Gala

1 Kas 2009 | yazar: Osman Özbaş | Kategori: Dergiler, sayı_16, Öykü

Her Yaşamın Bir Bedeli Vardır


Mutlu Yıllar Hidayet

GİRİŞ

‘’GALA filmi görsel-İşitsel keyif açısından tatmin edici bir film. Soundtracklar, dijital efektler çok etkili ve aksiyon sahneleri bir teknoloji harikası. Kahramanımız trajik varlığını post modern tarz ekleyerek kendi içindeki çelişkisini seyirciye ortak ediyor. Kostüm ve saç kesimleri dönem tasvirini vermekte dikkat çekici. Şehir peyzajı daha ilk karede gerçeklik duygusunu veriyor. Bir uyarı: Film kendini ikinci yarıda belli ediyor, bu yüzden karakterlere hayat veren kişiliklerin sona doğru değişimlerini zekice izlemek gerekiyor. Hareketli kamera kullanımında hiçbir masraftan kaçınılmadığı belli oluyor. Kısaca etkileyici bir atmosfer ve final son derece heyecan verici.’’

FRAGMAN’ dan…

Ekranların birindeki gece manzarasına daldığımızda karanlığın değişen özellikleri göze çarpıyor ilkin. Sanki alacakaranlık hikâyelerinde uğursuz yarasaların kan içme vaktinin hemen öncesi. Saatler gece yarısını çoktan geçmiş. Yollar labirent gibi, ortalık ıssız, perdeler çekili. Kimi evlerin basamaklarında, köşe başlarında, küçük sığınma köşelerinde bekleşenlerin fısıltılaşmaları duyuluyor; zaman zaman sisin içinde donuk bir beyazlık dolanıyor, projektörler geziniyor etrafta; titrek parmaklar işaret edilen yöne çevriliyor ürpertiyle: karanlık yerlerden çıkıp sonra yine aceleyle korkup saklanıyorlar; sanki yabani bir hayatın içine bırakılan hayvanlar gibi tedirginler. Sık sık parmakları dudaklarına gidiyor, tıpkı avını arar gibi pencerelerin diplerinden, su borularının içine dek yayılıyor vahşice uğultular. GALA’ yı arıyor gözler; havalandırma kanallarının içinden gelen, fare tıkırtılarını andıran uğultular çınlıyor duvarlarda;

‘’Geliyorlar, geliyorlar, geliyorlar!…’’ Küçük ritmik adımlarla robot adımlarla geliyorlar….. Sokağın köşesinden, sisin içinden çıkıyorlar;

Kafilenin ilk sırasında açlık çeken biri var, gözleri çılgınca açılmış, gıdasızlıktan tükenmiş, dişsiz ağzını daha da küçülten buruşuk tenli yaşlı bir adam, ve sanki dehşetli bir korkuyu temsil ediyor… Arkasında dirseklerini boynunda çaprazlama tutarak dilini dışarı çıkaran dalkavuklar sırayı almış, kurşun yarasıyla bir adım gerileyen bir delikanlı karnındaki delikten boşalanlara inanmaz gözlerle bakıyor… Özlem ifadesini yansıtan saf bakışlı korkunç bir hayal kırıklığına yenik düşmek üzereymiş gibi; öteki başını ellerinin arasına almış yırtınıyor; kucağındaki çocuğu korumak için göğsünü kundağa yatıran ise şok durumda; eteklerine yapışan bir yaramaz belli belirsiz seçiliyor. İçlerinde en hızlı görüneni bir ayağını hafifçe kırıp organını avuçlayan sapık, ama ne yapıyor, ya da yapmak istediğine ne atfediyorsa insanı irkilten bir hırs taşırıyor… Hepsinin derisinin rengi uçmuş, kirli beyazımsı kıyafetler giymişler ve yine dua edercesine soluk bakışlarla ‘Gala’ diye inliyorlar. Bütün bunları öyle ciddi bir tavırla yapıyorlar ki akıllarında hangi ifadeyi canlandırıyorlarsa hayatın kendilerine dokunan sonuyla alay ediyor gibiler. Kızgın ve bir o kadar da insanî bir duyguyla bağlantılı ayin havasındalar;

Yürüyorlar…

Adımları ağırlaştı: Sesler azaldı; uğultular silindi… Kafileden geriye ürpertici boşluktu; birden ok gibi ışıklar saçıldı, sokağın karanlık ve ıssız havası aniden değişmişti: Şalterler indirildikçe teker teker lambalar yandı, büyük karavanlar yan kapaklarını devirmeye başladılar, merdivenler yükseldi yukarılara, dev antenleri gökyüzüne çevrili uydu-çanaklar görüldü. Bundan sonrası tam bir sahne hazırlıklarını andırıyordu, set amirinden işçisine, güvenlikçisine, ışıkçıdan servis şoförüne ve daha pek çok elemanın çalışmasıyla zamana karşı bir yarış sürdürmeye başladı. İnsanlar kalabalıklaştı, oraya nasıl geldikleri, ne zamandır burada oldukları belli değildi, tüm ekip, Birbirlerine küçük bir apartmanı gösteriyorlardı, ‘’Şurası,’’ dediler, ‘Hidayet’in Evi…’ Aralarında sözü geçen biri, Yönetmen sandalyesinde oturan kişi, asistanlarıyla çalışma planlarını gözden geçirirken,

‘’Hidayet’ in uyanışına yetişmeliyiz, çabuk!’’ diyerek uyardı.

KAMERA ARKASI…

=1=

Kumanda Masası’ nda bir sürü sayaç ve rakamlarla dilimlenen gösterge puntoların arasında parmaklarını dolaştıran pek çok kişi koltuklara sıralanmış. Ön taraf yüksek demir levhalarla kapatılmış, o kadar ki içeriye ancak yüksek yetkililer girebiliyor; kapıdan izin alınınca abajurlu büyük aydınlatmaların üstündeki devlet büyüklerinin portreleri bulunan koridor adımlanıyor… Bir taraf karanlık diğerinde ise derinlere doğru ışık sızmakta. Çalışanların hepsi tüm dikkatlerini işlerine vermiş, karşılarındaki, koordinatları çeşitli eksenleri odak alarak kayan sinyaller sık sık göz kırpıyor, puantaj rakamlarının üstünde, çeşitli renkteki imleçler birbirinden farklı saniye atışlarıyla yanıp sönüyor, duvarlar televizyon ekranlarıyla zenginleştirilmiş, görüntüler akıyor sürekli. Hızlı bir trafik var içerde, monitörlerin klavyelerine eller uzanmış: masanın üzerine yayılmış dosyalar arasında plan-çekim taslakları çizilmiş. İlk karelerde şehir peyzajının hazırlanması var; dekor için son hazırlıklara tanık oluyoruz, dahili hatlarda muhabirler canlı yayınlarla Merkeze bilgi akışı sağlarken şehir bölge bölge bize gezdiriliyor. Meydanlar, sokak içleri, apartmanlar, yeşillik alanlar, büyük eğlence merkezleri, dev binalar, oteller, metro şebekesi, spor salonları, apartman girişleri, her yerde faaliyet var. İnfraruj ışınlı tarayıcılar faaliyette; Kumanda Masasından şehrin büyük bir alanı görülebiliyor, garaj, caddeler, köşe başları, mağazalar, okullar, heryer, her-yer izleniyor… Bu kayıtlar daha sonra montaja hazır hale getirilecek… İleriki aşamada efektler çakıştırılacak, ardından bir de senfonik bir kadronun forte çalarak müziği zirveye taşıyacağı bir melodiyle hisleneceğiz…

‘Plato’ buradan gözleniyor, yol kenarlarındaki direklere belediye ekipleri püsküller, balonlar, flamalar asıyorlar; ‘Gala’ yazılı rozetler sıralanıyor, yüksek çatılarda kocaman harflerle GALA’ nın reklâmları konuluyor, parklarda yapraklar temizleniyor, fıskiyeli havuzlarda temizlikler yapılıyor… Kısaca Şehir son hızla karnavala hazırlanıyor…

Etraf bir balo gibi düzenlenirken bu arada halk da kendi kutlamalarını en iyi şekilde yapabilmek için günler öncesinden hazırlıklara kendini kaptırmış. Antikacıların vitrinlerindeki eşyalar aranıyor… Nihayetinde şık olmak demek, belki de ilginç tasarıma sahip bir modeller çıkarabilmektir; gerçi gazetelerin, dergilerin eklerinde maskeli kıyafet yürüyüşü için şablon kesiklerinden pek çok örnekler dağıtılır ama daha yaratıcı olanlar bu günün şıklığını kuşanmak için kafasından hangi tip geçiyorsa en yakışan şekliyle ölçülerine göre kuşanıp-süslenir; kimileri sandık odalarındaki malzemeleri karıştırır, elinden gelenler elbiselerini kendileri diker. Maskeli kıyafet yürüyüşü için bazıları da hortlak rolüne bürünür, kimileri cadı, palyaço olur, vampir, hatta daha da garip tipleri temsil ederler; sonra efsanelerde adı geçen kanatlı atlar, boğa yılanlar, aslan insanlar, ayin kıyafetiyle keşişler, güneş bursu taşıyan bilginler, üfürükçüler arka arkaya sıralanır… İnsanın hayal gücünü zorlayan kostümlerdir bunlar, ama Karnaval biraz da bu demektir, başka türlü varolmanın zevkini tatarken estetik bir duyguyu yakalamaya çalışırsınız….

Ancak karnaval hazırlıkları kostümlerle sınırlı değildir elbette. Günlük yaşamdaki pek çok alışkanlıklar ‘bugünden’ etkilenir. Bugün sıkıntılı bir insanı rahatlatacak şeyler söylemek durumundaysanız birkaç kelime ile Gala hikâyelerinden benzetmeler yaparak çevrenizdekileri etkileyebilir, onların gönüllerini kazanabilirsiniz…. Daha sabahın ilk ışıklarında karşılaştıklarınız bile size Gala selamıyla günaydın diyecektir; o gün evlerin mutfaklarında hummalı bir çalışmaya girişmiştir, özellikle yaşlılar, eski günlerde geçirdikleri Gala günlerinin sevincini anlatırken bugünle kıyaslamayı ihmal etmeyeceklerdir. Büyükler bu günün değerinden söz ederken en derin hissiyatlarını hep Gala adı kullanarak dile getireceklerdir; O gün açık pencerelerden güzel kokuları içinize çekebilirsiniz, sofralar aile meclisinin bir araya geldiği neşeli sohbetlere tanık olacaktır. Tabii bu manzara en çok çocukları heyecanlandırmaktadır, gizli yerlere ortaya çıkarılmak üzere günler öncesinden hediyeler konulmuştur ve arama bahanesiyle etraf kolaçan edilirken; ‘sürpriz!’

Ama bu şakalar yalnız küçüklere değil, bazı özel durumlarda örneğin aşıkların kendi aralarındaki anlaşmazlıkların çözümünde de, birtakım nazik hatalarını düzeltmek ve bazen de yeni başlangıçlar için de kullanılır: sevenleri birbirine biraz daha yakınlaştıran arzular Gala’ yla kışkırtılır; insan, düşlerini zenginleştirecek hayaller kurarken bereket dilekleri, hayırlar hep ona özgülenir; bugün iyi-olumlu düşünceler Gala ile daha olgunlaştırılacaktır…. Kısaca bugün insanlar bayram mutluluğuyla birbirlerine karşı daha yumuşak, daha sıcak davranacaklardır. Bundan başka diyelim ki itiraf etmek istediğiniz birtakım suçluluk duyguları taşıyorsunuz, ya da gerçekten bir suç işlediniz, yine Gala’ ya sığınırsınız. Dualarda bile onun adı geçer, özellikle Gala ümitlerini canlı tutarak huzur içinde can vermeye çalışan ağır hastalardan, doğumu Gala gününe denk getirmeye çalışan gebe kadınlara dek herkes onu anar; Kutsalların önünde diz çökerken Gala’ yı tekrarlarsınız sürekli, yani ruhunuzu arındırmak istiyorsanız ‘Gala’ ya sığınacaksınız, kısaca çok yoğun duyguların toplumca paylaşıldığı özel günlerin en önemlisidir bugün.

Ancak bu manevi gücü yanında işin ticari boyutu da önemlidir, hediyelik eşyalar satan mağazalarda Gala broşürleri, Gala tarihi hakkında kısa bilgiler veren kitapçıklar raflarda öne çıkartılır. Gala armalı yüzükler, geleneksel kıyafetler diken imalatçılar desenlerini zenginleştirir, üretimlerini hızlandırır… Alış-veriş merkezleri de canlıdır, -hatta en çok buraları canlıdır…- restoranlar Gala günlerinde özel servis açarlarken banka hesaplarında da müthiş bir hareketlilik olur; seyahat şirketleri trenlerle, deniz, hava yoluyla, hele hele konvoylar halinde büyük otobüsler yolcu taşırlar şehre. Müzelerde ziyaret saatleri Gala programlarına göre ayarlanır, -böylelikle turistler de şehir turlarında belli güzergahlarda Gala’ yı hayatın içinde görme fırsatı bulurlar.- Gezici tiyatrolar mahalle aralarında dolaşır, bando gurupları, orkestralar şarkılar çalar….

Bundan başka şehir hayatına bu kadar canlılık veren bir karnavalın kutsallığını sahiplenen politikacılar da Gala’ yı diline dolamıştır, eleştirilerinde Gala hakkını arayan muhaliflere, Gala’ nın nimetlerini halka daha adil dağıtacaklarını söyleyerek propaganda yapan iktidar adaylarına kadar herkes Gala’ yı kullanır. Medya da bu kutlamaları mümkün olduğunca en iyi şekilde canlı yayınlarla halka ulaştırmaya çalışır.

Ama günün en önemli kutlaması Gala ödüllerinin verileceği seremonide yaşanacak. Bu gece protokol koltuklarında önemli isimlerin yer alacağı kokteylde seçkin insanlar, film yıldızları halkın önüne çıkacak; hayranları de Kırmızı Halı geçişinde ünlülerin elini tutmak, bir imza almak için saatlerce önceden ilk sıraları kapmaya uğraşırken hatırlı kişiler seyirci koltukları arasında yer almak için çok büyük paralar ödeyecekler.

Sözü daha fazla uzatmayalım…

Gala prömiyerinin kapısına bakan avlu paparazziler tarafından şimdiden tutuldu bile; ‘Büyük Seçim’ in heyecanını en iyi şekilde yansıtabilmek için medya canla-başla çalışıyor, bu yayınlar kitlelerin bu ödülün ‘doğru insana’ verildiğine inanmaları açısından da son derece önemlidir, ne de olsa halkın çoğunluğu gelişmeleri ekranlardan takip edecek. Bu süreçte adaylar hakkında anketler düzenleniyor, hayat hikâyelerinin daha da iyi bilinmesi için araştırmalar yayınlanıyor, filmler gösteriliyor. Amaç, adayların, onları başkalarından farklı kılan deneyimlerini öğrenmek.

Ödüllerin hangi adaylara gideceği üzerine bahisler bile oynanıyor. Ancak yarışmanın favorisi şehrin kayıp mallar müdürü Hidayet Bey; bugün Hidayet’ in filmini seyredeceğiz… Konunun uzmanları Hidayet Bey’ in kişiliğini çözümlemek için televizyonlarda olsun, gazete-dergi köşelerinde olsun, her yönüyle tartışıyorlar. Acaba Kahramanımızın çevresiyle hesaplaşması hangi düzlemdedir, nelere ilgi duyarak, hatta nelerden korkarak karakterini oluşturmuştur, hayat görüşündeki esaslı değişiklikleri nasıl zorlanmıştır; bugüne kadar ki davranışlarıyla inançlarının tutarlılığı, namuslu olup olmadığı, aldığı maaşla harcamaları bile hesap edilmektedir. İşte tüm bu elemelerden geçtikten sonra büyük ödüle hak kazanırsanız adınızı unutulmazların arasına yazdırırsınız; o zaman isimleriniz albümlere geçer, arkanızdan gelenler sizi anar, hayatınız ibretlik ders alınmak üzere destanlaştırılır, tiyatrolarda, sinemalarda mücadeleleriniz hikâyeleştirilir; ve bu payeye hak kazanmak isteyenler de sizi örnek alırlar. İşte burada sinemanın sanatsal işlevi devreye giriyor, çünkü ödülle birlikte adınıza pek çok tanıtım filmleri de piyasa sürülecektir;

Ne de olsa insanı hayatın içinde gösteren tanıklığın en önemli yolu ONU filme çekmektir.

Bir sonraki bölümde bu film çekimlerinin ayrıntılarını vereceğiz size…. Bizden ayrılmayın;

Şimdi reklamlar!

Share

Leave a Comment