Siz bu fotoğrafın neresindesiniz?

1 Nis 2009 | yazar: Murat Gür | Kategori: Dergiler, sayı_13, tiyatro

Bir tiyatro oyunu üzerine

theater-faces
“Siz bu fotoğrafın neresindesiniz?” sorusu bana Velazquez’in Las Meninas tablosunu hatırlatıyor.
Acılar Şenliği’nde dünyayı değiştirmek adına yola çıkmış, üç gencin fotoğrafı zamanı mühürlüyor. Bozuk ve zorba düzenin yasalarının, bu üç genci ve fotoğrafı çeken sokaktaki adamı,  çarklarında nasıl liğme liğme ettiğini, savurduğunu ve toplumsal vicdanı dumura uğrattığını anlatıyor.
Hiçkimselerin yaşadığı insanlar mı olmuştur toplum?
Kadın bütün içtenliği, sevgisi ve ”gelecek güzel günlere” olan inancıyla solmuş bu fotoğrafı avuçlarında tutarak, “eşi ve doğmamış kızı” olduğunu söylediği Che’nin doğum gününe, eski bir yoldaşını götürebilmek için yola düşer. Bu arayış, vicdanın ölmediğine ilişkin bir duyumsama, bir sorgulamadır. Umuttur, gerçekliktir.
Üç gençten biri işadamı olmuştur. “Pireler kendilerine köpek almak için düşler kurarmış.” Sömürüyle, ortak çıkarlar peşindedir. Kapitalist-demokrasilerde, anımsamak korkusu yüzünden bunaklara dönüştürülen, hiçkimselerden bir kimsedir artık.  Kadının kapısını çaldığı 2. genç;  baskılar, tutuklamalar, işkencelerin sürdüğü, kısacası terör kültürünün yaşamın gerçekliği haline getirildiği ve özellikle sola yöneltildiği bir toplumda, devrimci dergilerden birinin yöneticisidir. Yaşamın sürek avına dönüştürüldüğü bir sahne gösterimdedir. Hücrede intihar ettiği için Che, yoldaşlarının tarih sayfasından silinmiştir ve ”cenaze töreninde dosta düşmana karşı matem marşı” okunmamıştır. Che’nin doğum gününü kutlayacak vicdanı bulamayan kadın, Nazım’ın Lodos şiirindeki gibi kalakalmıştır.
Kimbilir kaç milyon  ton ağırlığında
ummanda çalkalanmakta su.
En yalnız dalganın üzerinde
boş bir konserve kutusu.

Kadın “Vicdan, nerdesin vicdan” diye gücünü tüketirken, sokağın adeta ironik ve alaycı maskesi sarhoş, paçavraya dönüştürdüğü bu vicdanla alay eder ve omurgasız “yüzer gezer”çoğunluklardan oldukları için,  birlikte intihara doğru yol alırlar. Sokaktaki adamın Sheakspeare’in sonesini ezgili yüreğiyle söylemesi, benliklerimize yaşamın dağarcığında dünyanın dönüşebileceğine dair umudu, bu yeniden doğumu aşılar.

Oyunun yazıldığı dönem 12 Eylül darbecilerinin resmi geçidinin süregittiği ve dünyanın bir sinevizyon gösterisine dönüştürüldüğü 90’lı yıllardır. Liberalleşme, sivilleşme, demokratikleşme, ( kimin eliyle? ), özgürleşme ( insanın özgürlüğüne karşı, paranın özgürlüğü), köleleşme, kalleşleşme ve daha bilimum “leş” lerle…

Bu bağlamda gösterilen yoğun(!) fotoğraflar  insanlığımızın çağ atlaya atlaya nereye atladığının, ilerleye ilerleye ne kadar ileriye gittiğinin bir göstergesidir. Bu yoğunluğun, seyrimi zaman zaman engellediğini de belirtmeliyim.
Yönetmenimiz Özkan Schulze ülkemde son zamanlar rastlanmayan yaratıcı bir oyun sahneye koymuştur. “Gelişigüzel”  sahneden kovulmuş ve detayları algılamanın verdiği keyifle oyunu seyrettim.
Seyirci olarak az kişi olmamıza karşın, alkışlarımız kocaman bir çığlık kopardı. Bu kucaklaşmanın çığlığıydı.

Oyun hakkında daha fazla bilgi
www.aramatiyatrosu.com

Share

Leave a Comment