Çikolata Böceği

15 Haz 2009

Han Danca

Çikolata ve böcek kelimeleri yan yana gelince iğrenç duruyor farkındayım fakat bunu anlatmak zorundayım. Şehrin gürültüsünden uzak; kasaba ve köy arasında sıkışmış, taşra için güzel sayılabilecek bir apartman dairesindeyim. Hava ölesiye sıcak; üst katlarda yaşamanın verdiği avantajla, camlar bir magandanın kıllı böğrü misali sonuna kadar açık.

Az önce içeri el kadar dört beş araba girdi; havada asılı kaldıktan sonra tıpkı Erkan Yolaç’ın Mehter Marşıyla gelip İzmir Marşıyla uğurlanan seyircileri misali geldikleri gibi gittiler. Oyuncak olduklarını sanıyorum, neden sonra kanatsız bir oyuncağın en azından bu tip bir yerde havada kalamayacağını düşünüp pencereye doğru seğirtiyorum. Pervazın önünde demin gördüğüm arabalardan bir tanesi duruyor, önündeyse ölü bir solucan kalıntısı. Tam elime almak için uzanırken şoför mahallinin açılıp içerisinden bildiğimiz hamamböceğine benzer bir böceğin dik bir biçimde yürüyerek solucana doğru ilerlediğini görüyorum. Yok artık, daha neler? Arabayı elime alıp pencereyi hızla kapamak amacım, o kadar ahlaksızlaştım mı? Bir böcekten araba çalma girişimi bu, boru değil. Aracı arkasından kavrayıp içeri çekmemle, böcek panik halinde el kol işaretleri yapıyor gayri ihtiyari insani bir alışkanlıkla pardon birader misali sağ elimle bildik dur işaretini yapıp usulca aldığım yere bırakıyorum ki bir de ne göreyim? Öbür taraftan böceğin karısı inmesin mi?! Birbirlerine sarılıyorlar ve ürkerek bana bakıyorlar. Fesuphanallah; kötü bir alışkanlığımda yok hani akşamdan kalmada değilim ama gözüm hala arabanın arka kapısında. Bir yanım bir çocuğun inmesini falan bekliyor ya da yaşlı bir karı kocanın böcek soyundan. Allahtan ki olmuyor…

Biraz sonra salonun orta yerinde masanın üzerine benim tarafından gelişigüzel el hareketleriyle park edilmiş bir araba, kardeşimin bebek evinin koltuğunda bacak bacak üstüne atmış vaziyette oturan iki tane böcek lisansız bir sohbete dalmışız. Aramızda telepatik bir iletişim söz konusu. Onları serbest bırakacağım fakat aklım kaldığı kadarıyla karmakarışık. Az önceki magandadan eser yok, pencereler şimdi bir bakirenin utangaç edasıyla sımsıkı kapalı.

Cep telefonumu almak için arkadaki odaya gidiyorum. Döndüğümde gördüğüm manzara dudak uçuklatan cinsten. Masanın üzerinde envai çeşit çikolata istiflenmiş bir biçimde bana bakıyor. Erkek böcekse kollarını kavuşturmuş görevini başarmış olmanın verdiği gururla sırıtıyor. Evet yanlış duymadınız, sıı-rıı-tıı-yoor! İyi de bu çikolataların hepsinin ambalajı var. Tobleronelardan mısır piramidi bile yapmış abajur kadar. Nasılını düşünecek halde değilim, hiç değilim. Hızlıca bir Japon usulü vedalaşmadan sonra pencereler en kahpe kadınlar misali açıldı tarafımdan. Hızla uzaklaşmalarını seyrettim bir süre. Belkide can havliyle kaçışlarını demeliydim. O böcekler kimdi; bu çikolataları ne ara yaptılar, onları serbest bırakmakla aptallık mı ettim bilmiyorum ama kahpe penceremin pervazına dirseklerimi dayamış tobleronlarımı yerken çikolata böceğinin yakın bir gelecekte Noel Baba’nın yerini alacağından eminim.

Dergiler, Öykü, sayı_14 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama