İstem

01 Nis 2009

Alper Bilgili

İç Ege’de ova üzerine kurulmuş kasabalardan birisini getirin aklınıza. Hatta Menderes’e komşu olsun. Yazı yaz gibi, kışı kış gibi…
Bu kasabada bir kahvehanenin önündeyim. Dışarı atılmış sandalyelerden birine kurulmuşum. Sandalyenin sırt kısmını oluşturan tahtalar bile huzurumu kaçırmaya yetmiyor.
Burası Ege. Burada zaman yavaş akıyor.
İnsanlar tasasız.

Öğleden sonra…
İtfaiye toz kalkmasın diye sokakları suluyor. Serinlik oturanlara biraz enerji verir gibi oluyor. Tavla oynayanlar pulları daha bir sert çarpıyorlar. Yan masadaki ihtiyar, Kore’de nasıl esir düştüklerini anlatıyor gururla. Söz bir türlü karşısındakine gelmiyor.
Amcamın oğluna dönüp “Artık eve gitmem gerekiyor” diyorum. Umursamıyor. Koreli kızlar daha çok ilgisini çekiyor o an. Kalkıyorum. O Koreli kız hikayesinden bir şey çıkmayacağını bildiğim için tereddüt de etmiyorum. Bisikletimin sağ pedalını yukarı gelecek şekilde ayarlayıp itfaiyenin ısladığı sokaklarda yavaşça ilerliyorum.
Çamur kokusu yol boyunca peşimi bırakmıyor. Rahatsız olmuyorum. Ağır ağır kayıyorum yolun üzerinde.
Kerpiç evler azalıyor. Bu azalma kasabanın eski merkezinin sonuna geldiğimi gösteriyor. Yeni yapılan evler kasabanın dışında ve yeni oldukları için hepsi tek tip, betonarme. Nedense kasabanın merkezinde oturanlar kerpiç evlerden vazgeçemiyorlar. Babam misal. O kadar söyledik. “Daha güvenli, daha sağlıklı, daha güzel, daha…” dedik. Ama kar etmedi. Aslında hiçbir zaman “Olmaz!” demiyor. Her seferinde “Hele bu sene bir çıksın.” gibi cümleler kuruyor. Ama belli ki o da yaşıtları gibi yeni evinde kendini yabancı hissetmekten korkuyor. Haksız mı? Yabancısı olduğun bir yerde ölmek ne kötü bir histir…

Şimdi etrafımda tek bir kerpiç ev yok. Yol tamamen toprak oldu. Az sonra sağa dönüp eve yöneleceğim. Bacaklarım, ellerim bile ezbere biliyor ne zaman döneceğimi. Onlara güveniyorum.
Ama hayret! Nasıl oluyorsa kaçırıyorlar doğru girişi.
Onlara hükmetmesini söylüyorum. Kime mi? Bilmem. Kime söylenirse ona…
Olmuyor. Bacaklarım daha hızlanıyor. Ellerim gidonu sıkıca kavramış. Dümdüz ilerliyorum. Allahtan yol boş ve düz.
p1180465_bikeDoğrudan, uzuvlarımla konuşmayı mı denesem? Nasıl bir fiil kullanmalı?
“Durun!”
Sessizler. İşlerine, yani bana isyan etmeye o kadar konsantre olmuşlar ki…
“Size diyorum be! Beni dinlemeniz gerekiyor!”
“Neden?”
Bu alaycı soru hangisinden geliyor bilmiyorum. Sanırım az sonra bükülüp hızımı artıracak olan belim olabilir bana meydan okuyan.
Korkum, heyecanım ve merakım artıyor. Hangisi diğerlerini nasıl etkiliyor şu an düşünecek durumda değilim. Boğazım kurudu. Biraz da midem bulanıyor. Bari sen yapma diyorum. Dinliyor sanki. Şaşıyorum.
“Ama nasıl olur? Seni kontrol edebilmem…”
Eğer bu bir kabus değilse düpedüz bir yanlışlık var olup bitende. Mideme söz geçirebilmem bir mucize. Yani, bu, istemim dışında çalışması gereken düz kaslarımı kontrol edebiliyorum demek. Buna karşılık çizgili kaslarım yani ellerim, kollarım, bacaklarımdaki kaslar kontrolümden çıktı. Pek karlı bir alışveriş gibi görünmüyor. En azından şimdilik…
Bir köy öğretmeninden daha fazlasını beklememeli. Çaresini bulamadım ama en azından hastalığı teşhis ettim değil mi?
“Durun! Yapmayın!”
Dinlemiyorlar. Çok hızlandık. Çok uzaklaştık. İşte, Menderes de görüş alanıma girdi. Neyse ki beynim hala benimle. Aklıma yine midemi kullanmaktan başka bir çare gelmiyor. Ondan kusmasını istiyorum.
“Ama öyle bir kusmalısın ki Menderes’e düşüp boğulmamı planlayan organlarım benim kolay teslim olmayacağımı anlasınlar.”
Sözümü dinliyor. Sadece ağzımdan değil burnumdan da bir şeyler çıkıyor. Sallanan vücudum dengesini kaybedip yere çakılıyor.
Şimdi iki ihtimal var.
Kaslarım bu işten kendilerinin de zararlı çıkacağını anlayıp sözümü dinlemeye başlayabilirler.
Ya da ne olduğunu umursamayıp…
İkincisi oluyor.
Ellerim az ilerideki taşa uzanıyor.
Taşlı el, kafama üç kez ard arda, tereddüt etmeden iniyor.

Dergiler, Öykü, sayı_13 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

4 yorum yapılmış, “İstem”

  1. 01

    Mükemmel. Bu yazarın hikayelerini okurken sonunda sizi oyle guzel bir sekilde vuracagını biliyorsunuz ki soluksuzca ve hızla okuyorsunuz, ve her guzel sey gibi, hatta daha da fazla, bittigine uzuluyorsunuz. Hem oyun hem de netice mükemmel. Tebrik ediyor, yeni yazısını sabırsızlıkla bekliyorum

    salih tezli, 01 Nis 2009 12:04 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  2. 02

    Mükemmel. Benim çocukluğumun geçtiği yerleri çok güzel anlatıyor. Çok akıcı ve güzel bir yazı. Egenin güzelliğini ve zenginliğini çok güzel harmanlayıp anlatmış. Yeni yazılarını sabırsızlkla bekliyorum. Tebrik ediyorum.

    Mustafa Aydemir, 02 Nis 2009 13:59 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  3. 03

    selamlar hocam …
    şizofrenik bir hikaye, çocuğun yüzüne biraz su serpsen kendini evdeki kanepede uyukluyor bulacak gibi sanki:) ‘hikayelerin kahramanları yazarlarının bilmem kaçıncı ruhudur ve her yazar biraz şizofrendir aslında’ desem kızar mısınız acaba :) ben de bir şeyler yazmaya çalışıyorum da ondan biraz cesur yorum yaptım. yazdıklarımın bir kısmını http://www.antoloji.com/ayse_balta veya http://sairindefteri.blogcu.com/ adreslerinde görebilirsiniz. hikayelerimin zamanla sizinki kadar şizofrenik olmasını umuyorum :) ama daha yolun başındayım sayılır …

    ayşe, 02 Tem 2009 11:39 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  4. 04

    tebrikler…
    aslında hiçbir şeyin hakimi değiliz değilmi….
    başarılarının devamını diliyorum.

    fatih

    FATİH, 16 Eyl 2009 13:55 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama