Kazım Cumert

15 Haz 2009

Atilla İpek

”…yazarın misyonu en başta yazmak olmalı.  Elbette birey olarak topluma karşı da sorumlulukları olmalı. Ama bu sorumluluk niye bir muhasebeciden, bir fırıncıdan, bir öğretmenden fazla olsun ki?  Gelecek kuşaklarlara iyi bir dünya bırakmak tüm insanların görevi olmalı..’.

cigdemlerErzincan’da doğdu. (1956) Çanakkale – Gökçeada Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra Türkiye’nin değişik yerlerinden öğretmenlik yaptı. 1980’de Hollanda’ya yerleşti ve mesleğini yakın zamana kadar bu ülkede Türkçe dersleri vererek sürdürdü. Hâlâ Hollanda’da yaşıyor, evli ve iki çocuğu var.
Kazım Cumert’in çoğunluğu Hollanda’da olmak üzere değişik dergilerde yazıları ve öyküleri yayınlandı. (İlke, Tanım, Çerçeve, Sesimiz, Semah, İkibinbir, İleri, İnsancıl, Edebiyat Gündemi, Birgün, Kral Media ve yerel bazı gazete ve dergiler)
Öyküleri Hollanda’da düzenlenen iki ayrı öykü yarışmasında birincilik ve ikincilik ödülleri aldı.(1986 İLKE dergisi, ikincilik; 1997 NPS Türkçe Radyo, birincilik)
1991 yılında Türkiye’deki öğretmenliği sırasındaki (yetmişli yıllar) gözlemlerinden, etkilenimlerinden ve birebir yaşadıklarından yola çıkarak yazdığı bir romanı yayımlandı: Çiğdemler Çıkarsa Eğer.
1992’de Yurtdışında yaşayan insanlarımızın yaşamları, buradaki çelişkilerini konu edinen  öyküleri Sorun Yayınları tarafından kitaplaştırıldı: Islak Raylar
2000 yılında ise Gurbetçi diye de adlandırılan insanlarımızın öyküleri bu kez Bumerang Yayınları tarafından yayımlandı: Ciğerim.
Ciğerim 2003 yılı sonunda da Ik nodig je uit op mijn begrafenis adı altında In de Knipscheer yayınevi tarafından Hollandaca olarak yayınlandı.
Ayrıca Zwolle’da bir kurum adına aynı mahallede yaşayan farklı insanlarla yaptığı söyleşiler raylarBenim İki Memleketim Var (ik heb twee landen) adı altında ve iki dilli bir çalışma olarak kitaplaştırıldı. Benzer bir çalışmayı da bir başka belediyede bu kez köy öyküleri teması altında yaptı: Yağmurla Gelen Gelin(bruid in de regen).
Her yurtdışında yaşayan yazar gibi Türkiye yazın dünyasıyla ilişkileri birkaç edebiyat dergisine olan aboneliği, internet ve Hollanda’ya gelen yazarları izlemekle diri tutmaya çalıştığını belirtiyor Kazım Cumert. “Basın dünyasını, yani bilinen söyleyişle Çağaloğlu Yokuşunu ne yazık ki yakından tanımıyorum” diyor. “Bu da, haliyle bu dünyaya girmemi, dosyalarımı uygun bir yayınevi tarafından yayınlatmamı zorlaştırıyor.”

Beni en fazla içinde yaşadığım ortam gördüğüm, konuştuğum, yani oturup kalktığım insanlar ve onların sorunları ilgilendiriyor. Bu yüzden çalışmalarımda ağırlığı onlar oluşturuyor: Gerçek yaşam ve göç insanları…

-Yazma ne zaman başladı?
Okumak üzere, on iki yaşımdayken ailemden ayrıldım. Onlarla iletişimimi uzun uzun yazdığım mektuplarla sağladım. Yetmişli yılların Ankara’sında, orta halli bir apartman dairesinde, okul sonrası, sokakta oynamak yerine içini memleketinde bıraktığı yakınlarına döken bir köylü çocuğu gelsin aklınıza. Yazmaya işte böyle başladım. Mektup benim ilk gözağrım.

cigerim– Öykülerinizin bir kısmı tamamen Türkiye’de geçiyor, Bir kısmı ise tipik göçmen yazıları. Yazarken üzerinde durduğunuz belli konular var mı?
Doğru. Öykülerimin bir kısmı ve ilk romanım Çiğdemler Çıkarsa Eğer Türkiye’de geçiyor. Diğerlerinin hemen hepsi Hollanda’da. Aslında mekan pek fazla önemli değil bence. Önemli olan konu, olay, yani gözlerimden ve kulaklarımdan içeriye akıp beni uykusuz bırakan şeyler. Özellikle üzerinde durduğum belli bir konu yok. Ama, bir şekilde yaşadığı toplumun kıyısına itilmiş, dışlanmış, ötekileştirilmiş ve içine kapatılmış insanlar ve onların dertlerini yansıtmak beni daha çok ilgilendiriyor. Gerçek, olmuş şeyler daha çok etkiliyor beni. Fazla fantastik olmadığımı da söyleyeyim bu arada. Öyle çok çarpıcı şeyler yaşanıyor ki dünyamızda fantasiye ne gerek!

-Dergilerde çıkan yazılarınızda daha çok hangi konulara değiniyordunuz?
Dergilerin bir kısmında öykülerim, bir kısmında da güncel gelişmelerden kaynaklanan etkileninmlerim ve düşüncelerim yayımlandı.

-Hem Türkiye’de hem de Hollanda’da öğretmenlik yapmışsınız. Arada farklar var mıydı?

Öğretmenlik bilgiyi aktarma ve öğretme edimi değildir sadece. Sabırtaşı olacaksın, gelişmeleri takip edeceksin ve en önemlisi de çocuğu seveceksin. Böyle bakınca çocuk her yerde çocuktur. Elbette birçok alanda olduğu gibi eğitimde de Türkiye ile Hollanda arasında farklılıklar var. Ama, bu pek de konumuz değil sanırım.

iknodigjeuit– Göçten kırk yıl sonra günümüzde  Avrupa’da yaşayan yazarlara düşen misyon nedir? Toplumda neler henüz oturmadı yada gelişmedi.
Her ne kadar beni içinde yaşadığım toplumun sorunları daha fazla etkiliyorsa da, aslında yazarın tam özgür olması gerektiğini düşünürüm. Topluma sözcülük etmek, çağa tanıklık etmek, insanlar arasındaki diyaloğun gelişmesine yardımcı olmak, kültürel elçilik yapmak gibi güzel ve olumlu şeylerin bile yazarın özgürlüğünü kısacağını düşünürüm. Bu bakımdan yazarın misyonu en başta yazmak olmalı.  Elbette birey olarak topluma karşı da sorumlulukları olmalı. Ama bu sorumluluk niye bir muhasebeciden, bir fırıncıdan, bir öğretmenden fazla olsun ki?  Gelecek kuşaklarlara iyi bir dünya bırakmak tüm insanların görevi olmalı.
Göçmen diye adlandırılan insanların içinde yaşadıkları topraklara uyumu uzun bir süreçtir. Zaman zaman kimlik bunalımları, çatışmaları olacaktır elbette. Ama su akar yolunu bulur diye bir söz var.

-Hollanda’lı (ya da diğer ülkelerdeki yerli) komşularımızla ilişkiler gitgide negatif anlamda değişiyor gibi geliyor bana, sizce yazarlar bu noktada diyalolg açısından bir rol üstlenebilirler mi?
İnsanların giderek tahammülsüzleştiği, bireyselleştiği, bencilleştiği ve kutuplaştırıldığı görülüyor. Bu sırf Hollanda’ya özgü bir durum da değil. Bu konuda yazarlara ayrı bir görev yüklenmeli mi pek emin değilim. Zaten tüm sanat dalları gibi edebiyatın da bağlayıcı, birleştirici bir yanı yok mu? Milletler ve kültürlerüstüdür edebiyat. Bu bakımdan yazar yazdıklarıyla bu sürece zaten hizmet ediyor diye düşünüyorum.


-Türkçe yazarak bu diyaloğa nasıl katkıda bulunabilirler?

Türkçe yazmak sırf Türkçe bilenler için bir mana ifade edebilir belki, ama önemli olan yazılanların en geniş kitlelere, Türkçe bilmeyen kesime de ulaşması ve onlar tarafından anlaşılması. Bu bakımdan Hollandaca’ya çeviriler önem kazanıyor.

-Hollandaca yayınlanan kitabınızdan sonra Hollandalı okurlarınızdan ne gibi tepkiler aldınız?
Ik nodig je uit op mijn begrafens, yaşanmış öykülerden oluştuğu için çok çarpıcı bulundu. Fazlaca etki altında kalanlar ve hatta uykusuz kaldıklarını söyleyenler bile oldu. Genel tepki olumluydu yani.
Yayıncımın hastalandığı döneme rastladığı için ne yazık ki tanıtımı yapılamadı.

-Şu sıralar nelerle meşgulsünüz? Üzerinizde çalıştığınız bir eser ya da eserler var mı?
Aradabir duraklamalar yaşamama karşın roman ve öykü yazmayı sürdürüyorum. Duraksamalar yaşıyorum çünkü yazmak benim için bir zorunluluk değil, bir hobi. Bu arada bitirmek üzere olduğum iki çalışmam var. İyi bir dergiye aradabir yazmak daha kamçılayıcı gibime geliyor.

———-

Eserleri:
Çiğdemler Çıkarsa Eğer (1991-Roman)
Islak Raylar (1992-Öykü)
Ciğerim (2000-Öykü)
Ik nodig je uit op mijn begrafenis (2003) (Hollandaca-Öykü)
Benim İki Memleketim Var (ik heb twee landen) (Hollandaca/Türkçe – Söyleşi)
Yağmurla Gelen Gelin(bruid in de regen) (Hollandaca /Türkçe-Söyleşi)

Dergiler, Hollandanın Türk Yazarları, sayı_14 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama