Anamın Türküsü

15 Haz 2009

Kazım Cumert

Sevgili anam,

Ne zamandır yazmak istiyordum sana. Tıpkı eskisi gibi uzun uzun anlatmak istiyordum buralarda olup biteni. Olmadı bir türlü, telefonla edilen birkaç söz her seferinde hevesimi kursağıma gömdü. Silah çıktı mertlik bozuldu hesabı…

Neden mi şimdi? Ben diyeyim özlem sen de olaylar, ben diyeyim paylaşma ve dertleşme gereksinimi sen de anneler günü. Fark eder mi? Yazıyorum ya.  Ha, bu arada anneler günün de kutlu olsun. Bağışla ama bana pek anlamlı gelmiyor bu gün. Hem anneleri anmayı, onları sormayı yılın sadece bir gününe sıkıştırdıkları, hem de püfür püfür tüketim koktuğu için. Bana ters geliyor işte. Televizyonlarda izleyip de o yapmacık görüntülere öykünme, benimki aramadı deme. Bana göre hergün senin günün, hergün anneler günü. Hiç ana sevgisi bir güne sığar mı?

Hollanda gördüğün gibi düz, bildiğin gibi yağışlı. Bu ara geçici bir mayıs güzelliği sarmış ortalığı, o kadar. Hâlâ ne sokaklarda bağıran simitçileri, ne de seyyar satıcıları var. Hâlâ sessiz ve gene sıkıcı. Bizler mi? İyiyiz, olabildiğimizce var olmaya çalışıyoruz yaşamın içinde. Yaşam denen koşturmacada, güzellikleri bile yarına erteleyerek ayaklarımızın üzerinde durmaya çalışıyoruz. Hepsi bu. Biz inadına dik kalmaya, ayakaltında kalmamaya çalıştıkça olaylar bizi tökezletiyor, düşürmeye çalışıyor.

Ekonomi bozuk, işsizlik giderek artıyor, bunun yanısıra ırkçılık da hortluyor. Fatura bizlere çıkarılacak.

Biz hep kötü haberlerle gündemdeyiz, hep olumsuz yanlarımızla televizyonlardayız gene. Biri kızını öldürüyor, diğeri kardeşini, bir başkası da karısını… Yani hep ölüm var gündemde, hep vahşet… Kurbanlar da hep kadınlar. Adı ‘namus’, soyadı da ‘şeref’.

Geçen ay periyodik olarak yapılan bir toplantıdan sonra Hollandalı bir adam pat diye sormuştu bana:

‘Okulda öğretmenini öldüren öğrenci hakkında ne düşünüyorsun?’

Olayı bir gün önce televizyondan dehşetle izlemiş, üzülmüştüm. İnşallah öldüren Türkiyeli veya yabancı değildir diye de dualar etmiştim içimden.

‘Çok üzücü, lanetliyorum,’ dedim sadece.

‘Ama o bir Türk çocuğu,’ dedi.

‘Şiddetin milliyeti yoktur, Hollandalı da olabilirdi,’ deyip kestim.

Bir Türk öğrenci Hollandalı öğretmenini okul kantininde kafasına silah dayayarak öldürmüştü. Hollanda basını bu vahşiliği neredeyse çocuğun Türk olmasına bağlamıştı. Ne dersin, olabilir mi? Yoksa bunda, erkek olmanın ‘at, avrat, silah‘ üçlemesiyle ölçülme anlayışının payı mı var?

Dünkü toplantı da aynı adam, bu kez kocası tarafından öldürülen kadın olayı hakkında ne düşündüğümü sordu. Olayı henüz duymamıştım. Şaşırdım.

‘Bir adam kendisinden ayrılan eski karısını öldürdü ya,’ dedi.

‘Duymadım ama tüm öldürmeler gibi bunu da kınıyorum,’ dedim sadece.

‘Ama o bir Türk,’ dedi.

O bir Hollandalı da olabilirdi, demedim bu kez. Diyemedim. Sonra öğrendim ki bunda kesinlikle erkekliğin ‘at, avrat, silah‘ üçlemesiyle ölçülme anlayışının payı var. Bunun altında kadını bir eşya gibi görme, at ve silahla eş tutma mantığı, daha doğrusu mantıksızlığı yatıyor.

Adı Gül’müş. Evleneceği kişiyi tanımadan, belki de hiç sevmeden, Avrupa’nın albenisine kapılarak, transfer gelin olarak gelmiş Hollanda’ya. Avrupa kurtuluş ya! Bir çokları gibi onların da evlilikleri iyi gitmemiş ve yıllar sonra evinden, kocasından kaçmak zorunda kalmış. Demek ki medenice boşanmak, adam gibi ayrılmak onlara göre değilmiş. Kaçmak tek çözümmüş demek ki. Burada geçinemeyen, koca zulmünden kaçan kadınların sığındıkları özel evler var. Onlardan birine sığınmış. Kocası peşindeymiş ve sürekli tehdit ediyormuş. Tam izini bulmak üzereyken uzak bir şehirdeki başka bir sığınma evine yerleştirmişler. Ne var ki adam kararlıymış, terkedilmeyi kendine yedirememiş olmalı. Ceza önceden kesilmiş bile: ölüm. İz süre süre orada da bulmuş kadını. Sığınma evinin kapısında ve de çocuklarının gözleri önünde saymış kurşunları. Çocukların o anki durumlarını düşünmek bile istemiyorum.

Gül’ün ömrü kısa olmuş.

Meğer aynı dönemde Türkiye’de başka bir Gül(dünya) da ölüm korkusuyla köşe bucak kaçmaktaymış. Onun da fermanı yazılmışmış. Sığınma evi yok orada, o da İstanbul’daki yakınlarından birine sığınmış. Boşuna. Onun da izini bulup sokak ortasında kurşunlamışlar. Ölmemiş, hastanede almışlar canını. Güldünya’nın dünyasını değiştirmişler. Tıpkı buradaki Gül gibi. Böylece iki gül aynı günlerde soldurulmuş.

İkisi de anneydi bunların, ikisinin de çocukları vardı ve daha onlarca başka kadın gibi aynı gerekçeyle öldürüldüler. Ya kocaları, ya babaları, ya da kardeşleri tarafından…

Ölümün tüm halleri soğuktur, tüm ölümler ürperticidir. Ancak, insanın tanıdığı, bildiği ve belki de bir zamanlar sevdiği, ortak çocukları olan biri tarafından öldürülmesinin, kan bağı olan biri tarafından kurşunlanmasının, bıçaklanmasının açıklaması olabilir mi? Buna hangi sıfat yakışır?

İşte böyle anam.

İyi ki kızlarının adını Gül koymadın sen. Onları Avrupa’ya gelin vermemenin nedenini şimdi daha iyi anlıyorum. Demek ki ‘anamım türküsü’ dediğim, ‘yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, aşrı aşrı memlekete kız vermesinler’ türküsünü sevmen de bundanmış.

Anneler gününde aklıma işte bunlar geldi.

Bir de kadınlar gününde miydi, yoksa başka bir gösteride mi, iyi anımsamıyorum, polisler tarafından saçlarından tutularak sürüklenen ak saçlı annelerin görüntüleri yansımıştı televizyon ekranına. İnanamadım, şaşırdım, kızdım, üzüldüm, ağladım. Bilmem, o görüntüleri o kadınların çocukları da izlemiş midir? Bilmem anası, ninesi yaşındaki kadınları saçlarından çekerek sürükleyenler gerçekten insan mıydı? Hayal mi görmüştüm yoksa?

Sen sen ol, böyle durumlarda sakın sokağa çıkma anacığım! Seni o halde görmeye asla dayanamam.

Başka ne yazayım ki… Hollanda hükümeti sığınmacıları birbir gönderiyor. Yabancılar konusunda sıkı yasalar çıkarıyor. Bunlardan biri de gelin-damat transferini kısıtlayıcı yasa. Anlayacağın Türkiye’den evlenmeyi iyice zorlaştırıyorlar. İyi mi ediyorlar sence? Böylece sığınma evlerinde %60 olan yabancı kadın oranı düşer mi dersin? Türkiyeliler arasında giderek artan boşanmalar azalır mı dersin? Ya da her şeye karşın zehir zıkkım süren evlilikler son mu bulur?

Şimdilik bu kadar. Mektubumun etrafını karanfillerle süsleyeceğim bu kez, güllerle değil. Gülün ömrünün az olduğunu artık biliyorum.

Sen de bana menekşe kokulu bahar gönder biraz, içinde kır çiçekleri de olsun. İçim açılır belki.

Ellerinden öpüyorum.

Dergiler, Mektuplar, sayı_14 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

1 Yorum yapılmış, “Anamın Türküsü”

  1. 01

    Ruhunuza sağlık :)

    handan kalsın, 16 Haz 2009 10:28 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama