Şair, roman ya da öykü yazarı değil, ama dille en az bir şair ya da öykücü kadar iç içe: Yusuf Alan

01 Şub 2009

Atilla İpek

 

Bu seferki konugumuz şair, roman ya da öykü yazarı değil. Ama dille en az bir şair ya da öykücü kadar iç içe; dilbilimci ve yazar Yusuf Alan’dan bahsediyoruz.


Nereden ba
şlamalı?
Onunla tanı
şmam Time Media’nın düzenlediği yazarlık seminerleri sırasında olmuştu. 8 hafta boyunca haftada bir, ya kendisinden ya da davet ettiği değerli yazarlardan feyz almıştık. (ki bu yazarların çoğu sırasıyla yazı dizimizde yer aldı). O sakin, mütevazı ve düzgün Türkçesini yer yer çok iyi kullandığı Osmanlı Türkçesi kelimelerle süsleyerek konuşurken saatler akıp geçerdi. O, Osmanlı Türkçesini, dilimizde yer etmiş Arapça ve Farsça kökenli kelimeleri açıklamakta, sıkça yapılan hataları göstermekte kullanırdı.
Bir konu üzerinde konu
şurken bize de arada ‘latif’ ya da ilginç olaylarla örneklerdi. Böylece kendisinin Mustafa Denizli’ye Avrupa Şampiyonası’nda Hollanda’ya geldiğinde basın toplantısında canlı çevirmenlik yaptığını, pek de uzmanlık alanına girmeyen futbol konusunda bazı terimleri çevirmekte zorlandığını; İngilizce dublajlı filmlere altyazılar hazırladığını ve Sızıntı, Zaman ve Samanyolu gibi gazete ve dergilerin yayın kurullarında çalışğını, editörlük yaptığını öğrenmiştik.

1990 yılında Hacettepe İngilizce Mütercim Tercümanlık bölümünü bitiren Yusuf Alan aynı bölümde 1994 yılında master eğitimini tamamlar. Master eğitimi devam ederken, aynı zamanda İngilizce öğretmeni olarak dersler verir radyo programları yapar ve Sızıntı dergisinin yayın kurulunda bulunur.

1995 yılında Hollanda’ya gelen Yusuf Alan ‘Zaman Hollanda’da editör olarak çalışır, eğitim amaçlı çeşitli projelerin içinde yer alır. Seminer ve konferanslarda konuşmacı olarak yer alır. Bir araştırmacı olarak (metin)dilbilim, düşünce ve gazetecilik üzerine yoğunlaşş Yusuf Alan son yıllarda ortak paydası düşünce ve dil olan insanlarla çeşitli etkinlikler düzenlemiş, bu etkinliklerde Borges’ten Mevlana’ya uzun uzadıya sohbetler edilmiş, içinde yaşadığımız dünyayı anlamak çabasıyla tarihin bilinen aydınları mercek altına alınmıştır.
Kendisinin
şair ya da roman/öykü yazarı olmadığını belirttik ancak dil ve düşünce ile bu kadar iç içe olup da eser vermemek sözkonusu değil. Zira Yusuf Alan’ın 8 kitabı, ikiyüz civarında yayınlamış yazısı var.
Nasıl ba
şlıyor Yusuf Alan’ın yazarlık kariyeri?
Hacettepe Üniversitesi’nde hazırladı
ğı master tezi onun metindilbilim üzerine ilk eseri olur. Konusu ‘çevirinin bir bilim olarak ele alınması gerektiğinden hareketle, Robert de Beaugrande ve Wolfgang Dressler 1981) tarafından betimlenip önerilen metindilbilimsel ilkeler ışığında, özellikle çeviri eleştirisi için bir gönderme çerçevesi çizmeyi amaçlamıştır.’ Evet iyi okudunuz, bir kez daha okumanızda bir zarar yok. 

Aynı yıl Yusuf Alan’ın ilk kitabı da TÖV’den çıkar: Lisan ve İnsan (1994). Bu kitapta Yusuf Alan, insanın dille olan ilişkisini her açıdan ele almış; anlatılmak istenenin, nihayetinde bizim anladığımız ya da yorumlad

ığı

mız şekliyle idrak ettiğimiz iddiasıyla yola çıkmış. Zira kitabın önsözü şöyle biter:’….. “Fehim, ifhamdan es

heldir”, yani sizin burada anlatılmaya çalışılan şeyleri anlama kabiliyetiniz, benim anlatma kabiliyetimden daha fazladır.’

Bu kitabın hemen ardından aynı yıl toplum ve kültür konusunu işleyen ikinci kitabı çıkmış Yusuf Alan’ın: ‘Robotik Kültür’. Yusuf Alan bu sefer ‘bize yabancı olan bir dünyada neler olup bittiğini gözler önüne sermek’ amacıyla yola çıkmış. Bilgisayarların devraldığı dünyamızda suni zekanın insandaki idrak olgusunu ne kadar yerini alabileceği üzerinde durmuş ve bilgisayarların günlük yaşantımızda muhtemel kullanım alanlarını ele almış. Dil, kültür ve toplum üzerindeki kitaplarından sonra Yusuf Alan 1998 yılında ‘İnsan Vücudu ve Zaman’ isimli üçüncü kitabını yayınlamış. Bu kitap bize farkında olmadığımız minik zaman birimlerinden, yıllar için de olanlara kadar ilginç veriler veriyor ve son bölümde kısa kısa ama ilginç bilgilerle bitiyor, işte birkaç alıntı:

Sigarada bulunan nikotin vücuda çok hızlı bir şekilde nüfuz eder. Bir nefes çektikten sonra nikotin beyne yedi saniye içinde ulaşır. Bu süre, alkolün beyne ulaşma süresinden daha kısadır. Hatta koldan enjekte edilen eroinin beyne ulaşması için bile 14 saniyenin geçmesi gerekmektedir.

Tek bir kanser hücresi ancak yüz günde bir bölünür. Fakat geometrik artış sebebiyle bir hücre ikiye, ikisi dörde, dördü de sekize çıktığı için bu yoldan çıkmış hücrelerin bezelye büyüklüğünde bir yumru teşkil etmesi için aradan sadece 8 ayın geçmesi yeter. 2 yıl sonra tümör artık küçük bir kavun büyüklüğünde ve yaklaşık 1 kilo ağırlığındadır.

Her dakika beyne yaklaşık 1 litre kan gider.

Daha sonraki yıllarda Yusuf Alan insan, dil ve kültür üzerinde yoğunlaşmaya devam eder, 2001 yılında ‘Aktif Düşünme ve Yenilenme’; 2002 yılında ‘ şünce ve Aksiyon’ kitapları çıkar. 2003 yılında kitap çalışmaları hız kazanır. Önce Gürkan Çelik’le birlikte ‘Hizmetkar Liderlik’ isimli kitabı yayınlarlar. Daha sonra Yusuf Alan Robert Greenleaf’ın ‘Lider Olarak Hizmetkar’ (The Servant as Leader) isimli kitabını Türkçeye kazandırır. Yine aynı yıl son kitabı olan ‘Sözün Gücü’ isimli kitabını yayınlar.

Tüm bu eserleri Türkçeye ve topluma kazandırırken Yusuf Alan hiç durmadan da toplum içinde aktif olur çeşitli projelere imza atar. ‘ Yazarlık Okulu Projesi’, Altın Çocuklar Projesi’, ‘Kişisel Gelişim’ seminerleri, geçmişin ya da çağımızın ünlü düşünürlerinin irdelendiği Fikir Yongalama Akşamları bunlardan sadece bazıları. Yusuf Alan yine Hollanda Türk Yazarlar Kulübü, Rotterdam Düşünce Kulübü, Cosmicus Vakfı gibi oluşumların aktif üyesidir. Yusuf Alan halen Rotterdam’daki Diyalog Akademisi çatısında çalışmalarına devam etmektedir.

Yusuf Alan’a eserleri ve kendisi hakkında sorular yönelttik (ve biraz da mütevazi cevaplar aldık):

Hollanda’ya gelişiniz nasıl oldu?

1992 yılında, Türkiye’de evlendim. Eşimin Hollanda’da ikamet izni vardı. Birkaç yıl sonra, birinci nesil gibi, bir süre kalıp geri gitme niyetiyle Hollanda’ya geldik, ama dönemedik; gelişmeler bizi buraya bağladı. Pişman da değilim. Anavatanım yanında bir de “babavatanım” oldu. Pişmek için Doğu’nun gönlü yanında Batı’nın aklına ihtiyaç olduğunu fark ediyoruz.

Buraya geldiğinizde Türk toplumunu nasıl buldunuz, ilk intiba neydi hatırlıyor musunuz?

Samimi bir arkadaş çevresi, bana Türkiye’deki ortamı aratmadı. Hepsinden çok şey öğrendim, hala öğrenmeye devam ediyorum. İlk intiba “yakınlık” şeklindeydi. İnsan uzaklara gittikçe ünsiyet arıyor. Hollanda’da muhabbet edip hemhal olduğumuz çok dostumuz var.

O kadar çok projeye, esere, oluşuma, konuşmaya katılmışsınız ki bir kısmını çok kısa yazdık, çoğunu da buraya sığdıramadık. Sizin için yazdıklarımız dışında mutlaka listede yer almalı dediğiniz önem verdiğiniz bir çalışma var mı? 

Aslında mazhar olduğumuz nimetlere bakınca, kendimi ciddi bir performans sergilemekten çok uzakta görüyorum. Allah miskinliğimi affetsin. 

En gurur duyduğunuz ya da zevk aldığınız etkinlikler hangileri oldu geçen zaman içinde?

Bu hayatta beni en çok tatmin eden işlerden biri, samimi arkadaşlarla, Risale-i Nurları müzakere etmektir.

Hollanda azınlıklar edebiyatı konu olunca, neredeyse geyikleşmiş bir soru ortaya atılır: ‘Neden Türkler, (Hollandaca) Hollanda Edebiyatında Faslılar kadar başarılı değiller (‘Başarılı’nın tanımı burada, popüler olmak, çok tanınmak, çok satmak oluyor). Neden Türk yazarlar genelde Türkçe yazıyorlar? Sizin, insan, lisan, kültür konusuna çok kafa yoran biri olarak bu konuda bir açıklamanız var mı?

Bilenler, bilmeyenlere söylesin…

Son yıllarda Hollanda’da Türklerin uyumu ve Hollandalılardaki önyargıların yıkılması ve kaynaşma konusunda değişik çalışmaların içinde oldunuz (Hollanda Futbol Takımını topluca destek kampanyası, Diyalog Akademisi çatısı altında Hristiyanlık ve Müslümanlık arasında ortak paydaların ortaya çıkarılması, Mevlana hakkında Hollandaca eserler, vb.) Şu sıralar ne gibi çalışmalar, planlar var?

 

Önyargılarımızın farkına varmak, aldatıcı zanlarımızdan kurtulmak, ellerimizi, zihinlerimizi ve gönüllerimizi açmak için beyin fırtınalarımız devam ediyor. Kötülüğü emretmekten bıkmayan nefislerimizi nasıl ıslah edebiliriz? Umumi menfaat adına neler yapabiliriz? “Hayy”den gelip “Hu”ya gittiğimiz sonsuzluk yolculuğunda, iç dünyamızdaki cevherleri nasıl keşfedebiliriz? O’nun muhabbetiyle kendimizden nasıl geçebiliriz? Yeryüzünü bir cennet haline nasıl getirebiliriz? Sözle, fiille ve halle bu soruların peşindeyiz.

Bir kitap ya da çeviri çalışması var mı? (bir ipucu verebilir miyiz?)

Birkaç yıldır yaptığımız mülakatlarda çok güzel tespitler dile getirildi. Bunları derlemek faydalı olabilir.

 

 

Dergiler, Hollandanın Türk Yazarları, sayı_12 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

1 Yorum yapılmış, “Şair, roman ya da öykü yazarı değil, ama dille en az bir şair ya da öykücü kadar iç içe: Yusuf Alan”

  1. 01

    Güzel

    saan, 09 Eki 2010 02:21 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama