Tim kuluçkacıları

15 Haz 2009

Sinan Tabanlı

Hayat denen çetrefilli mücadeleye 0-0 başlamıyor herkes.
Bu çetin cidale bazısı önde, bazısı geride start alıyor insanların. Hilkatin bir cilvesi olarak kimi insan üstün özelliklerle mücehhez; kimi insan da, standardın bile altında bir techizat ile doğuyor. Yetişme evresinde şartlar değişkenlik gösteriyor. Talih dönüyor, şans kapıları açıyor. Yahut kader okkalı bir sille aşkedebiliyor ense köküne adamın. Bu hem ceple alakalı olan durumlarda olsun, hem de manen bu şekilde tezahür ediyor. Ee, hayat bu. Binbir senaryosu var bu filmin.

Meselenin duygusal ve toplumsal yönüyle alakalı bir kısmına temas etmek gereği hasıl oldu. Statü olarak her insan farklı. Herkesin kafasında bir diğeri için çizdiği bir robot resim var. İnsanları kimliklerine ve konumlarına göre sınıflandırıp onlara bu kriterlere göre muamelede bulunmak yöntemi bugünün insanının ilişkisel ve iletişimsel metodlarının en üst sıralarında bulunuyor. “A şahsı filan yerde yüksek bir kariyere sahip, hitap şeklim şu, ilgi oranım şu olmalıdır.” “B şahsı orta yaşlı sıradan bir kaynak operatörü, ismiyle hitap edip yanında rahat takılmalıyım.” Bu düşünceye sahip olmayan çok az insan bulunur. Hemen hepimizin şiarıdır bu metod. Aristokrat, sosyete veya burjuva sınıfındakilerle proleterleri bir göremiyoruz, göstermiyorlar bize. Alayişli olanı da sönük kişilikli olana tercih ediyoruz. Bükelemeyelim.
Statüsüne göre tasnif ettiğimiz insanlar arasında fiziksel ya da zihinsel engelliler de bulunuyor. Yaşlılar ve düşkünler, korkaklar ve ezilmişler de payını alıyor bizim kibir pastamızdan.
Sosyo-ekonomik kategorizasyon genlerimize sıçramış bir kere. Halbuki “Veda hutbesi” ne der:
“Üstünlük ancak takvadadır.”

Halbuki onlar bizimle aynı yaşta, aynı erdemlere sahipler. Belki biraz suskun, belki cesaretleri eksik. Biraz fakirler, biraz çirkin ya da pek işe yaramazlar biraz. Pek arkadaşları olmuyor onların,
arayıp soranları bulunmuyor bu adamların. Onlar ya bir engelli, ya bir dışlanmış. Toplum vicdanının dar aynalarının kör noktasında kalıyor onlar. Zayıflığın, yalnızlığın, ezilmişliğin, yüzü kızarmışlığın, utangaçlığın ve ilgisizliğin acı kurbanları.
Toplum eliyle kişilikleri katledilen zavallılardır onlar, ellerimizle yere serdiğimiz. Yaradılışın hayata 1-0 geride başlattığı bu insanlara asıl yıkıcı darbeyi biz vuruyoruz, vurmaktayız.

İçine kapanık, ağır hastalık sahibi, yalnız, depresif insanların ne kadar çok intihar ettiğini biliyoruz. Ve onları şiddet uygulayarak kendilerini göstermeye zorlayan bizleriz.
11 Mart 2009 günü, Almanya’nın Baden-Württemberg adlı eyaletine bağlı Winnenden kentinde 17 yaşında biri eski okuluna giderek rastgele ateş açtı ve 17 genç (kendisiyle birlikte 18) hayatını yitirdi. Ne kadar acı vaka. Katilin adı Tim Kretschmer olarak açıklandı.

Yukarıda zikrettiğimiz gibi, belirli bir sebepten dolayı toplum tarafından dışlanmış veya ikinci plana itilmiş olan insanların kendilerine veya çevrelerine zarar vermeleri, üzerinde çok kafa patlatılması ve irdelenmesi gereken bir husus. Oldukça da ikircikli.

Onlar kendiliğinden mi zararlı hale geliyorlar, yoksa biz mi o hale getiriyoruz onları?
İşte avam tabiriyle zurnanın zırt dediği yer burası olsa gerek.

Tim Kretschmer’a muhtemel bir portre çizersek şayet şöyle de gelişmiş olabilir herşey:

Tim küçük yaşlardan itibaren şefkatten ve sevgiden yoksun olarak büyütülür. Ona güzel anlarını ve eşyalarını paylaşabilmesi için gerekli arkadaş ortamı sağlamak düşünülmemiştir ailesi tarafından. Baba devamlı iş ve hobileri ile hemdemken, anne de babadan neredeyse farksızdır.
Kız kardeşi sıkıcı bir çocuk olan Tim’le paylaşabileceği pek bir şeyinin olmadığına inanıyordur ve aynı evde yaşayan kopuk bir aile mevcuttur. Tim günlerini okul – ev arasında mekik dokuyarak geçirir. Evde iken yemek saatleri haricinde mütemadiyen dersleri ile veya bilgisayarı ile uğraşmaktadır. Bilgisayarda ise sıkıcı yaşamına renk ve heyecan katan savaş, dövüş, hırsızlık, katl, kaza temalı bilumum şiddet içerikli oyunlar oynamaktadır. Okulda ise gözlüğü, asosyalliği ve yalnızlığı ile dalga geçen sınıf arkadaşları Tim’i içinde bulunduğu yalnızlık ve bunalım kapanında dahi rahat bırakmayarak şeytanî çomaklarıyla zavallı Tim’i deli etmektedirler. Büluğ çağındaki bir ergenin en hassas noktası olan kız arkadaş meselesi de okul kızları tarafından hedef tahtası haline getirilerek cılkı çıkarılıyordur. Ne büyüklerine ne de yaşıtlarına karşı cesaretini ve özgüvenini bir türlü sağlayamayan Tim ne aile içinde ne de arkadaş ve okul çevresinde mutlu ve normal bir hayat sürememektedir. Tam da yetişme çağında başına gelen bu olaylar onu bütün dünyayı içinde yaşadığı çevreden ibaret sanmasına yol açar. Güzellik, vefâ, yardımseverlik, şefkat, sevgi ve hatta aşk gibi duygulardan hepten bîhaberdir Tim.
Albertville kolejinden ayrılması iyi kötü bir kaç arkadaşını da kaybetmesine yol açar. Artık yapayalnız ve başıboştur Tim. 1,5 sene zarfında Alman endüstrisinde bir işçi olabilmek için ağır meslek eğitimleri almaya devam eder. Fakat heyhat ki Albertville kolejinde yaşadıkları onu bu yeni eğitimine hazırlayamamıştır. İletişim zayıflığı çeken ve medeni yönden cesaretsiz birisi olarak yetişen Tim, içinde bulunduğu ateş çemberini şiddet uygulayarak yarmayı denemelidir.
Sıkı bir silah tutkunu olan babasının silah kasasından bir silah aşırabilirse eğer, ona bunları yapanları korkutabilir hatta intikamını istediği gibi alabilir bile.
Birgün hazırladığı planı güzelce uygular ve bireysel silahlanma merakı kurbanı olan babanın silahlarını mermileri ile birlikte ele geçirir. Bu kadar silahla neler yapamaz ki? Okulu basıp eski (tırnak içinde) arkadaşlarını katletmeyi akleder. Bir gün belirler ve bu gün 11 Mart’tır.

11 Mart 2009 günü, Almanya’nın Baden-Württemberg adlı eyaletine bağlı Winnenden kentinde 17 yaşında biri eski okuluna giderek rastgele ateş açtı ve 17 genç (kendisiyle birlikte 18) hayatını yitirdi.
Ki bu ilk değil, böyle giderse sonu da olmayacak gibi. Toplumsal kusurlarımızı görmedeki amnezimizden biraz olsun arınabilirsek okul katliamlarının kronikleşmesinin vehametini idrake mazhar olabileceğiz.
Ben Tim’in suratında amansız bir katil sıfatı görmüyorum.

Yaptığı çocuğa sahip çıkmayan ebeveyn mi suçlu?
Evlerimize her türlü şiddet içeriğini sokan bilgisayar üreticileri mi?
Egoizm ve ezilme-ez mantığıyla yetiştirilmiş genç insanlar mı? Onların aileleri mi?
Tim Kretschmer’ın öğretmenleri mi?
Yoksa Tim Kretschmer mı?
Tim’ler aramızda büyümüyor mu?

Sizce bu kanlı fotoğrafın gerçek katili kim?

Dergiler, Fikir Yongalama, sayı_14 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

3 yorum yapılmış, “Tim kuluçkacıları”

  1. 01

    İnsanı usulca silkeleyen bir yazı olmuş,ruhunuza sağlık :)

    handan kalsın, 16 Haz 2009 09:35 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  2. 02

    Eleştiriniz teşekkürler Handan hanım.

    Sinan, 19 Haz 2009 22:55 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  3. 03

    Eleştiriniz için. :)

    Sinan, 19 Haz 2009 22:55 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama