Aynadan Yansıyan

1 Nis 2009 | yazar: Osman Özbaş | Kategori: Dergiler, sayı_13, Öykü

Polis arkadaşına, telsiz anonsu yaptınız mı? diye sordu. Sonra ona döndü; ‘’Bak delikanlı, herşeyi anlatmazsan içerde çürür gidersin.’’ Memur sıkıntıyla konuşuyordu. Devam etti: ‘’Sen buradan çıkmak istemiyor musun? Hayır mı?.. Bak buraya neden geldiğini, binayı neden kazımaya çalıştığını söylemiyorsun, varsayalım ki amacını unuttun, olur ya, ama kimliğin yok, tanıdık bildik kişilerin adını adresini ver oradan araştıralım diyoruz yine söylemiyorsun. Tüm bunlar zaman ve eleman işi. Bize yardımcı olmayacak mısın hâlâ… Bak sonra külâhları değişiriz ama.’’ Sonra masanın üstünde, raspayı, üç tane yağlıboya fırçasını gösterip zoraki gülümsedi, bakışları bir suç delili arar gibi bir poşete bir yeniyetme çocuğa dönüyordu. Delikanlının tişörtü iyice yıpranmış, göğsü tenin yumuşaklığından hafif titreyişlerle inip kalkıyordu. ‘’Öyle susup oturacaksan kodese tıkayım seni, çürür gidersin kimsenin de ruhu duymaz, anladın mı,’’ dedi.

Bir türlü beklenilen açıklamalar gelmiyordu. Genç adam arada bir kakülleriyle oynayarak etrafı araştırıcı gözle süzüyordu. ‘’Gerçeğinin hemen hemen aynısı,’’ dedi. Polis, ‘’ne diyorsun,’’ dedi, ‘’söyle, duyabileceğim sesle konuş, mırıldanma.’’

Genç adam yavaşça yerinden kalktı. Çevresindekiler hareketlerini izlemeye almıştı. Biraz geri çekildi. Kafasındaki resmin koordinatını hesap eder gibi kompozisyonunu tablosuna yerleştirdi. Hayalindeki şövalenin ayaklarını dikti, ağız rafına tuvali oturttu. Kafası bir kapıya bir tabloya döndü. Tablodaki ışık üzerine söyleyecekleri var gibi, orada sanki bir şeye dikkat çekmek istiyordu. Pencereye yaklaşıp gözleri yarı şaşkın, bilmecemsi bir konuyu tartar gibi kapıya bakıp, ‘’Güzel bir çalışma,’’ dedi. ‘’postane istasyonu burası; bakın, resmi yapanın boyu şu kadarcıkmış.’’

Amir, ‘’Dalgamı geçiyorsun bizimle,’’ dedi, ‘’ sinirle, ‘’atın şunu kodese, salak bu,’’ dedi, ‘’ne hali varsa görsün.’’

’‘Amirim.’’

‘’Ne var, götür şunu dedim ya.’’

‘’Biliyorsunuz burası bir zamanlar postane binasıymış; hani karakol yerleşmeden önce.’’

‘’İyi; seni de onunla birlikte kodese mi atayım yani, birlikte resim yaparsınız ha.’’

‘’Yok o değil de, bir haftadır aynı yere gelip duvarı kazıyor. Bir yerlerde rakam olacakmış, onu arıyordu.’’

‘’İşimiz kalmadı, bunlarla uğraşacağız değil mi? Ee’’

‘’Hani kazsın diyorum; o da rahat eder, biz de eğleniriz biraz.’’

Amir La Havle çekerek sandalyesinin arkasına yaslandı. Arkadaşına kulağını yaklaşmasını işaret ederek. ‘’Ne haliniz varsa görün,’’ dedi, ‘’ama çocuğu sonra buraya getirme, sal gitsin.’’

Üç polis ve genç dışarı çıktılar. Kazı yapacağı duvara gideceği sanılırken o açığa yürüdü. Biri ellerini oynatarak deli işareti yaptı. Ressam ise işine yoğunlaşmıştı, kafası bir İstasyon binasına bir de hayalindeki tabloya dönüyordu. Bir çocuğun gözünden kapıya yoğunlaşan ışık oyunlarıyla hedef tutulan bir kompozisyondu!..  Evet evet, resmin konu aldığı mekân şu an avlusunda bulundukları postane binasından başka yer değildi! Özellikle binayı alttan gören açı dikkatini çekiyordu. Yetmiş, yüzyıllık ağaçlar resmedilmiş, gar kapısı ön planda tutulmuş, resmin yapım konumuna çok yakın hizada yapraklar siyahlaşıyor, çizgilerin netliği kapı yönünde belirsizleşiyor. Sonra kenar yapılarını inceledi. Binayı işaret ederken gözü tuvaldeki bir ayrıntıyı dikkatle ölçüyordu, bir noktaya yürüyüp çömeldi. Fırçasını çatıya doğru götürüp baca yaptı. Dolunayda İstasyon binası daha da karanlık görünüyordu. Sonra duvara doğru hızla koştu, peşindeki polislerden yaşlıca olanı, ‘’Çalışmana başlarım senin,’’ deyip bir küfür salladı.

Genç adam iki eliyle raspasını hırsla ayak boyuna yakın hizada sürtüyordu. Kazıdıkça ümitlendi, ve aniden durdu. Etrafındaki polisler, ‘’Şimdi ne oldu,’’ dedi.

‘’Bu köşe değil, öteki köşede, simetriyi unuttum.’’

Biri iyice sinirlenerek ‘’ben bu mesleğin içine ederim,’’ dedi, ‘’it kopuklarla bir yana bir de deliler başımıza bela.’’

Genç adam tekrar tekrar, ‘’Baca öteki tarafta, dolunay bu yanda, simetriyi unuttum!’’ diyordu.

‘’Ben sana bir yumruk çakarım, simetriyi görürsün sen, defol hadi, yürü.’’

Bazen düşünürüm, o ‘delinin’ tüm mücadelesi salt ‘haklı çıkmak’ üzerine miydi, ya da ‘anlamak’ mı?…

Çünkü sonraki günlerde de o genç adam birkaç kez karakola geldi ama duvara yaklaştırılmadı. Kovalanmadan önce hep ‘bir şans daha’ vermeleri için yalvarıyordu.

Düşünüyorum da belki hayatta en tehlikeli ve belki en baskın olan şey bir aynadan yansıyan olabilir.

Siz siz olun simetriyi gözden uzak tutmayın.

Share

One Comment to “Aynadan Yansıyan”

  1. handan kalsın diyor ki:

    Yakın zamanda güzel öykülerinizi bekliyoruz :) ruhunuza sağlık

Leave a Comment