Kaçak

02 Eyl 2009

Murat Şahin

“İn arabadan”

Samet bakış yönü hiç değişmeyen komutanının emrine uydu. Arabanın kapsını kapatacaktı ki doğruca önüne bakmaya devam eden yüzbaşı belinden 1940 yapımı Alman pistolünü çıkartarak kendisine doğru uzattı.

“Hedefi bul. İki atış hakkın var”

Onbaşı silahı alırken en azından infaz edilmek için gelmediğine kanaat getirmişti. Titreyen elleriyle tuttuğu silah neredeyse düşecekti. Etrafına bakındı. Rüyadaymış gibi her taraf karanlık geliyordu. Yalnızca arabaları, o da uğursuz metalik rengiyle biraz parlamaktaydı. Dört bir yandan bastıran soğuk mart ayı için gereğinden çok fazlaydı. Dahası bu soğuk bedeni değil, ruhu üşütüyordu. Korkusundan elleri zangır zangır titremekteydi ki sol yanında duran hedefi gördü. Küçük, çalı dallarından yapılmış hedef minik bir darağacını andırmaktaydı. Tek farkı asılı olanın insan yerine üzerinde kırmızı halkalar olan yuvarlak bir taş olmasıydı. Sağ elinde tuttuğu silahı kaldırıp halkalara nişan aldı. İlk atışı karavanaydı. Darağacını bile tutturamamış, iki metre ötesini vurmuştu. Yakın mesafeden daha önce hiç ıskalamamış hatta her daim tam on ikiden vurmuş birisi için bu olay bir talihsizlik sayılmalıydı. Tek sebep durmadan titreyen elleriydi. Arkasından sağından solundan geçen, önünde duran soğuk rüzgarlar kendi aralarında fısıldaşıyor gibiydi. Yasunaga askerlerinin her biri gibi o da korkunun her türlüsü karşısında eğitilmişti fakat bu bambaşka bir şeydi. Bir an dönüp Yüzbaşı Togo’ya bakmayı düşündü. Hemen ardından bu fikrinden vazgeçti. Emindi ki yüzbaşı şu an onu izliyordu ve dönüp baktığı anda alnının ortasına bir kurşun yiyecekti. Kendini toplamaya çalışıp ikinci atışını yaptı. Bu kez daha da berbat bir atış yapmıştı. Gözlerinden yaşlar boşalmaya başlamış, dizleri kendisini taşıyamaz olmuşken sırtını döndü ve arabaya doğru yürümeye başladı. Başını kaldırıp komutanına bakmaya cesareti yoktu. Neden sonra bütün bu iki aptal atışın hedefi vurmak ve vurmamakla alakası olmadığına kanaat getirdi.

Sınanıyordu! Asıl hedef darağacı modelli küçük çalı grubu değildi. Asıl hedef kendisiydi. Dört bir yanından canlı rüzgar gibi geçenler yıllardır avladıkları, peşinde koştukları, bulamadıkları, yakalayamadıkları, öldüremedikleri üç harflilerdi. Mesele hedefi tutturmak değil, her şekilde güvenliği sağlanmış arabanın dışında delirmeden durabilmekti. Kahkahayı bastı. Delilere özgü, açılmış gözleriyle bütün bedeni sarsılarak gülüyordu. Rüzgarlar durdu, ecinniler hareket etmeyi kesip birden bire çıldırmış bu askeri izlemeye koyuldular. Samet’in elleri titremeyi bırakmıştı. Hedefe, bakmaksızın ateş ettiğinde kırmızı halkalar ortasından delindi.

“Çok iyi iş başardın” Yüzbaşı arabasından çıkmıştı. Belinin sol yanında kemerine asılmış katanası sağ yanında ise az önce orada olmayan bir tabanca mevcuttu. Hemen ardından aracın şoför kapısı da açıldı ve dışarı Massimil dedikleri uzun sarı saçlı İspanyol genci çıktı. İkisinin de yüzü her zamanki gibi duygusuzduysa da gözlerinde bir parıltı vardı. Rüzgarlar çevrelerinden uzaklaşmak için hareketlenmişti ki yüzbaşının “Tengu” deyişi işitildi. Massimil koluna takılı olan bilgisayarda hızla bir şeyler yaptığında ortalık bir anda mahşer yerine döndü. Dört bir yanda koşturan, yılışık suratlarında görünmez, dokunulmaz olmanın verdiği güvenle sırıtan üç harfliler koşturmaktaydı. Henüz kendi boyutlarına adım atan üç adamın farkında değillerdi.

Soğuk rüzgarlar gitmiş, Samet’i bir tiksinti almıştı. Simsiyah bir ceketin altına bermuda şort giymiş bir cin uzun burunlarına nazire yapan biri kırmızı biri yeşil ayakkabılar giymişti. Turuncu suratı portakal gibi pürüzlüydü. Bir başka cin halen kendisini görmediğini sandığı Togo’nun karşısında çomak çekiyor, indirdiği koyu kahverengi kıçını gösteriyordu. Saniyenin onda birinde yüzbaşının kılıcı kınını terk edip havada bir yay çizerek tekrar yerine yerleşti. Kahverengi kıçlı cin acı içinde kıvranırken diğer hepsinin yüzlerindeki ifade donmuş, yerini bir panik hali almıştı. Massimil omzuna asılı olan enerji tüfeğini çıkartırken yüzbaşının biri mavi diğeri kırmızı olan gözleri ışıl ışıldı.

Togo Japon hükümetinin artan ikinci boyut baskısı üzerine ürettiği son teknoloji bir androiddi. Teknolojide geri kalmış ülkeler Samet gibi özel askerleri eski Ninja klanlarının isimleriyle kurulan paralı birliklere eğitilmeleri için yolluyor, bu birlikler de diğer boyuttan insan hayatına müdahale eden ve bundan keyif alan cinlerin avında kullanılıyordu. Öyle ki bu müdahaleler dozunu tamamen kaçırmış, o dönem dünyayı yönetmekte olan İngiliz hükümetini kontrol altına almıştı. Mistik dünyalar hakkında tonlarca efsanesi olan Çin ve Hint halkları ve şaman kültüründe yoğrulmuş bazı milletler bu tehlikeyle başa çıkmanın antik yollarını bulmuşlarsa da teknolojinin yardımını asla yadırgamıyorlardı. Paralı askerler içinde dünyaca en meşhur olanı Togo’nun birliğiydi. Nitekim insani duygular sergilemese de Togo ve Massimiliano sezgiye benzer tavırlarla karar alabiliyor ve bunda başarılı oluyorlardı. Varlıklarını hissedemedikleri ecinnileri burada bulmuş olmaları bunun bir kanıtı sayılırdı.

Massimil ve Togo önüne gelen üç harfliyi biçmekte acımasızca davranıyor, ecinniler kaleleri konumundaki bu yerden nasıl kurtulacaklarının yollarını arıyordu. Birkaçı Massimil’in enerji yüklü atışlarından kurtulmayı başarıp ona yaklaşmışsa da Togo’nun kılıcı ayrım yapmaksızın her birini parçalara bölüyordu. Samet ise ikisinden de uzaktaydı ve cinler tarafından henüz bir tehlike olarak algılanmıyordu. Yere çöküp içinden bir şarkı söylemeye başladı. Yavaşça sallanışı giderek hızlı bir ritme bağlandı. Ablak suratlı, öldürmek için çılgınca bir haz duyan cinlerin dikkati artık Samet’in üzerindeydi.

Samet doğduğu günden itibaren bütün hükümetlerin dikkatini çekmiş bir çocuktu. Doğu ve Batı’nın kesişiminde doğan çocuk ömrü boyunca izlenmişse de kendi devleti dışında kimse son üç yıl öncesine kadar hakkında söz sahibi olamamıştı. Daha doğumunun ikinci haftasında garip davranışlar sergileyen çocuğu hocaya götüren annesi, “içine cin girmiş” yorumuyla karşılaştığında nutku tutulmuştu. Ardından bu olay sık sık tekrar etmiş, her defasında sayıları giderek artan cinlerin hedefi olan çocuk suskunlaşmıştı. İşin garip yanıysa hiçbir hocanın, doktorun, ve parapsikoloji uzmanının çocuktaki cinlere hiçbir şey yapamamasıydı. Ganzfeld uyarımı ile çocuğun bedenindeki diğer boyut canlılarını algılamasına çalıştıklarında aldıkları tek cevap uzun soluklu bir kahkaha olmuştu. Oysa Samet bedenindeki canlılara bir ev sahibi gibi davranabiliyor, onları dilediği zaman kabul edip dilediği anda kapı dışına atabiliyordu.

Şimdiki şarkısı kendisini sona götüren bir şarkıydı. Ecinniler sessiz şarkıyı duydukça Samet’in bedenine girmek için yaklaşıyor, fakat diğer uçta gözlerinden alevler saçan Togo’nun amacını bildiklerinden kaçmaya çabalıyordu. Eğer istenen olur da en güçlü oldukları bu yerde Samet’in bedeninde toplanırlarsa Togo anında hepsini ebediyete gönderecek darbeyi vuracaktı. Tabi ki bu yolculukta üç harflilerin yoldaşı Samet olacaktı.

“Senle oyun oynuyor” dedi içlerinden bir tanesi.
“Bu savaşı siz başlattınız”
“Bizi öldürdüğünüzde kendi dünyanız da ölecek”
“Her insan bir cine bağlıdır.”
“Togo bunu biliyor, android bunu biliyor.”
“Yalnızca androidlerin yaşadığı bir dünya istiyorlar.”

Samet’in bedeni her gelen cinin bıraktığı anılar ve cümlelerle sarsılırken şarkı devam ediyordu. Uzaklardan, az önce burada olmayan cinler de hızla şarkının davetine cevap veriyor, Massimil’i gördükleri andaysa kaçmak için çok geç kaldıklarını fark ediyordu.

Birden Samet’in gözü ömrü boyunca gördüğü en korkunç gerçeğe takıldı. Togo gülüyordu! Davet ettiği her bir cinin ısrarla vurguladığı şey belki de gerçekti. Ölen her bir insan Togo için olası bir kimlik, her bir cin bir hafıza, bir anılar yükü demekti. Ve bütün bunlar tek bir beden üzerinde olduğunda yaşayan ne kadar android varsa hepsi birer insan sıfatı kazanmış olacaktı. Daha sonrasında aptal diye niteledikleri insanlara ihtiyaçları yoktu. Önlerindeki en büyük engel olan ecinniler kendi bedeni üzerinden yoldan çekilebileceklerdi. Aksi halde androidlerin yapımları saldırıları başlatmış olan üç harflilerin kontrolünde kalacak, böylece olası savaş hep bir adım önceden engellenebilecekti. Samet şarkıya son verdi. Sallanması kesilir kesilmez yüzbaşının gülüşü yüzünde dondu. Kılıcı kınından hızla çıkarken ayakları toprağa sımsıkı bastı. Birazdan bütün hızıyla Samet’e koşacak ve onu kesip geçecekti. Massimil komutanından emir gelmedikçe ne yapacağı konusunda kararsız gibiydi. Togo’nun ayakları yerden kesildi ve android son hızıyla Samet’e doğru pike yaptı…

Ne var ki şarkı kesildiği anda Samet’in bedeninde toplanmış onlarca ecinni çıkış yolu aramaya koyulmuş, ani bir saldırıyla yok edebilecekleri Togo’yu ise hedef olarak belirlemişti. Tam yüzbaşı yerinden fırladığında cinler Samet’in bedenini terk edip ona doğru uçuşa geçtiler. İki hasım ortada buluştuğu anda yüzbaşının bedeni parçalara ayrıldı. Havada asılı kalan kılıç elden ele hızla dolaşırken enerji tüfeğini düşmanlarına doğrultan Massimil’e dek ulaştı ve tek bir darbeyle yardımcı android de yere yığıldı. Bilgisayarın bağlı olduğu sistem çöker çökmez ecinniler ile Samet’i bir arada tutan program bozulmuştu. Bir anda her şey eski halini aldı ve cinler görünürden kayboldu. Komutanın arabası olduğu yerde duruyordu. Soğuk rüzgarlar ise ılımış, yanaklarını okşuyordu.

En doğrusunu yaptın insanoğlu. Bizden olduğunu kanıtladın.

Samet yatağından sıçrayarak uyandı. Odası buz gibi soğuktu. Yatağın yanı başındaki postalları giyip ses çıkartmadan dışarı çıktı. İnce bir kar tabakasıyla örtülmüş toprak yumuşaktı. Adımlarını hızla atıp bilgisayar dairesine ulaştı. Kamp içerisinde, herkesin birbirine duyduğu güven sayesinde korumaya ihtiyaç duyulmuyordu. Retina ve parmak izi taramasından geçip anabilgisayarı çalıştırdı. Togo ile ilgili verilere yalnızca en üst düzey yetkililer ulaşabiliyordu. Ne var ki Samet’in iç sesi bu konuda muhteşem bir yardımcıydı. Parolayı sanki kendi parolasıymış gibi girip yüzbaşına verilen emirleri okumaya koyuldu. Emir numara 121 kendine has bir sesle açılmak için çağırdığından o belgeyi açtı. Gönderilen bilgisayar kodu bağlı oldukları birimlere ait değildi. Bilakis rüyasında gördüğüne benzer bir şekilde androidlerin üretildiği merkezden geldiğine adı gibi emindi. Ecinniler torunları olan Samet’e seslenerek bu işi başlamadan bitirmesini diliyorlardı. Samet hızla bilgisayardaki kodları değiştirdi ve Togo başta olmak üzere bütün androidlerin çalışma sistemlerini çökertti. Bir sonraki üretimi iptal etmeyi başarırsa bu kendisine kaçmak ve ecinnilere sığınmak için yeterince zaman tanıyabilirdi. Hemen ardından tüm bilgisayarlara virüs mahiyetinde kodlar girdi.

Odasından kaybolup gittiğinde bütün paralı asker birlikleri sessizliğe gömülmüştü. Olayı kontrol altında tutan android dostları başlarına gelebileceklerden habersiz üretimi tekrar başlattıklarında üç harflilerin torunu atmosferi çepeçevre saran cin şehirlerine adımını atmıştı.

Dergiler, Öykü, sayı_15 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

4 yorum yapılmış, “Kaçak”

  1. 01

    Akıcı ve keyifli bir öykü. Tebrikler:)

    merve uzun, 02 Eyl 2009 11:51 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  2. 02

    Nefis. Tebrikler.

    Asılkefeli, 02 Eyl 2009 13:24 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  3. 03

    Teşekkürler.

    Murat Şahin, 23 Eki 2009 17:36 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  4. 04

    Oldukça yaratıcı :)

    Melike Şenyüksel, 03 Kas 2009 10:21 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama