Friedrich Durrenmatt – Şüphe

03 Ara 2008

Gülay Kaya

Kısa bir süre devam eden anlatımcı dönemden sonra, polis romanları yazmaya başlayan; her şeyin üstesinden gelen dedektif tipinde değişiklik yaparak yaşamın rastlantılarla sürüklendiğini ve her türlü öngörüyü boşa çıkar-dığını söyleyen İsviçreli yazar Friedrich Dürrenmatt, “Şüphe” adlı kitabın-da ağır geçen ameliyatının en çok bir yıl biçtiği ömrüne pek te kafa yorma-yan komiser Berlach’ın, II.Dünya Savaşı’ndan sonraki yaşamını cerrah kimliğiyle sürdüren bir Nazi savaş suçlusunun peşinden iz sürüşünü anlatır.

“Kuşlar arasında yarasa ne ise, düşünceler arasında kuşku da odur: İkisi de hep alacakaranlıkta uçarlar.” Serin ve çilentili bir ekim gecesi, Friedrich Dürrenmatt’ın “Şüphe” adlı kitabını elime aldığımda, semantik ha-fızamda ansızın çakımlanan Bacon’un bu cümleleriydi.

Hikaye, 1948 Kasım’ının ilk günlerinde kalp krizi geçiren komiser Berlach’ın Salem Hastanesi’ne getirilmesiyle başlıyordu. Komiserin ölüm kalım savaşı verdiği ameliyat başarıyla sonuçlanmış fakat çengeline takılan umutsuz hastalığı da su yüzüne çıkartmıştı. Buna göre komiserin en çok bir yıl ömrü vardı. Ne var ki buna aldırış ettiği de söylenemezdi. Çünkü onu takvim yapraklarının ayın yirmi yedisini muştuladığı pazartesi günü, has-tane odasındaki yatağına gömülmüş pür dikkat incelediği Amerikan dergisi-nin 1945 tarihli sayısı ilgilendiriyordu.

Bu sırada içeri giren, aynı zamanda komiserin ameliyatını da yapmış olan Dr.Hungertobel, arkadaşının uzattığı sayfaya baktığında, karnının or-tasında derin dehşetin kazıntısını duyacak, beti benzi atacaktı. Çünkü o sayfadaki fotoğrafta meşum bir yüz vardı. Ve o yüz doktorun anı bloklarını derinden sarsmıştı. Arkadaşının endişe perdeli çehresini, sorgu yüklü bak-ışlarla inceleyen Berlach, elbet bir şey anlamayacak, bu durumdan peş peşe sorular yongalayacaktı. Bir sonraki gün ise Hungertobel, melanet özünden dökülmüş gibi duran o yüzün kimliğini komisere açımlayacaktı.

II.Dünya Savaş’ında Stutthof Toplama Kampı’ndaki Yahudileri, narkoz-suz ameliyat eden Nehle adındaki doktor, gerçekte asıl adı Fritz Emmen-berger olan bir cani, bir psikopattı. İnsan tiksinti duyduğu anıları belle-ğinden uzak tutmak, mümkünse unutmak isterdi. Hungertobel her ikisini de yapamamıştı. Emmenberger’e ait ne varsa belleğinin karasularında yüzmektey-di. O kapkara anı ise Emmenberger’in yaptığı narkozsuz bir ameliyattı. Ça-resizlik insana her şeyi yaptırırdı.

Bern Alpleri’ne tırmanan beş tıp öğrencisi çaresizliğin kısır dön-güsüyle 1908 yılının sıcak temmuzunda karşılaşmışlardı. Yayladaki derme çatma bir kulübede konaklayan öğrencilerden lokantacının şişko oğlu, tavan arasından saman almak için merdivenlere tırmanmış, zaten sakar olan tıp öğrencisi, kırılan merdiven yüzünden boynunu, duvardan sarkan bir kazığa çarparak yere kapaklanmıştı. Söz konusu şartlar bir tek düşünceyi olumlu kılıyordu ve bunu Emmenberger’ den başka bilen yoktu. Çünkü düşünce edime geçmemişti henüz. Sıranın üzerinde ıspazmozlar geçiren tıp öğrencisi deh-şetle beklemekteydi. Fakat zaman daralıyor, üst üste binen sonra tekrar ayrılıp birleşen ayaklar onların aleyhine işliyordu. O an Emmenberger bir-birlerinin yüzüne çaresiz bakan arkadaşlarına boş vererek, tıp öğrencisinin boynuna ilk müdahaleyi yapmış, ademelması ile boyun kıkırdağı arasında çapraz bir bıçak darbesiyle çentik açmıştı.Herkes şaşkınlık içindeydi. Çünkü Emmenberger, tıp dilinde trakeotomi adı verilen bu işlemi kreşendolu bir hazla yapmıştı. Önce suratı kaskatı kesilmiş, iyice belerttiği gözlerine cezbeye düşmüş gibi şeytani pırıltılar dolmuştu. Hungertobel ve diğerlerini ürküten işte bu yalınlıktı.

-1-
İşte o pazartesi günü Berlach’ın uzattığı dergideki fotoğrafa bakan Hungertobel, o günü kaskatı kalarak anımsamıştı. Çünkü fotoğraftaki yüz Emmenberger’inkine bir su damlası kadar benziyordu. Gerçi ameliyat maskesi yüzün yarısını örtmüştü ama şakağındaki yara iziyle, bakışlarındaki o şey-tani ton başka bir ihtimali bertaraf ediyordu. Bütün bir hikayeyi Berlach‘a anlatan doktor gene de emin değildi. Çünkü Emmenberger savaş zamanında Şili’de bulunuyor, Santiago’da bir kliniğin yöneticiliğini yapıyordu. Ne var ki şüphe pasın demiri eritmesi gibi içten içe düşüncelere işlemekte, daha geniş bir alana serpilmekteydi. Berlach ve Hungertobel için tek kurtuluş ise bu muammayı çözmekti. Emmenberger’e ait öteki belitler 1932’de Almanya’ya, oradan da Şili’ye geçtiğiydi. 1945 yılında İsviçre’nin en pa-halı kliniklerinden Sonnenstein Kliniği’ni devralmıştı. Kalantor zengin-lerin kaldığı hastanede bir çok varlıklının mirasına konarak mirasyedi sı-fatını almış bu adam aynı yıllarda muhtelif tıp dergilerine cerrahi ü-zerine makaleler de yazmıştı. Kuvvetli üslubuyla edebi yeteneğini ispatla-mış bir bilim adamıydı o. Fakat Berlach’ın düşüncelerini kaşıyan bir durum vardı ki o da, dergilerdeki makalelerin dil ve anlatım bakımından birbiriyle uyuşmadığıydı.

Ertesi gün Berlach’ın emekli oluşuna şahitlik edecek, emekli komi-serin garip söylevinden canı sıkılan şef Lutz, buna rağmen ona son bir iyi-lik yapmaktan el etek çekmeyecekti. Lutz, Stutthof Toplama Kampı’ndaki SS kamp doktoru Nehle hakkında bir araştırma yapacak, o günün akşamına gerekli bilgiyi Berlach’a verecekti. Fakat Berlach  o gece içkiyi fazla kaçırdığın-dan raporu ertesi sabah okuyabilecekti. Çünkü gece yarısına doğru kendisini ziyaret eden arkadaşı Gulliver’in, ikide bir paspal kaftanından çıkarıp ik-ram ettiği viskiyi içmemek olmazdı. Ne var ki viskiden daha tatlı olan dazlak kafalı bu dev Yahudi’nin o tarihe ve Toplama Kampına ilişkin bil-dikleriydi. Çünkü savaştan kaderin bir lütfuyla kaçabilen bu görünmez adam Emmenberger’in neşterini tadanlardan biri ve o fotoğrafı çekendi. Ne de olsa ölülerin kimlikleri yoktur.

Nehle 1945’in on Ağustos’unda Hamburg’un sefil otellerinden birinde tıpkı Hitler’in yaptığı gibi ağzında siyanür kapsülü patlatarak intihar et-mişti. Öte yandan Rusların toplama kampını basıp da suçluları kazığa çak-tıkları kişiler arasında Nehle yoktu. Sanki Mayalar gibi ortadan kaybolmuş-tu. Ayrıca bu isimdeki biri SS listesine eklenmemiş toplama kampına gön-derilen raporlarda da adı hiç geçmemişti. Fakat kitleleri öldüren böyle bir cani vardı. Ve sır perdesi kalkmalıydı. O gece Berlach bu devden çok şey öğrenmiş, ertesi gün ki raporları gözden geçirdiğindeyse farklı bir bilgiye rastlamamıştı. Önüne geçilmez bir inat öç ve hınç duygularıyla sarmaş dolaş olup derinlere kök salmaktaydı. Berlach doktor arkadaşı Hungertobel’den Kramer adıyla Sonnenstein Kliniği’ne yer ayırtmasını isteyecekti. Fakat bu yolculuğa çıkmadan evvel ziyaretine gelen gazeteci arkadaşı Fortshing’e, bir miktar para vererek gazetesinde bir makale yazmasını, hemen ardından da Paris’e gitmesini isteyecekti. Fortshing Emmenberger hakkındaki makaleyi anıştırma yaparak yazacağını söyleyip oradan ayrılacaktı.

Yılbaşı akşamı Zürih kentinin en civcivli saatleri arasından kliniğe doğru kayan araba Berlach ve Hungertobel’i taşıyordu. Saatler sonra araba kliniğin önündeydi işte. Berlach kliniğin tekerlekli sedyesine uzanmış içeri alındığında ürkü bir üvendire gibi içini dürtmüştü nedense. Fakat bu duyguya sırtını dönmesi çarçabuk olmuştu. Hungertobel gitmişti artık ve o hemşirenin aralık kapıdan henüz içeri aldığı bir odada iki kişiyle birlik-teydi. Bu kişilerden biri alımlı bir kadın, diğeriyse uzun sıska vücuduyla orada haşmetle dikelen Emmenberger’di. Kedi fare oyunu artık başlıyordu. Berlach’ın zihnindeki, içeri alınırken hastanenin demir parmaklıklı pence-relerinin birinde gördüğü ya da öyle zannettiği cüce silueti de çoktan silinmişti.

Şimdi sorgulama zamanıydı. Kısa bir tanışma resitalinden sonra Ber-lach, ilk sorusunu Emmenberger’in yüzüne indirmişti. Bu soruya sigara yakmak dışında tepkisiz kalan Emmenberger komiserin gerçek niyetini anla-mıştı. Berlach o sivri zekasıyla bir oyun başlatmıştı ve şimdi tek rakibini oyununda istiyordu. Öyleyse istediğini alacaktı.
Emmenberger, komiser ne bilmek istiyorsa tümüne yanıt verdi. Peş peşe yaktığı sigaralar dışında pek sinirlendiği de söylenemezdi. Komiseri muayene eden doktor ona bir iğne yaptı. Bu öyle bir iğneydi ki komiser ancak dört gün sonra ayılabilmişti. Hemşire Kleri’de tıpkı ötekiler gibi gerçeği biliyordu. Çünkü Berlach’ın emeklilik haberini içeren yazısı ve fotoğrafı gazetede çıkmıştı. Ve o gazete şimdi Berlach’ın bacakları üzerindeydi. Kimliği faş edilmişti. Oysa hastaneye Kramer adıyla yatırılmıştı. Berlach iğnenin ağırlığını ve rehave-tini üzerinden henüz atamamış, bu duruma çok öfkelenmişti. Kendini denetim altında tutmaya çalışarak hemşire Kleri’ye tüm bildiklerini anlatmaya başlamış, yazık ki umduğu tutumu karşısında bulamamıştı. Çünkü hemşireye göre Emmenberger, onun kitabını okuyarak suçlarından arınmış saygın bir ki-şilikti. Berlach ne dese ne anlatsa boşunaydı. Bu kalın kafalı kadın kendi-sine asla yardım edemezdi. Berlach çaresizlik içinde kıvranmaktaydı şimdi.

Hemşirenin peşinden odaya Emmenberger’in asistanı Dr. Marlok girmişti. Otomatiğe bağlanmışçasına Berlach’ın iğnesini yapan kadın sanki orada kimse yokmuş gibi kenara çekilip yüzünü makyajlamış, ardından da bir sigara yak-mıştı. Şaşkınlıktan henüz kurtulan Berlach, Marlok ile konuştuğundaysa bu kadının Emmenberger’in kamptan kurtardığı birkaç kişiden biri olduğunu an-layacaktı. Hayatta kazanmak için tek yol şeytana yakın durmaktı ve oda öyle yapmıştı. Çünkü bir zamanların özgür komünistti, SS’lere satılmanın hıncını en derinlerde hâlâ duyuyordu. Stalin ile Hitler’in imzaladıkları anlaşmaya göre bir sığır vagonunda haftalarca süren bir yolculuktan sonra, üstü başı yırtık pırtık insanlarla birlikte bir köprüden geçirilip SS’lere satılmanın acısı geçecek gibi değildi çünkü. Ve ona göre Tanrı Emmenberger’di. Ve Tanrı’nın yaptığı her şey mubahtı.

Berlach hesaplarını doğru fakat hamlesini yanlış yaptığını anlamıştı. Emmenberger’in tuzağına düşmüştü işte. Daha sonra Hemşire Kleri’nin kendi-sine uzattığı zarfı, o gittikten sonra açan Berlach, Fortshing’in öldürül-düğünü dehşetle öğrenecek, zavallı adamın ölümü için kendisini suçlaya-caktı. Klinikte gördüğü cüceydi bu cinayeti işleyen. Bağırıp çağırsa da sonuç değişmeyecekti. Peşinden içeri Emmenberger girecek ve bütün perdeler kornişlerinden çekilecekti.

Emmenberger artık oyunun sonuna gelindiğini, şu andan sekiz buçuk sonra akşam saatleri yediyi vurduğunda, Berlach’ı narkozsuz ameliyat ede-ceğini söyleyerek, cinayetlerini tek tek açıklamakta bir sakınca görmemişti.
Berlach’ın durumu oldukça zordu. Kaçması mümkün değildi. Zaman gittikçe daralıyordu. Ne var ki bu Nazi savaş suçlusunun 1945’teki oyunu nasıl tez-gahladığını da öğrenmişti. Asıl adı Nehle olan kişi gerçek bir doktor değildi. Öyle olmayı çok istemiş fakat sınavları verememişti. Emmenber-ger’in kendisine sunduğu teklifi kabul eden Nehle, onun yerine geçmeden evvel tipinde yapılan bir iki rötuşa da ses çıkartmamıştı. Daha sonra Emmenberger’in kimliğiyle Şili’ye geçmiş, burada haddini aşarak bazı tıp dergilerine düzeysiz makaleler bile yazmıştı. Nehle ile işi biten Emmenber-ger adamın Hamburg’daki odasına gelerek onu siyanür kapsülü yutmaya zorlamıştı. İntihar süsü muhteşemdi. Artık her şey bitmişti. Emmenberger o-dadan çıkarak komiseri makus talihiyle baş başa bırakmıştı. Saatler dörtnala tırısa geçen bir at gibi geçmişti işte.

Şimdi zaman yediyi gösteriyordu. Umutsuzluğun tekdüzeliği zalimdi. Pişman olmak içinse çok geçti artık ya da dönmek için. Şimdi kapı açılacak Emmenberger asistanlarıyla içeri girecekti. Beklenen an sonunda mengeneye oturdu. Berlach soluğunu tutmuş kaskatı bekliyordu işte. Derken kapı açıldı. Ne var ki eşikte beliren Emmenberger yerine dev Gulliver olmuştu. Berlach kurtulmuştu. Sadık dostu Hungertobel kapıda onu bekliyordu. Emmenberger’in Hungertobel için hazırladığı tuzaksa geri tepmişti. Çünkü Emmenberger bir şeyi atlamıştı. O da cüceyle devin eski dost olduklarıydı. Emmenberger’e gelince… O işi de dev halledivermişti. Üstelik Emmenberger’in en bildik si-lahıyla. Demek ki tanrıcılık oynamak lanetini de beraberinde getiriyordu.

Dergiler, Kitap, sayı_11 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama