Rehber

02 Eyl 2009

Alper Bilgili

“Tek rehber bilimdir!”
Aydınlanmanın doğurduğu bu fikir, Engin’in dudaklarından ağır ağır döküldü. Defalarca kez… Sonra bir kez, bir kez daha. Belki bu gece yüz olmuştu. Neredeyse ağzından çıkanların anlamlarını düşünmemeye başlamıştı ki birden dışarıda çöpleri toplayan kamyonun gürültüsü ile kendine geldi. “Ne derin bir cümle!” diye fısıldadı. “Aydınlanma başlayalı 200 yıldan fazla oldu ve bu cümle hâlâ bu kadar etkili. Abartıyor olamam. Aradığım bu! Yarından tezi yok dövmeciye gidiyorum ve ondan omzumla dirseğim arasında kalan bölgeyi bu cümle ile süslemesini istiyorum: Tek rehber bilimdir!”

Engin kararını vermiş olmanın huzuru ile uykuya daldı. Bugün, belki de uzun bir aradan sonra ilk kez uyumadan önce, içinde yaşadığı toplum için hayıflanmaya zaman ayırmamıştı. Oysa normalde, insanların niçin akıllarının değil başka bir gücün sesini dinlediklerini uzun uzun sorgulardı. Nihayet mantıklı bir açıklama getiremez, göz kapaklarının da uyarısı ile pes ederdi. Bazen işi, düşünmenin ötesine götürdüğü de olurdu. İnternette çeşitli gazete ve forum sitelerine yorumlar yazardı. Bu konuda çok titizdi zira bir kişiyi aydınlatsa kârdı. Aslında ufak çaplı da olsa sonuç almış, şimdiden etrafında on kişilik bir grup toplamayı başarmıştı. Ama bunlar daha başlangıç dahi sayılmazdı. Bu dava onun hayatında o kadar merkezi bir yer işgal ediyordu ki, sık sık kendisini Fransız aydınlanmasının bir neferi, hatta mücahidi olarak görüyordu. Ömür boyu sürecek bir uğraştı bu.

Şimdi gözleri kapalı, yüzünde hoşnutluk saçan bir tebessümle uzanıyordu. Gözlerini açtığı zaman kendisini bambaşka bir dünyada, hem de hükümdar olarak bulacağını sizin gibi o da tahmin edemezdi. Ancak acele etmeyin. Beni dandik korku filmlerinin kabız senaristleriyle karıştırmamanız için önlemimi almama izin verin.

Peşinen söyleyeyim, görecekleri bir rüyadan ibaretti. Etkileyici, mantık kurallarına sadık bir rüya…

Rüyasında 20 yıldır içinde yaşamakta olduğu topluma yönetici olduğunu gördü Engin. Her gün, geriliği nedeniyle eleştirdiği toplumu değiştirmek için daha iyi bir mevkide olamazdı kuşkusuz. Şimdi vakit kaybetmemeli, uyanana kadar gerçekleştirmeyi hayal ettiği projeleri hayata geçirmeliydi. Böylece hangi idealinin gerçek hayatta gerçekleşebileceğini sınayabilirdi.

İşe koyulmadan önce o genel düsturu hatırlattı kendisine: “Tek rehber bilimdir!” O halde her adım bu fikre uygun olarak atılmalıydı. Bugüne dek başlarına ne geldiyse aklı reddeden ya da aklın yanına başka unsurlar ekleyen anlayışlardan gelmişti. İnsanlığa ayak bağı olmaktan başka bir işe yaramamış bu anlayışların hepsinin zararları insanlara vakit kaybetmeden anlatılmalıydı. Hoş, bugüne kadar elinden geldiğince bunun için çabalamıştı ama kıytırık bir internet sitesinde yazı yazmakla olacak iş değildi bu. Şimdi tüm yazılı ve sözlü basın, üniversiteler ve devletin diğer beyin yıkama aygıtları emrindeydi. Artık bütün bir nesli elleriyle şekillendirebilirdi. Rasyonel, mükemmel bireyler yaratabilirdi.

Gerekli emirleri verdi. O meşhur söz kısa sürede her yeri kapladı. Hemen her sokağın başına bu temayı işleyen heykeller dikildi. Sonra bilim adamlarından oluşan bir bilim kurulu oluşturdu. Bilim dinini beraber yaratacaklardı. Vakit kaybetmeden bu yeni din için misyonerler yetiştirildi. Görüşlere muhalefet edenleri yakalamak için gizli bir teşkilat kuruldu. Muhalifleri özenle imha edecek tesisler oluşturuldu. Engin’in tüm bu kararların alınıp uygulanmasında daha önce benzer projelere girişmiş ancak talihin yardımından nasiplenmemiş liderlerden esinlendiğini gizlemeye gerek yok. Artık topluma katkı sağlamayan yaşlılar ile toplumun sırtında yük olarak gördüğü sakatların yok edilmesi size de tanıdık gelmiştir. Ama hakkını yemeyelim; Engin kendi ürettiği, geliştirdiği fikirleri de uygulamaya sokmuştu. Mesela, biyolojinin şaşmaz kurallarını kullanarak kendisi gibi kusursuz bireyler yaratacaktı. İşin aslı Engin yeni topluma örnek olarak kendisini seçmekle kendini beğenmişlik yapmıyordu. O gerçekten de son derece zeki bir gençti. Üstün zekalı çocuklar okulunda okuması buna bir kanıt sayılırdı elbette. Dahası sadece zihinsel değil, fiziksel olarak da yaşıtlarının hayli ilerisindeydi. Bugüne kadar bir kez hasta olmamıştı. Ailesinde doksanını görmeden yaşama veda eden de yoktu. Hepsi ölene kadar dinç kalmayı başarmış kişilerdi. Annesini görenler onları iki kardeş sanıyorlardı.

Evet! Şimdi daha iyi anlıyordu Engin. Bu rüyayı görmeyi herkesten çok hak ediyordu. Gerçekleşmesi en gerçek rüya bu olmalıydı. Gelecekte lider olmayı ondan daha çok hak eden birisi olamazdı. Bu yüzden seçilmiş olmalıydı. “Hadi bakalım bir prova yap genç adam!” denilmişti ona.
“Hayır” diye irkildi Engin, “seçilme falan yok!” “Safsata bunlar…”

“Ne buyurdunuz efendim?”
Engin’in tahtın üzerinde dalıp kendi kendisine konuşması baş yardımcısını telaşlandırmıştı. Bu aralar efendisini bu halde çok sık görür olmuştu.
“Bir şey yok, dalmışım. Geldi mi raporlar?”
“Geldi efendim. Ama…”
“Ama ne?” diyordu Engin’in gözleri. Aslında ne olduğunu tahmin eder gibiydi. Genelde bir karar eski inanç ve adetlerle çeliştiği zamanlarda bu yüz ifadesine bürünüyordu Engin’in yardımcıları. Engin bu duruma öfkelenmekle kalmıyor, yeni dinini özümsemeyen yardımcılarına ağır cezalar da veriyordu. Başına gelecekleri tahmin eden yardımcısı iki arada bir derede kalmıştı. Belki de bu yüzden raporda yazanları aynen okumak yerine yumuşak bir şekilde Engin’e iletmeyi denedi.
“Efendim, biliyorsunuz… Kusursuz genleri oluşturmak için uzun süredir çalışıyoruz. Size bu konuda oluşturduğumuz listeleri getirdim.”
Engin söyleneceklerin bunlardan ibaret olmadığını yardımcısının titreyen ellerinden çıkarıyordu. Yine de bozuntuya vermeden sessizce sordu.
“Demek bilim kurulunun uygun gördüğü eşleşmeler bunlar?”
“Evet.”
“Başka bir şey yoksa…”
“Aslında var efendim.” Başyardımcı söze telaşla başlamış ancak devamını getirememişti. Uzun bir sessizlikten sonra devam etti. “Geleceğin lideri ile ilgili çalışma da sonuçlanmış.”
“Öyle mi?” derken Engin’in gözleri parlamıştı. Yüzüne muzipçe bir gülümseme takınıp sordu. “Kimle çiftleşiyor muşum bakalım?”
Yardımcısı bir kerede söylemenin en iyi yol olduğunu fark etmiş olacak. “Mine… Mine Hanım…” dedi.
Engin öylece sessizce durdu bir süre. Aslında beklenen olmuştu. Yaşayan en mükemmel insanın genlerine sahipse, gelecek neslin en mükemmel genini oluşturmak için bir yakınıyla birlikte olmalıydı. Bilim bunu gerektiriyordu. İkiz kız kardeşi onun genlerine en yakın genlere sahipti. Mükemmel insanı beraber yaratacaklardı. Ama bir insan bunu nasıl kabul edebilirdi…
Engin kendine geldi. Bozulduğunu fazla belli etmemeliydi. Bu dine inanmakta zorlanan insanlar bir de liderlerinin geri adım attığını öğrenirlerse ütopya başlamadan bitebilirdi.
“Gereği neyse o yapılacak.” dedi Engin. Sesi az öncekine göre daha gürdü. “Tek rehber bilimdir!”
“Tek rehber bilimdir!” diye tekrarladı etrafındakiler. Liderlerinin bu cesareti onlara güç vermiş olmalıydı.
Oysa Engin bu esnada bir çözüm arıyordu. Kız kardeşiyle sevişmek onun bile kaldırabileceği bir tecrübe değildi. Yeni nesiller en iyi, kusursuz lidere sahip olmalı ve bu konuda bilim ne diyorsa o uygulanmalıydı ama insan kız kardeşiyle yatağa girebilir miydi?
Nihayet aklına bir çıkış yolu geldi Engin’in. Vakit kaybetmeden yardımcısını yanına çağırdı.
“Bak, ben kız kardeşimle beraber olursam çocuğumuz büyük olasılıkla sakat doğmaz mı?”
“Hem de çok büyük olasılıkla.” diyerek onayladı baş yardımcı. “İşte bu yüzden bilim kurulunun kararına göre kardeşinizle onlarca çocuk yapacaksınız. Akli ve fiziksel engeli olanlar daha sonra tarafımızdan elenecek. En sağlamı ise liderimiz seçilecek.”
Engin çözümünün bilim karşısındaki acizliğine şahit olmuştu. Şimdi bu sıkışmışlıktan kurtulmanın tek yolu rüyanın bir an önce bitmesini beklemekti.

Dergiler, Öykü, sayı_15 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

3 yorum yapılmış, “Rehber”

  1. 01

    Cok begendim. Devami yok mu diye gözlerim satir sonlarinda kaldi.
    Harika!

    Teyfur, 03 Eyl 2009 16:47 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  2. 02

    Çok güzel bir hikaye. Sürükleyici ve gerisi yokmu diye aranan bir hikaye. Yeni hikayelerini heyecanla bekliyorum. Başarılar dilerim.

    Mustafa Aydemir, 03 Eki 2009 22:40 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  3. 03

    İlk türk disütopyası mı geliyor dedim

    Deniz, 05 May 2011 23:30 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama