Hayal Gücü

02 Eyl 2009

Abdullah Konuksever

-Serpil, hadi çıkalım artık.
-Tamam babacığım, geliyorum.
-Necati… Serpil’in eline bırakma.
-Aslı, yine başlama!
-Ne yapayım, elimde değil. Dün yine haberlerde gördüm, küçük bir çocuk kaçırmışlar.
-Aslı, lüzumsuz programlara baka baka psikolojini bozdun! Dünyada iyi şeyler de oluyor!
– Sen inanmazsan inanma, geçen altın gününde anlattılar. Hayriye hanımın eltisinin komşunun yeğeni günlerdir kayıpmış… Zavallıyı hangi kimler kaçırdı, Allah bilir?!
-Tamam! Tamam! Elini hiç salmam!
-Necati lütfen!
-Hadi kızım, biraz daha dursak annen bizi yan odaya kilitleyip dışarı çıkarmayacak!

Necati ne zaman Serpil ile dışarı çıkmak istese, Aslı hemen aklına kötü şeyler getirip dışarı çıkmalarının engellemek istiyordu. Son zamanlarda kızının başına bir şey geleceğinden korktuğu yetmiyormuş gibi kendinin de başına bir şeyler gelecekmiş gibi felaket tellallığı yapıyordu. Eskiden gördüğü kötü rüyalara, içindeki sıkıntılara veya gözünün seyrimesine alışmıştı. Fakat içeriye hapsetmek istemesi çekilmiyordu. Daha fazla moralini bozmadan kızıyla geziye çıkmanın tadını çıkarmak istiyordu.

-Serpilciğim, parka mı gidelim yoksa ilerideki pastaneye mi?
-İlk önce pastaneye, daha sonra parka gideriz babacığım.
-Aslında ben de senin gibi düşünmüştüm.

Necati yıllardır görmediği eski iş arkadaşı Bülent’i gördü fakat gördüğüne hiç sevinmedi. Bülent oldukça geveze biriydi. Yolunu değiştirmek istedi, geç kaldı. Bülent onu görmüş sanki koşar adımlarla geliyordu. “Yine bir iki saat boş boş konuşur!” diye söylendi.

-Ooo Necati, yüzünü gören cennetlik yahu! Nerelerdesin, hiç görünmüyorsun piyasada?
-Merhaba Bülent, nasılsın!
-Necati, hiç değişmemişsin valla! Hemen resmi konuşmaya başladın!
-Can çıkar, huy çıkmaz demişler…
-Sen bu mahalleye mi taşındın?
-Evet, 5 yıl önce taşınmıştım. Sen de mi buralara taşındın yoksa !?
-Korkma canım, mahallene gelmedim. Az ileride oturan bir arkadaşımın yanına gidiyorum. Sen halen Hayalbank’ta mısın?
-Evet, halen aynı hamam aynı tas.
-Yahu seninki de iş mi yani, Hayalbank’a yerleştin kaldın. Okumuş adamsın, çık başka işlere bak. Yıllardır aynı işi yapmaktan bıkmadın mı?
-Ben halimden memnunun…
-Bırak şimdi bunları! Ticarete atıl, köşeyi dön!
-Bülent, ticari kabiliyetim yok…Dedim ya, halimden memnunun!
-Aslanım, ticari kabiliyetin yoksa, biz ne güne duruyoruz? Ortak iş yaparız! Okumuşsun, yabancı lisan da biliyorsun. Uluslararası işten bahsediyorum. Bir başlayalım hele, bak sen paralara!
-Olmaz, istemem…
-Yahu Necati, sen ne saf adamsın be! İnsanlar üç beş kuruş için atmadık takla bırakmıyor, sen kazanacağımız çuval çuval paralara burun kıvırıyorsun…
-Israr etme…
-Necati, bir yere oturup konuşalım diyecektim ama sıkıldın herhalde? Pek konuşmak istemiyormuş gibi bir halin var?
-Kızımla bir yere kadar gidecektik de… Serpil? Serpiiiil!

-Oldu mu yani şimdi? Filmin tam heyecanlı yerinde elektrikler kesildi! Kaç saatte gelir kim bilir!
-Meral, yan odadaki dolapta mumu getir de yakalım kızım.
-Küçük dolapta mı anne?
-Evet, kızım.
-Pakize, bende çakmak var. Vereyim mi?
-Ver, Fadime.
-Mumu da yaktık, cereyanın gelmesini beklemekten başka çare yok. Çok da güzel bir filmdi valla.
-Pakize teyze, benim bir fikrim var!
-Neymiş o Hülya?
-Cereyan gelinceye kadar kendimiz filmde neler olabileceğini ve nasıl biteceğini anlatalım?
-Güzel bir fikir ama ben anlatamam ki?
-Anlatabildiğimiz kadar…
-Peki sen başla!
-Ya… Ben başlamasam, büyüklere saygısızlık olmaz mı?
-Hayır kızım saygısızlık olmaz. Pakize teyzen haklı, sen başla.
-Tamam başlı-yo-ruum!

Hülya heyecanla anlatmaya başladı.

*

-Bülent! Sen bu tarafa ben de bu tarafa bakalım!
-Tamam Necati! Hemen!

Necati, Serpil’in pastaneye gitmiş olabileceğini düşünüp pasta haneye doğru koştu. İlerideki yol kavşağında kalabalık gördü ama aldırış etmedi. Hızla pastaneye gidip içeri girdi.

-Mehmet! Serpil buraya geldi mi?
-Hayır abi gelmedi, n’oldu?
-Mehmet, Necati miydi az önceki?
-Evet usta, adamın içeri girmesiyle çıkması bir oldu. Kızını sorup çıktı, kötü bir şey olmamıştır inşallah.
-İnşallah, yoksa Aslı hanım Necati’ye yapmadık eziyet bırakmaz!
-Haklısın usta, zaten adama bir şey olmamışken eziyet ediyor… Bir de kızına bir şey olursa, vay Necati abinin haline!

Necati, hemen dışarı çıkıp sağına soluna bakındı. Az önceki kalabalık dikkatini çekti, ambulans son surat kalabalığa doğru geliyordu. Yoksa.. Yoksa… Necati düşünmek bile istemedi… Kızını yoldan geçerken araba mı çarpmıştı acaba?
Koşarak kavşağa gitti ve kalabalığın içine daldı…
-Serpil! Serpil!
-Beyefendi, kızınız mı?

Necati bayılmamak için kendini zor tuttu. Serpile motosiklet çarpmış, Serpil kanlar içinde yerde yatıyordu.

-Yardım edin kızıma! Yardım edin! Allah’ım onu bana bağışla, ona yardım et!
-Korkmayın beyefendi, kızınız yaşıyor. Hemen ilk yardıma yetiştireceğiz! Siz şöyle kenarda oturun, hemşire hanım hemen ilk yardımı yapsın.

Necati, biraz olsun rahatlamıştı. “Ya Rabbi, sana şükürler olsun, kızım yaşıyor”
Ambulanstaki hemşire Serpil’e ilk yardımı yaptıktan sonra Necati’ye dönüp:

-Korkmayın beyefendi, kızınız iyi. Gördüğüm kadarıyla burnu kanamış ve yüzü yaralanmış. Biraz sonra muayene olur, inşallah başka bir şeyi yoktur.
-Peki kızım neden kıpırdamıyor?!
-Kazanın şokundan beyefendi, biraz sonra kendine gelir. Lütfen telaşlanmayın.
-Hemşire hanım, korkmayın demesi kolay ama gel sen onu bana sor!
-Anlıyorum beyefendi… Bakın, hastaneye geldik. Yardım edin lütfen!

Bir saat sonra Serpil kendine gelmişti. Burun kemiği çatlamış, yüzü de yaralanmıştı. Hastaneden çıktılar ve taksiyle eve gittiler. İçeri girdiklerinde Aslı yine gözlü yaşlı halde bol ağıtlı, dertli bir programa bakıyordu. Serpilin yüzündeki yarayı fark etmedi bile.

Aslı’nın televizyondaki senaryo ürünü olan dertlere ağlarken kızının kaza geçirmiş ve yaralanmış olmasını fark etmemesi Necati’yi fena halde sinirlendirdi. Televizyonu kapatıp:

-Aslı! Televizyondaki uyduruk dertlere ağlayacağına kızına bir bak !
-Aman Allah’ım! Ne olmuş benim kızıma böyle?! Necatiiii! Ne yaptın sen kızıma? Canım kızım beniiim!
-Anne, korkma bir şeyim yok. Yoldan geçerken biri çarptı. Hastaneden geliyoruz, bir şeyim yokmuş.
-Necati! Kızım çarpılırken sen neredeydin? Neden elini tutmadın!
-Şey.. Aslıcığım…
-Sus! Duymak istemiyorum! Bir daha kızımla dışarı çıkmayacaksın!
-Ama Aslı, bir anda…
-Yeter! Serpilin yüzüne bak sana! Sen böyle bakarsın çocuğa! Bir daha, asla!

Hülya sordu:
-Nasıl beğendiniz mi?
-Evet, güzel anlattın. Şimdi kim anlatsın? Meral kızım sen anlatmak ister misin?
-Anne, Fadime teyze anlatsa?
-Meral, nazlanma da anlat bakalım. Senin filmin nasılmış bakalım. Cereyan gelmezse, ben de anlatırım. Hadi seni dinliyoruz.

Meral’in anlatacağı senaryo da bayağı heyecanlıya benziyordu.

*

-Bülent sen karşıya bak, ben de bu tarafa!
-Necati, ben gidiyorum… Sana kolay gelsin.
-Nee ?! Defol, ulan!

Necati, Serpil’in pastaneye gitmiş olabileceğini düşünüp pastaneye doğru koşmaya başladı. Hızla pasta haneye içeri girip:

-Mehmet! Serpil buraya geldi mi?
-Hayır abi gelmedi, n’oldu? Hoppala! Adama bak ya !? Sanki arkasından atlılar geliyor!
-Mehmet! Bırak mırıldanmayı, işine bak!
-Tamam usta!

Necati koşarak ilerideki parka baktı ama Serpil burada da yoktu. Belki kızını görenler olmuştur diye Bülent ile konuştuğu yere geri geldi. Az ileride bir simitçi duruyordu.
-Kardeş, az önce buralarda 6 yaşlarında bir kız gördün mu? Sarı saçlı..
-Elbisesi pembe miydi?
-Evet, evet!
-Abi, az önce şu ileride duran yaşlı bir dilenciyle konuşuyordu… Aa, nereye gitmiş dilenci!?
-Kardeş, nasıl biriydi, tanıyor muydun dilenciyi?! Eyvaah! Kızımı kaçırdılar! Hemen polisi aramalıyım. Imdaat! Kızım kaçırıldı! Polisi arayın! Polisi arayııın!
-Telaşlanma beyim, dilenci adam niye kızını kaçırsın ki?
-Nerde peki kızım?! Hani nerde?!
-Abi, bana niye bağırıyorsun ya! Çekil başımdan, işim gücüm var benim!
-Dur bakiim sen, polise dilenciyi tarif edeceksin! Seni bırakmam!
-Bırak beni ya! Benim polisle işim olmaz! Simitleri satmam lazım, yoksa çocuklarım yine aç kalırlar!
-Bütün simitlerini alıyorum! Hem de iki katına! Al para! Lütfen yardım et, kızımı kurtaralım!
-Abi, ben senin paranı falan istemiyorum! Bırak beni yeter!
-Beyefendi, sorun nedir? Tilki yoksa bir şeyini mi çaldı?
-Polis bey, ne tilkisi? Ciddi olun biraz! Benim kızım kaçırıldı! Bu simitçi kızımı kaçıranları görmüş!
-Tamam, hemen karakola gidelim. Tilki, bizimle gel!
-Amirim, valla benim haberim yok! Lütfen bırakın işime bakayım!
-Tilki, derdini karakolda anlatırsın!

Necati ve simitçi az sonra karakola geldiler

-Beyefendi, siz önce beni yanlış anladınız. Simitçiyi iyi tanırız, lakabı Tilki’dir onun.
-Anladım!
-Bay Tilki, kızı kim kaçırdı, çabuk anlat!
-Amirim, caddenin köşesinde bir dilenci vardı. Bayağı yaşlı biri, daha önce hiç görmemiştim. Aslında alışılmış dilencilerden değildi. Simit satarken ara sıra dilenciyi gözetliyordum. Sarı saçlı bir kız dilenciyle konuşmaya başladı. Tam o sırada bir kaç turist yanıma geldi, simitlere bakıp bana bir şeyler söylediler. Kendilerine tadımlık birer parça simit verdim. Turistler simiti beğendiler ve benden simit istediler. Yanlarında sadece döviz olduğundan beni biraz uğraştırdılar. Ben bu arada dilenciyi unuttum.
-Peki, kimin adamı sence bu dilenci? Karayılanın mı?
-Zannetmem. Karayılan çocuk kaçırma işiyle ilgilenmez! Çocuk kaçırma işine Fıçı bakar ama Fıçı Karayılan’dan fena halde korkar. Karayılanın mahallesinde bırakın çocuk kaçırmak, yanından bile geçemez. Geçen yıl Karayılan Fıçı’yı devirip bol taşlı, kayalı uçurumdan aşağı yuvarlamış. Fıçı’nın kırılmadık kemiği kalmamış…
-Başka kim çocuk kaçırır acaba?
-Amirim, şimdi aklıma geldi…. Geçen Çekirge anlatmıştı… Tamam, şimdi oldu!
-Hadi ulan çabuk! Ne duydun?
-Kızma amirim, Fıçı ile Barut barışıp beraber çalışmaya karar vermişler. Çekirge ile güldük; Barut fıçısı adında bir holding kurmuşlardır diye…
-Tabi ya! Fıçı, Barut’tan güç alıyorsa bırak Karayılanın mahallesine gezmeye, deliğine bile girer! Tilki, bizimle gel! Arkadaşlar, hemen Barut fıçısına baskına gidiyoruz!
-Ben de geliyorum!
-Hayır beyefendi, kızının selameti için burada beklemelisiniz!

Necati, kızının kaybolduğu kadar da duyduğu isimlerden korktu: Tilki, Karayılan, Fıçı, Barut, Çekirge, Barut fıçısı…. Adamların lakaplarından ne kadar korkunç ve karanlık kişiler olduğu belliydi. Kızı şimdi karanlık adamların elindeydi… Beklerken hep dua etti… İki saat sonra polisler Serpil’i karakolda babasına teslim ettiler. Necati, polislere ve simitçiye defalarca teşekkür etti. Eve giderken:
-Serpil, kızım ne olur annene bir şey anlatma olur mu? Yoksa annen beni Barut fıçısının içine atar.
-Efendim baba?
-Annen olanları duyarsa, beni polis amcalara verir. Onlar da beni hapse gönderirler yani beni bir daha göremezsin.
-Tamam baba, söylemem!

Eve girdiklerinde Serpil koşarak annesini kucakladı ve ağlamaya başladı.
-Serpil, neden ağlıyorsun?
-Anne, beni kötü amcalar kaçırdııı! Çok korktuuum!
-Nee?! Necatiiii!! Serpil ne diyor?!

Hanımı Necati’nin yakasından tutmaya geldiğinde Necati çoktan bayılmıştı….

-Şak! Şak! Şak!
-Bravo! Sen neymişsin be Meral?! Sanki yılların senaryocususun, helal olsun!
-Estağfirullah! O kadar da değil! Çok kitap okuduğumdan olacak galiba!
-Bırak mütevazılığı, çoğu filmden daha kaliteli bir senaryoydu. Senaryo deyince aklıma geldi; liseden sonra ne okusam diyordun ya? Al sana bir teklif; film akademisinde okumaya ne dersin? Kabiliyetini gördük, inkar etme!
-Aslında hiç de fena bir fikir değil, neden olmasın? Anne, sen ne dersin?
-Kızım, güzel de senaryolarınız biraz karamsar. Hemen kötü şeyler getirmeyin aklınıza, unutmayın dünyada iyiliklerde var!
-Fadime, kızların anlattıklarını pek beğenmedin galiba. Şimdi sen anlat bakalım.

Fadime pek anlatmak istemedi ama kızların ve komşusu Pakize’nin ısrarına dayanamadı.

*

-Buradayım babaa!

Necati, arkasına dönüp baktı… Kızı oyuncakçı dükkanındaydı, koşarak yanına geldi.

-Beni korkuttun kızım, bir daha elimi bırakma oldu mu?
-Tamam babacığım, bırakmam. Şu dükkanda çok güzel bebekler var, bakalım mı?
-Peki, istersen birini alırım.
-Yaşasın!

Necati, kızı ile oyuncakçı dükkanına girdi.

-Hoş geldiniz beyefendi. Kızınız vitrinden içeri bakıyordu, ben içeri çağırdım.
-Neden?!
-Kızmayın beyefendi, kızınızın iyiliği için.
-Kızımın iyiliği size kalmadı herhalde!
-Beyefendi, siz şöyle bir oturun. Şu ayranı için, ferahlarsınız.
-Olmaz, istemem!
-Beyefendi, lütfen. Neden kızınızı içeri çağırdığımı anlatayım. Siz isterseniz yine de kızabilirsiniz. Lütfen ilk önce beni dinleyin.
-Pekala, dinliyorum.

-Beyefendi, benim adım Mahmut, 20 yıldır bu caddede esnafım. Bu caddeden akşama kadar hırsızlar, kaçakçılar, tokatçılar, dolandırıcılar, dilenciler, her türlü kirli iş pazarlamacıları yani sizin anlayacağınız bir sürü kötü adam gelip geçer. Ben nelere şahit olmadım ki bu caddede?! Allah bağışlasın, çok güzel bir kızınız var. Bırakın böylesi bir yavruyu, ayakta uyuyan kocaman adamı bile kaçırırlar! Köşedeki dilenciyi görüyor musunuz?

-Evet, ne olmuş dilenciye?
-Adam dilenmekten çok, çevreyi kolaçan ediyor sanki? Bak, dibinden iki teyze geçiyor ama adam onlardan para istemiyor! Gerçek dilenci olsa, hacı teyzelere elvan çeşit dualar edip bir kaç kuruş koparır değil mi?
-Haklısın, adamın pek dilenmekle alakası yok galiba!
-Şu karşıdaki simitçiyi görüyor musun?
-Evet, zavallı simit satıyor, yanlış bir şey mi yani?
-Hayır, simit satmak yanlış değil ama adam daha düne kadar en becerikli kumarbazlardan biriydi. Tövbe etmiş diyorlar, inşallah tövbesinden dönmez.
-Yahu burada hiç sağlam adam yok mu?
-Estağrifullah, öyle demek istemedim… Bir çürük domates koca kasa domatesi bozmaya yeter de artarda. Buralarda insanları rahatsız edecek bayağı şerli insan var. Hem siz şu kavşağa bakın lütfen! Bazıları ne trafik lambasına bakıyor, ne sağına ne de soluna… Son gaz, sanki yarış pistinde!
-Haklısınız Mahmut bey… Şey, az önce biraz kaba davrandım, kusuruma bakmayın… Hem size çok teşekkür ederim… Kızım, hangi bebeği istersin?
-Şunu alalım babacığım.
-Tamam kızım, alalım.
-Hayırlı işler Mahmut bey, tekrar teşekkür ederim!
-Rica ederim, beyefendi… Her zaman bekleriz, çayımızı için…

Necati kızıyla pasta haneye giderken Aslı yanlarına geldi.

-Merhabaaa!
-Annee! Bak, babam bana ne aldı!
-Aa ne kadar güzel bebekmiş bu! Çok güzel! Ev de sıkıldım, bende sizinle gezmeye geldim.
-Aslı çok iyi yapmışsın, bizde pastaneye gidiyorduk.
-İyi olur, uzun zamandır beraber bir yerlere çıkmamıştık….

Fadime hanimin senaryosu değerlendirilmeye kalmadan elektrik geldi. Herkes heyecanla televizyona baktı ama film bitmişti haberler vardı.

-Sayın seyirciler, Çürük Çeşme mahallesindeki bir birahanede çıkan kavgada beş kişi ağır yaralandı…

Haberleri hiç kaçırmayan Pakize hanım: “bize ne kavga eden ayyaşlardan, sarhoşlardan! Koca koca adamlar, kavga etmeselerdi!” diye söylenerek televizyonu kapattı…

Dergiler, Öykü, sayı_15 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama