Bir Hindistan rüyası: Milyoner, Varoşların Köpeği.

01 Nis 2009

Can Çelebi

slumdogFilmin kunyesi:
Orjinal Adı: Slumdog Millionaire
Yönetmen: Danny Boyle, Loveleen Tandan
Senaryo: Simon Beaufoy, Vikas Swarup (Kitap)
Oyuncular: Irfan Khan, Anil Kapoor, Mia Drake, Imran Hasnee, Madhur Mittal, Dev Patel, Freida Pinto, Azharuddin Mohammed Ismail, Ayush Mahesh Khedekar, Rubiana Ali, Sheikh Wali, Jira Banjara
Tür: Aksiyon / Dram / Komedi / Romantik / Suç
Yapım: 2008, ABD / İngiltere / Hindistan, 120 dak.

Danny Böyle adına:
Vizyona girmesinden aylar önce konuşulmaya başlanan ve bu yıl dağıtılan oscar ödüllerinden onuna aday olup sekizini kazanan Slumdoğ Millionaire’in kendine özgü, sıradışı bir anlatımı var. Yıllarca Ankarada yaşamış – neredeyse anadili gibi Türkçe konuşan bir konsolosluk görevlisi olan Vikas Swarup’un bestseller olmuş, başarılı kitabından uyarlanmış, güçlü ve oldukça zekice, tabiri yerindeyse oya gibi ince ince işlenerek kurgulanmış bir senaryoya sahip.
İnanır mısınız aslında filmi yarattığı gürültüden çok Danny Boyle adına duyduğum hayranlıktan dolayı izlemek istedim.
dannyboyle
Daha önceki tüm filmlerinde beni kendisine hayran bırakan bu İngiliz sinema ustası, bu filminde de yine ustalığını ve yeteneklerini konuşturmuş. Sinematoğrafisinden hafızalarımıza kazınmış bir çok filminde olduğunun tersine Slumdoğ Millionaire Boyle nin yaptığı en geniş bütçeli film olarak adlandırılıyor. Filmin kurgusu muhteşem, Danny Boyle başarılı olmaktan öte, son derece yaratıcı bir yönetmen. (Shallow Grave (1994), Trainspotting (1996), The beach (2000), 28 days later (2003),Milions (2004) Şunshine (2007)………….) Boyle bu sefer bizi bir Hindistan rüyasıyla (yoksa kabusumu demeliydim) ters köşeye yatırıyor.

Filmin konusu:
Hindistan’ın izlenme rekorları kıran “Kim Milyoner Olmak İster?” adlı televizyon şovunda kaçınılmaz karar anı … Yakıcı stüdyo ışıkları altında nefeslerini tutan izleyiciler, 18 yaşındaki yetim sokak çoçuğü Jamal Malik’in 20 milyon rupi kazanmak için son soruyla vereceği cevabı heyecanla beklemektedir
Programın sunucusu Prem Kumar, sıfırdan zengin olacak bu sokak çocuğunun tüm soruları bilebilme ihtimaline inanmaz ve onu hile yaptığı iddiasıyla polise ihbar eder. Şova ara verildiğinde, polisler Jamal’ı hile yapmak suçuyla tutuklarlar.

Gece boyunca sorguya çekilen yarışmacının karşısına soruları tekrar çıkarırlar. Jamal her sorunun doğru cevabını nasıl bulduğunu anlatmaya başlar. Bunun sonucunda, genç çocuğun inanılmaz yaşam hikayesi gün yüzüne çıkacaktır…

Bir Filmi başarılı yapan nedir?
Bir filmi bence başarılı yapan ilk ve en önemli şey atmosfer yaratmadaki başarısıdır. Bir film, eğer sizi uzun metraj bir film süresi içinde, ki bu bazen 70 bazen de 120 dakikayı bulabiliyor, daha uzun ve kısaları da denenmiştir; başka bir dünyanın içine sokup o ilizyonu iliklerinize kadar hissetmenize neden oluyorsa, o film başarı için ilk basamağı aşmış demektir. Görüntü yönetmeni koltuğunda “28 Gün Sonra”(2002) “Dogville”(2003) ve “Just Like Home”(2007) gibi filmlerden tanıdığımız ünlü bir usta, Anthony Dod Mantle var. Daha önceleri Lars von Trier’le yaptığı başarılı çalışmaları hala hafızalarımızdaki yerini korurken bu filmedeki atmosfer yaratma yeteneği ve başarısı bir kez daha takdire değer.

Buradan bakınca Slumdoğ Millionaire daha ilk dakikalarında sizi hemen sarıp sarmalıyı veriyor. Boyle nin filmlerinde sık sık kullandığı koşma- kovalamacayı kamerayla takip etme olayı burada çevrenin, sosyo-kültürel kartını çıkartma açısından oldukça işlevsel kullanılmış ve yönetmenin Trainspotting filmini akla getirir nitelikte.
Filmin bütçesinden kaynaklansa gerek – bu sefer sadece şarjo yardımıyla değil uçaktan yapıldığı izlenimi veren muhteşem kuşbakışı görüntüler de zaman zaman karşımıza çıkıyor.

Pis sularda burunları hizmalı rengarenk sarileriyle çamaşır yıkayan kadınlar, girişi ve çıkışı olmayan balcık içindeki kirli sokaklar, yüzlerinden eksik olmayan gülücükleriyle varosun
yoksul itleri – çocukları, derme çatma, üst üstü alt alta gecekondular, yokluk ve sefalet görüntüleri ve bu görüntülerin üzerine düşen çocuk çığlıklarıyla beslenen nefes nefese bir müzik.
Hoşgeldiniz!
slumdog2Hindistandaşınız, dahası Hindistanın varoşları ete kemiğe bürünmüş, çapcanlı karşınızda duruyor. Arkanıza yaşlanın 120 dakika boyunca iyisiyle kötüsüyle acısıyla tatlısıyla hiçbir yabancılaşmaya izin verilmeden orada,öylece, o insanların hayatına ortak olacaksınız.

Bütün bir hayatın özeti sadece 15 soru?
Hani hepiniz bilirsiniz canım, biz küçükken dilden dile bir tekerleme gibi dolaşan bir cümle vardı? Hani okulda çok başarılı olanlara, kitap kurtlarına, okuya okuya şişe dibi gözlük sahibi olanlara inceden bir dokundurmayı da içinde saklayan bir cümle.
Şöyle bakayım « Çok okuyan mı yoksa Çok gezen mi daha iyi- çok bilir ».
Tabiiki hepimizin cevabı aynıydı. Çok gezen.İşte bu film boyunca hep bu cümleyi evirip çevirdim zihnimde.
’Çok okuyan mı yoksa çok yaşayan mı bilir?’
Jamal in tanık olduğumuz hayat hikayesi bize yaşamın ne büyük bir öğretmen olduğu gerçeğini kanıtlıyor.15 soru 15 anektot – flashback lerle soruların doğru cevaplarının arkasındaki sırlar. İşte bu ! Bir hayat, bir varoluş mücadelesi, sadece ve sadece 15 soru…

Her ne kadar Jamal in yağane amaçı para değil, yalnızca sevdiği kızın, güzeller güzeli Latika nın kendisini görmesini sağlamak olsa da, tüm bu sorulara verilen doğru cevapların sonunda kazanç 20 milyon rupi. Bu sadece yarışma mükafatı değil aynı zamanda çile dolu hayatının bir özürü, bir hediyesi – telafisi de olmalı!

Düşman kardeşler. Jamal kadar doğru, Salim kadar inandırıcı:
Aynı aileden gelen iki kardeşin birbirine tıpatıp benzeyen aynı şeyleri yaşayarak farklı farklı yolları tercih etmelerindeki neden, filmin içinde dikkat çeken neredeyse üzerine kuram kitapları yazılacak bir felsefi tartışmanın da fitilini ateşliyor. İnsanı iyi ya da kötü yapan şey nedir? Doğuştan getirdiğimiz kişilik özelliklerimizin burada ki rolü içine doğduğumuz şartların ve kültürün rolünden daha mı çok etkilidir ?
Ya da bambaşka bir bakış açısıyla Tüm yaşamımız aslında yaptığımız seçimlerimiz midir?
Ben film boyunca Salemin yaptığı hatalı seçimlerini daha inandırıcı buldum desem yalan olmaz. Bir insanın o şartlar içinde varolurken Jamal kadar doğru (¡)kalması bence pekte mümkün değildi.
İşte burada insan ister istemez; galiba bizi tetikleyen, seçimlerimizi yaparken feyz aldığımız biyolojik bir takım etkenler de yok değil diyor.
Film içinde iki kardeşin kişilik özellikleri öylesine güzel işlenmiş ki ortaya sinema dünyasının kolay kolay unutamayacağı iki karakter çıkmış. Duygusal ve naif, sevgi arayışı içinde olan fakir ama gururlu, kendi doğrularına sıkı sıkıya bağlı olan Jamal ile tüm duygularını içine gömmuş, güçlü olmak ve kolay paraya ulaşmak için mafyanın tetikçiliğini yapan- insanları öldürmeye gitmeden önce namaz kılıp Allah’tan özürdileyen ama yine de öldüren, gözü yükseklerde, bencil,öfkeli ve hırslı Salem. Kaderin kendisine ördürdüğü ya da kendisinin kaderine yardım ederek beraber ördükleri simsiyah bir örümcek ağı üzerinde, Fight Club benzeri bir “Sahip olmak istediklerin bir şekilde sana sahip olurlar ve sen onların esiri olursun.” Önermesini aslında hayatı boyunca yaşıyor.
Çocukluklarında sokaklarda – çöplüklerde yaşarlarken Latika, Jamal ve Salimi kaçıran dilenci mafyasının elinden kaçarlarken iki kardeşin bindikleri trene yetişmeye çalışan zavalli Latika nin tuttuğu elini burakarak ondan öçalan Salem böyle böyle, zaten ilerisi için bu karmaşık kişiliğinin tohumlarını seyircinin zihnine ekiyordu. Kardeşini kör olmaktan, ömür boyu dilencilik yapmaktan kurtaranın da, Latikayla, Jamal’in kendi hayatını feda ederek birleşmelerini sağlayanın da aynı Salem olduğuna inanmakta güçlük çekmiyor insan.Var bu tür insanlar, Salem de onlardan biri işte diyor, yadırgamıyor, kolayca kabulleniveriyor.
Filmin bu bölümlerinde City of God yansımaları yok değil. Bazen ya! Bu kadar da benzerlik olmaz diyebiliyorsunuz ama sonuçta her iki film de varoşlardaki insanların etkileyici ve çarpıcı varolma hikayelerini dile getiriyor. Bir farkla City of God bir başyapıtken, Slumdog milionair ne yazık ki onun bire bir ölçekte, biraz da arabesk denebilecek bir kıvamda sulandırılmış hali.
Buna rağmen çok şey söylüyor Slumdoğ Millionaire. Kapitalizmi sorgulayip, kapitalizmin kaynağı olduğu bütün toplumsal çarpıklıkları , hindistandaki etnik kavgaya dayalı ayrımcılığı ve şiddeti, kast sistemini ve o sistemin hatalarını, bir bir reyting düşkünü popüler kültürün mısır patlaklağı tadıyla, seyircisinin boğazına dize dize yediriyor.

Bir hindistan rüyası:
Paran olmasada, en alttan gelsende, boka batmış, dibe vurmuş olsan da; aşk ve paraya ulaşabileceğin bir çağda yaşıyorsun.
Alın size Amerikan rüyası. Geçtim rüyayı, ekonomik krizi de dillendirip “mucizesi” diyeceğim artık. Politik filmleri göz ardı ederek, popülist yaklaşımlara çanak tutarak amaçtan uzaklatıkları ve taraflı oldukları gerekçesiyle sık sık eleştiri bombardımanına tutulan Academy de görevli üyelerin bu filme 10 da 8 ödül yağdırmasının altında kesinlikle filme sinmiş bu ideolojik düşünce yatıyor.
Filmi görünce- ya da gördüyseniz eminim sizde bana katılacaksınız. Filmin Kim milyoner olmak ister gibi kapitalizmin çirkin yüzlerinden biri olan popüler bir tv programını eleştirel bir gözle didikleyip alaycı bir üslupla kullanıyor olması bence film için bir artı puan. Anaparacı düzenin bireyler üzerindeki korkutucu etkisini vurgulamak açısından iyi bir gönderme.
( İnsan hemen rahmetli Ömer Kavur’un aynı temayı rüyalara – mucizelere sığınmadan daha sade, daha entellektüel bir bakış açısıyla anlattığı “Yusuf ile Kenan” adlı filmini içini çeke çeke hatırlıyor.Böylesi de yapılmıştı ne haber diyesi geliyor.)

Filmin konuşulmaya değer bir başka yanı da oyuncu kadrosunun büyük bir bölümünün amatörlerden oluşturulması.
Profesyonel bir kaç isimden biri olan başrol oyuncusu Dev Patel’in performansı çok başarılı ve etkileyici ama bunun yanında kahramanların çocukluklarını oynayan isimler olağan üstü. Gerçek hayatta tam da filmde anlatıldığı gibi bir çevreden geliyorlar ve neredeyse filmde kendi hayatlarını oynamışlar.

Sahnelerin ruh halini en iyi şekilde destekleyen işlevsel olarak, dozunda kullanılmış müzikler harika, etnik, sımsıcak, kişilikli ve insani sarıp sarmalıyor.

120 dakika boyunca hayata bambaşka bir pencereden bakmanızı sağlayan, yürek burkarken düşündüren, masalsı bir hikaye. Bu yılın en başarılı filmlerinden biri.

Bir takım negatif yanları- eksiklikleri görmezden gelebilirsek bence kaçırılmaması gereken bir film.

İyi seyirler.

Dergiler, sayı_13, Sinema | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama