ev arkadaşı olgun avukat kadın, çamurlu elleriyle kardeşimin yeni defterlerine acemice baskılar yaparak kahkahalar atıyor. O kendisine güveni tam kız kardeşim gitmiş yerine sünepe bir kız gelmiş adeta. Olanları zoraki yarım bir gülümsemeyle izliyor. Oysa kız kardeşim sayfası azıcık kıvrılan bir defteri bile kullanamaz. Hevesi kaçar. Kadın daha da ileri gidip, ellerindeki çamurları kardeşimin eşyalarına bulaştırmaya başlıyor. Bu bir avukat değil kesinlikle bir deli. Ya da her ikiside. Deli bir avukat. Kardeşimin nasıl sakince ve hatta biraz korkuyla o aptal yüz ifadesini koruduğunu dehşetle izliyorum. Kadının saçları çoktan kardeşimin parmaklarında yerini almalıydı. Fazlasıyla geçmişe dönme arzusu duyuyorum, gözlerimi yumuyorum.

İzbe bir mahzen. Normal giyimli bir cüce adam, işaretle ve tıkla oyunlarındaki gibi malzemeleri sağdan soldan toplayıp işe yarar hale getirmekle meşgul. Arada midillisiyle dışarı çıkıp eksik olan malzemeleri topluyor. Bir büyüyü bozmaya, ya da bir laneti ortadan kaldırmaya çalışıyor. Zaman hızla akıp gidiyor ben onu seyrederken. Yeterince sisli olan hava daha da kararıyor. Yapması gereken son işi duyuyorum, bataklığa gidip birkaç tane kurbağa topluyor. Kurbağaların yapışkan, nemli bedenlerini hissedebiliyorum. Daha önceden hazırladığı yan yana duran ağzı açık kutulara koyuyor. Orada gözleri ve elleri bağlı bir prenses beliriyor, fakat kurbağalardan biri dışarı çıkınca görüntü kayboluyor. Demek ki cüce sabahtan beri prensesi kurtarmak için uğraşıyor. O da nesi; bir atın üzerindeyim, elimde Don Kişotunkine benzer bir mızrak, cüceye arkadan yaklaşıp midillisinden düşürüyorum ve uzaklaşmasını söylüyorum. Garibim gık bile demeden gidiveriyor. Sudaki aksime bakıyorum. Yakışıklı bir prensim. Son kurbağayı içeri tıkıp prensesi kurtarıyorum. Onu öpüyorum ama hiçbir şey hissetmiyorum. Sonra kurbağalardan biri gene dışarı fırlıyor, aynı olayı 3 kere tekrarlayıp sonlara doğru prensesi öpmeye bile gerek duymayıp, adaletsiz dünyayı esefle kınıyorum. İyi de ben normalde kızım, bu işte bir terslik var. Hakkını aramayan zavallı cüceye ne demeli. Asıl kahraman o ve kızı öpüp kurtaran(!) ben yakışıklı kibirli prens.

Evrenler arası bir yolculuk yapıyor olmalıyım. Acaba anlatılan masalların gerçeğimiydi az önce yaşadıklarım. Gelecek ve geçmiş arasında mekik dokumaya bir son vermem gerektiğini hissederek; çalan telefonla nefsi iade durumuna geçerek, kendi evrenime geri dönüyorum. İş zamanı ve birkaç yazışma yapmam gerek. Sakin kafayla düşününce; ilk yaşadığım geleceğin asla o şekilde gelmeyeceğini ve gördüğüm geçmişin eksiksiz o biçimde yaşandığını hissediyorum. Masalcıların sadece küçükleri değil, büyükleri de nasıl uyuttuklarını yavaş yavaş kanıksıyorum. Belki zamane krallarına ve düklerine yaranmak için yazılmış onlarca palavranın düş yüzeyine vuran aksi, uyku evreninden ara sıra düşen yıldırımlarla yaşadığımız gerçekliği çarpar ve bizi uyandırır…

Dergiler, Öykü, sayı_16 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

1 Yorum yapılmış, “Versiyon”

  1. 01

    Dost Sevdalı Güzel Dostum… Kalemine Sağlık :)

    Beynur Yılmaz, 19 Kas 2009 18:47 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama