Rüya İçinde Hikaye

01 Nis 2009

Erol Kasırga

Hemen soğuk ve karanlık pencereye koştum; Gökyüzündeki bulutlar aşağıya inmiş gibi, koyu bir sisin içindeki kaldırımda, polis müdürünün giderek uzaklaşan ayak sesini dinledim sessizce. Bu hayatın içinde tek başıma yapayalnız kaldığımı, hayatın anlamsızlığını, suskunluğumu, çaresizliğimi, bütün ruhumu sonuna kadar kaplayan suçluluk duygusunu, korkaklığımı, nerede hata yaptığımı düşündüm ve düşündükçe neyi düşünmem gerektiğini düşündüm ama bir süre sonra aklım körleşti, düşünemez oldum.

Melek yüzlü karım, beni yapayalnız bırakıp bu hayattan çekip gitmişti, geride kalan gün çiçeği kokusu ve elimde Beatrice’in yıllar önce çekilmiş esrarlı gölgelerin titreştiği siyah beyaz resmi, pencerenin önünde ölüm sessizliği içinde neyi düşüneceğimi bilemeden öylece kalakaldım. Düşünmeye başlayınca, İsimsiz’in bu şehre ne amaçla geldiğini, Beatrice’le nasıl tanıştığını, nasıl kandırdığını düşündüğümü anladım ve düşündükçe ona olan öfkem, hiç hafiflemeden tam tersi yalnızlığımla beslenerek, dayanılmaz bir nefrete ve kıskançlığa dönüşmeye başlamıştı.

Nefret duygusu ve kıskançlık uçurumlardan süratle sürüklenip, önüne gelen her şeyi içine alıp yutan bir yaratık gibi, bütün korkunçluğuyla ruhuma tamamen yayılmaya başladı. Daha sonra, hayalimde ona orta çağın en korkunç işkencelerini yaparken, nefretim daha da çok büyüdü ve içime sığmaz olunca, onu defalarca öldürdüm ama içimdeki nefret duygusu, kanayan yüreğime daha çok acı vermeye başlamıştı. Karmakarışık düşünceler aklımı iyice körleştirmiş, onu bulmak için çıkmam gereken, sonu meçhul yolculuğu ve şehrin içindeki kayıp gölgeleri düşünürken, ne yapmam gerektiğini bilmediğimi anladım ve birden hayatın içinde kaybolmuş gibi hissettim kendimi. Bu düşünceler, kıskançlıklar, şüpheler ve tedirginlikler arasında yavaş yavaş parçalanıp eridiğimi hissederken, üçlü koltuğa kıvrılıp uyuyakaldım ve tuhaf bir rüya gördüm.

Rüyamda, yarı karanlık bir odanın içinde, büyük bir pencerenin önünde, bir koltukta oturuyordum. Camın arkasından, gökyüzündeki kızıl bulutlara bakarak, aylarca düşündükten sonra, kapalı kapı ardında yazı masasında yalnızlık içinde hikâye yazmaya başlayan bir yazar gibi, bir hikâyenin ilk bölümünü düşlemeye başlamıştım. Daha sonra, düşlediğim hikâyenin ilk bölümünü camda bir film gibi seyretmeye başladım.

Camdaki görüntüde, genç bir heykeltıraşın tren garında bir arkadaşını yolcu ettikten sonra, hareket etmeye başlayan bir trenin penceresinde genç ve güzel bir kadınla göz göze geldiğini gördum ama ilginç olan heykeltıraşın hissettiklerinin aynısını, sanki genç kadınla göz göze gelen benmişim gibi hissediyordum. Heykeltıraş uzaklaşan trenin arkasından karmakarışık duygularla bakarken, bir anda tren garındaki bütün renkler soluklaşarak, trenin geride bıraktığı beyaz dumanın içinde eriyip aynı rengi aldıktan hemen sonra, bütün sesler birdenbire silinip, derin bir sessizliğe büründü ama uzaklaşan trenin sesi halen duyuluyordu.

Heykeltıraşın ruhunda, trende göz göze geldiği kadının melek yüzü canlanmıştı, artık iki canı vardı, bir tarafı aşk yolculuğuna çıkmak isterken, diğer tarafı da buna karşıydı ve içindeki diğer canla konuşurken yolculuğa çıkma kararını çoktan verdiğini, heykeltıraşın yüzündeki şaşkın bir çocuk ifadesinden anlamıştım. Göz göze geldiği kadının gittiği şehre, başka bir trene binerek geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkan biri gibi, aşk yolculuğuna çıkan heykeltıraşın başını kaldırıp şöyle bir gardaki saate hüzünle baktığını görünce, aynı hüznü bende hissettim yüreğimde.

İlk bölümü seyrettikten sonra, hikâyenin devamını düşlemeye başladım ve hemen arkasından görüntüleri seyretmeye koyuldum. Heykeltıraş, adı bilinmeyen şehre gelince, trenden inip dar sokaklarda, renk renk ışıklı vitrinleri olan dükkânların sıralandığı caddelerde, rüzgârın istediği gibi estiği geniş meydanlarda ve hüzünlü gölgelerin dolaştığı renksiz kaldırımlarda ve her yerde trende gördüğü melek yüzlü kadını aradığını ama insanların gözlerinin altındaki hep aynı hüzünlü gölgeyi görünce, ümitsizliğe kapıldığını ve aşkı yitirmenin korku ve telaşı içinde, önceden düşünemeyeceği kadar huzursuz olduğunu gördüm. Gecenin kör karanlığında dar bir sokaktan geçerken, birden heykeltıraşın karşısına yüzlerinde korku fırtınaları esen, karanlık yüzlü üç kişinin çıktığını görünce, her şeyin düşlediğim gibi olduğunu anladım ve büyük bir yazar gibi hissettim kendimi.

Adamlardan iri yarı olanı kim olduğunu, uzun boylu olan adam ne aradığını ve yüzünde yara izi olan adam ise nereye gittiğini sorunca, heykeltıraş hareket etmeye başlayan bir trenin penceresinde güzel bir kadın gördüğünü, kadına âşık olduğunu ve onu aramak için bu şehre geldiğini anlatırken, adamların bakışlarından niyetlerinin kötü olduğunu da anlamıştı. Yüzünde yara izi olan adam karanlığın içinde patlayan kahkahalarla güldükten sonra “Cenneti gözünün önüne getir, âşık olduğun kadını görürsün.” dedi ve hemen arkasından “Bunu bir kitapta bende okumuştum.” dedi uzun boylu adam, İri yarı adamın gözlerinde, yanıp sönen ateş kırmızısı ışığı gören diğer adamlar, Heykeltıraşa birden saldırmaya başladılar. Karanlık yüzlü üç adam, Heykeltıraşı bayıltana kadar dövdükten sonra, bütün parasını alıp, üçünün de gözlerinde ateş kırmızısı ışık, zifiri karanlığın içinde kayboldular sessizce.

İkinci bölümü camda seyrettikten sonra, hikâyenin devamını düşledim hemen. Heykeltıraş kanlar içinde soğuk kaldırımda yatıyordu ki, birden yanı başında beyaz sakallı yaşlı bir adamın onu yerden kaldırmaya çalıştığını gördüm. Yaşlı adam, evine getirdiği heykeltıraşın yaralarını sardıktan sonra, başına neler geldiğini sordu ama Heykeltıraş yaşadıklarının hepsini anlatamadan, bitkin bir halde uykuya dalmıştı. Yaşlı adamın çaresiz bir hastalığa yakalanmış birine bakar gibi acıyarak heykeltıraşa baktığını görünce, nedense suçlu hissettim kendimi.

Ertesi gün, yaşlı adam bir kumaş mağazası olduğunu, eğer isterse orada çalışabileceğini, trende gördüğü kadınla mağazada bir gün mutlaka karışılacağını ve mağazanın arkasında yatabileceğini söyledi.  Çünkü şehirdeki bütün kadınlar, kumaş almak için, yılda bir kere de olsa, mutlaka yaşlı adamın mağazasına gelirlerdi. Heykeltıraş kumaş mağazasında çalışmaya başladı ve kadın müşterilere renk renk kumaşlar açarken, hangi renk kumaşın daha güzel olduğunu soran kadınlara, ten ve göz renklerine yakışan renkleri tavsiye ediyordu. Şehirdeki kadınlar arasında, heykeltıraşın renkleri ve renklerin anlamını çok iyi bildiği o kadar çok konuşulur ki, dükkân kadın müşterilerle dolup taşmaya başlayınca, hemen hikâyenin devamını düşlemeye başladım. Camda, heykeltıraşın renk renk kumaşların arasında acısını zaman zaman unuttuğunu ama yalnız kaldığı zamanlarda, trende gördüğü melek yüzlü kadını bulamadığı için çok üzgün olduğunu ve her gün yeni bir umutla trende gördüğü kadını beklediğini görünce ona acıdım.

Birdenbire camdaki görüntüler değişmeye başladı ve Heykeltıraş düşlediğimden tamamen farklı davranmaya başladı. Camdaki görüntüde, mağazaya gelen bir kadına bir yandan beyaz renk kumaşlar gösteriyor, bir yandan da kadının gözlerine büyülenmiş gibi, aşkla bakıyordu. Camda gördüklerimden tamamen farklı, trendeki kadını hayal ederek sokaklarda dolaşırken düşledim ama o düşlediğimin tam tersi kendi başına, kendi istediği gibi davranmaya devam ediyordu. Düşlediklerim başka, camdaki görüntüler bambaşkaydı artık. O an, elinden oyuncağı alınan bir çocuk gibi, çok mutsuz hissettim kendimi. Görmek istemediği bir filmi seyretmek zorunda kalan biri gibi, huzursuzdum ama çaresiz camdaki görüntüleri seyretmeye devam ettim. Heykeltıraş karşısındaki kadına aşkla bakarken, trende göz göze geldiği kadının güzel yüzünün, artık onun belleğinden silinmiş olduğunu anladım. Daha sonra heykeltıraş ve kadın birlikte yaşamaya başladılar.

Camdaki görüntüler hızla akmaya başlayınca, aradan uzun bir zamanın geçtiğini ve heykeltıraşın ilk başta âşık olduğunu zannettiği kadına âşık olmadığını, bunun bir kaçış,  bir yanılsama olduğunu anlayıp, pişmanlık içinde acılar çektiğini görünce, yeniden düşlediklerimin yaşanacağını anladım sevinçle. Heykeltıraşın hafızasının karanlık köşelerinde, trendeki kadının yüzünü yeniden aramaya başladığını ama beyaz bir boşluktan başka bir şey göremediğini hissediyordum. Heykeltıraşı şehrin tren garında bütün gün gelip geçen yolcululara bakarak, unuttuğu kadının yüzünü arayıp, akşam olunca istasyondaki ahşap bir bankta yarı aç uyurken görünce, ona acıdığımı hatırlıyorum. Yaşlı adamın, bir bankın üstünde üstü başı perişan avurtları çökmüş,  gardaki çalışanlarının verdiği kuru ekmeği yerken gördüğü heykeltıraşı, alıp evine götürdüğünü görünce, şefkat ile sevinç duygusu kapladı içimi.

Yaşlı adam, neden böyle perişan bir halde tren garında yaşadığını daha sormadan, heykeltıraş trendeki kadına benzeyen bir kadını mağazada karşısında görünce, içindeki ikinci beni dinlediğini ve kadına âşık olduğunu zannettiğini ve bu yüzden trendeki kadının yüzünü unuttuğunu, ruhunda birikmiş bütün gözyaşlarını dökerek anlatmaya başlamıştı bile. Yaşlı adam, heykeltıraşı sessizce dinledikten hemen sonra, içeriye Marie diye seslenince, içeriye genç ve güzel bir kadının girdiğini gördüm ve heyecanla olacakları düşledim. Heykeltıraş genç kadını görünce, şaşkınlıktan yüreği duracak gibi olmuş, karşısındaki kadının trende gördüğü kadın olduğunu anlamıştı ve o an bütün bunların bir rüya olabileceğini düşünmeye başlamıştı. Yaşlı adam, onu ilk gördüğünden beri, kızına âşık olduğunu ve onu aradığını bildiğini ama aşkının gerçek mi, yoksa yanılsama mı olduğunu anlamak için, kızıyla birlikte aylarca beklediklerini anlatıyordu o sırada.
Yaşlı adamın “cenneti gözünün önüne getir, âşık olduğun kadını görürsün” dediğini duydum ve birden guguklu saatin korkunç sesiyle kan ter içinde uyandım.

Pencereden karanlık sokağa bakarken, bu tuhaf rüyayı gerçekten gördüm mü diye düşünmeye başladım.

Dergiler, Öykü, sayı_13 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

5 yorum yapılmış, “Rüya İçinde Hikaye”

  1. 01

    14.sayı için sabırsızlıkla beklerken öykünüzü,göremeyince üzüldüm doğrusu.

    handan kalsın, 16 Haz 2009 10:05 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  2. 02

    Beğeniniz için teşekkür ederim.
    Rüya içinde hikaye yıllar önce yazdığım öykülerden biriydi.

    “İsimsiz” adlı romanımı yeni bitirdim.
    Son düzeltilerini yapıyorum.
    Saygılarımla,

    Erol Kasırga

    Erol Kasırga, 21 Haz 2009 10:09 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  3. 03

    Ben bu romanın devamını sizin rüyanızı yorumlamak ile başlayayım bu romandaki karakterlerden biri ilgimi çekti şu yaşlı adam bu yaşlı adam neler hissediyordu hastamıydı gerçekten çok yakından kaç kez görebildniz rüyanızda.?..Aslında bu yaşlı adam hastaydı çaresiz bir hastalığı vardı yinede çaresizliğe bile çaresiz bakışlarla bakıp durmak doğrumuydu… Bu yaşlı amcaya üzülen ve yardım etmekle için uğraşan didinen birileri vardı ama siz sadece bu yaşlı amcayı rüyanızda gördünüz.İhtiyarın aslında 2 çoçuğu vardı ömrünü onlara adamıştı bir tutam sevgi arıyordu çocukların ona vereceği en güzel şey bu olmalıydı..Çocuklarını hep düşündü çok yaşlanmıştı artık hastalığını biliyordu.Amansız bir durumdada olsa çoçuklarından yardım istedi beni tedavi ettirin diye titrek sesi ile seslendi oğlunun birine ama o bu romandaki heykel traş gibiydi donuk sert taş gibiydi…Belkide bu hayat ona verdiği emeğin karşılığını acımsızca ödüyordu.O yaptığı iyiliklere karşı çoçuklarının üstüne titremesine karşı bunları hak ediyormuydu… Birileri hayal dünyasında şiirler yazdı yada romanlar oluşturdu kendi içinde bir hayatı vardı kimse önemlimiydi onların için…Bu yaşlı adam gözlerinin önünde eridi oğlu yurt dışındaydı oğluna bir çok kez söyledi beni tedavi ettirin oraya geleyim dedi hüzünlü bir ağlayış ve haykırışı vardı oğluna…Oğlu sadece boş hayat anlayışını uyguladı babasına boş sözcükler yerleştirdi koltuğunun altına… Ama o yaşlı adam herşeyi biliyordu bu patavatsız davranışları ilk değildi.Gözlerinde bir hüzünle karışık yaşama savaşına yenik düşmüştü artık gün geçtikçe zayıflıyor kendi bile şaşırıyordu bu vücut benim mi diye oysa dağ gibi bir babaydı o.Vücutunda bir şeyler vardı her gün büyüyor gelişiyordu vücudun karın bölgesi enine genişlemişti artık akciğerleri nefessiz kaldı işte o akşam nefesim gidiyor bana yardım et ne olur dedi gözlerime baktı. Ben vücudundaki o şeyi akciğerlerinden aşağıya itiyordum ama olanaksızdı iyice kaplamıştı heryeri artık birileri bu yaşlı amca için bu kitleyi aldırmak için çok uğraştı savaş verdi Türkiye’de dalında uzman kişilerle konuştu ve onların konuşması şöyle oldu. “Bu amca ölecek nefesi kesilecek ölecek bu içindekini çıkartalım ama bu zayıflığı ameliyatta kaldırmayada bilir ” dedi. Bunu çok iyi düşündüm ben bu ihtitar acı çekiyor zaten hergün zülum belki iyileşirdi belkide kalırdı masada önemli olan belkiler bile çok önemliydi o amca için… O ihtiyar bundan önce çoğu ameliyattan başarı ile kalktı bunuda atlatırdı çok güçlü bir dayanma isteği vardı..
    Bu hikayenin devamını rüyadan uyandığınızda anlatacağım…Gerçek dünya gerçekleri en acılığı ile çıkarıcaktır karşımıza….

    no name, 15 May 2010 01:38 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  4. 04

    YUKARDAKİ YORUM GERÇEK OLUP O YAŞLI AMCANIN BİR OĞLU EROL KASIRGA’DIR! TAMAMEN ONUN HAYATINDAN ALINTI YAPILMIŞTIR.SİZ DEĞERLENDİREBİLİRSİNİZ TÜM YORUM SİZİN…..

    HERKES BİRŞEYLER YAZAR LİSE EĞİTİMİNİ TAMAMLAMIŞ HERKES DİL BİLGİSİ AZ ÇOK BİLİR YUKARDAKİ YORUMUMDA SÖZ SANATLARINA YER VERİLMİŞ OLUP GÜYA EBEDİ ESER YAZIYORUM DİYEN BU YAZININ SAHİBİ EROL BEY’İN BİRÇOK YAZISINDAN DAHA ANLAMLI AKICI BİR DİLLE YAZILMIŞTIR. YANİ YAZMAK BİR BECERİ YADA YETENEK DEĞİLDİR!

    EĞER DUYGULARINI İYİ HARMANLAR VE KALBİNLE KALEMİ TUTARSAN ÇOK ŞEY YAZARSIN! Bak bu sözü bir yere yaz çok ararsın başka yazarların yazılarından yoksa….
    ZATEN EROL BEY’İN YAZILARINDAN ANLAŞILDIĞI GİBİ BİR TAKLİTÇİ OLDUĞU GAYET NET VE AÇIK….

    BİRKAÇ YAZARIN NE YAZDIĞINA BAKIP SEN ORTAYA BİRŞEYLER YAZACAKSAN YAZMA ARKADAŞ YAZACAKSAN OTUR KENDİNE ÖZGÜ BİR ANLATIMLA YAZ… BENCE SEN ONUDA YAPAMAZSIN HİÇ YAZMA EN İYİSİ…..

    noname, 21 Kas 2010 03:08 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  5. 05

    Merhabalar Dayıcığım,

    Bir okurun ve takipçin olarak yazılarını çok beğeniyle okumakta ve takdir etmekteyim.
    Yazdığın kitapları raflarda görüp bu benim dayımın deyip gurur duymaktayım.

    Sevgi ve saygılarımla…

    Harun KOR, 01 Eyl 2013 17:14 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama