Yediden yetmişe herkesin okuduğu yazar: Murat Tuncel

02 Eki 2008

Atilla İpek

Murat Tuncel

Murat Tuncel ile 2006 yılında bir yazarlık işliğinde tanışmıştık. Kendisiyle karşılaşınca bana ilkokul öğretmenimi hatırlatmıştı. Gözlüklü, sakin ama enerjik, kısa boylu,esmer çok sevgili  ilkokul öğretmenimi. Konuştukça, eserleri ve hayatını anlattıkça, gerçek bir Türkçe aşığı ve büyük bir yazarın karşımızda durduğunu anlamıştık. Kendisinden ne öğrensek kârdır diye, ağzımız açık birbuçuk saat boyunca onu dinlemiştik.

O günden sonra Murat Tuncel’le sıkça karşılaşır ya da haberleşir olduk. Genelde haberler ondaydı: Yeni çıkan kitaplar, edebiyat aktiviteleri, söyleşiler, şiir akşamları…

Murat Tuncel, Hollanda’daki (Türk) edebiyatının en aktif şahıslarından biridir. 2007 yılı aralık ayında Faslı, İspanyol, İtalyan, Yunan ve Türk şairlerin katıldığı Hollanda’nın dört şehrinde düzenlenen  ‘Akdeniz Edebiyat Festival’inde  lokomotif rolü üstlenen Murat Tuncel’in konuğu şair Kemal Özer’di. Hollanda Türk Yazarlar Kulübü kurucu üyelerinden olan Tuncel, 2008’in Ekim ayında rahmetli Fakir Baykurt‘u anma toplantısının da düzenleyicilerinden biri.
1952 yılı Kars- Hanak  doğumlu Tuncel, Artvin Öğretmen Okulu’nun ardından 1979 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Fakültesi’nin Türkçe Bölümü’nden mezun olmuş. 1984 yılına kadar ilk ve ortaokul öğretmenliği yapan Murat Tuncel daha sonra gazetelerde çalışmış; edebiyat ve sanat sayfalarında yazılar yazmış, yönetmenlik yapmış, ansiklopedik sözlük çalışmalarında bulunmuş.
Türkiye’de yayınlanan Varlık, Edebiyat Gündemi, Damar, Yaşasın Edebiyat, Kıyı, Karşı Edebiyat, Dönemeç, Türk Dili Dergisi, Güzel Yazılar, Evrensel Kültür gibi edebiyat dergilerinde öyküleri ve yazıları yayınlanan yazarın ilk kitabı olan ‘Dargın Değilim Yaşama’ 1981’de yayınlanmış. İlk kitabından  sonra 1989’da Hollanda’ya gelinceye kadar kitaplar ardı ardına gelmiş:
•    1982- Tipi (çocuk öyküleri)
•    1984 – Mengelez (öykü)
•    1984 – Süper Kurbağa (çocuk romanı)
•    1984 – Buluta Binen Uçak (çocuk öyküleri)
•    1986 –Güneşsiz Dünya (öykü)
•    1989- Beyoğlu Çığlıkları (öykü)

Yani Murat Tuncel Hollanda’ya geldiğinde yedi kitabı yayınlanmış; okurları arasında çocukların da bulunduğu  bir yazarımız.
Hollanda’da ilköğretim okullarında Türkçe anadili dersleri veren Murat Tuncel, bir süre de Rotterdam Konservatuarında Türk müziği bölümünde Türkçe-edebiyat dersleri verdi. Son iki yıldır kendini tamamen yazmaya adayan Tuncel’in Hollanda’da yazdığı yapıtları ise:
•    1994 – Maviydi Adalet Sarayı (roman)
•    1997 – Üçüncü Ölüm (roman)
•    1998 – Yarım Ağız Anılar (anı)
•    2002- Gölge Kız (öykü)
•    2006- İnanna (roman)
•    2006/2008 Şakacı Masallar Serisi (çocuk masalları)

Eserleri Türkiye ve Hollanda’da birçok baskı yapan Tuncel’in kitapları ve öyküleri birçok yabancı dile de çevrilmiş. Maviydi Adalet Sarayı, ‘Valse Hoop’ ismiyle Hollandaca’ya çevrilirken, son romanı İnanna Arapça ve  Korece ‘ye çevrilmiş ve şu anda Bulgarca’ya da çevriliyor. Yazarın birçok öyküsü ise Hollandaca, Lehçe, Rusça antolojilerde ve üniversite dergierinde yeralmış.
Türkiye Yazarlar Sendikası, Hollanda Yazarlar Sendikası, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye PEN klubü ve Edebiyatçılar Birliği üyesi Murat Tuncel’in birçok eseri çok değerli ödüllere layık görülmüş:

•    1979 yılında Kültür ve Spor Bakanlığının ortaklaşa düzenlediği Gençlik Öykü Ödülü‘nü Çerçi adlı öyküsüyle,
•    1997 NPS Radyo Öykü Ödülünü Cennet de Bitti adlı öyküsüyle,
•    1994 Şükrü Gümüş Roman Ödülü‘nü Maviydi Adalet Sarayı adlı romanıyla ,
•    1997 Halkevleri Kültür -Sanat Yarışması Roman Ödülü‘nü Üçüncü Ölüm adlı romanıyla ve
•    2000 Yılı Orhan Kemal Öykü Ödülü’nü yayınlanmamış öykü dosyasıyla almış.

Murat Tuncel’in yazı dili çok zengin. Türkçeye verdiği özeni kitaplarında görmemeniz neredeyse imkansız. Öykülerinde okuru bazen son cümleye kadar sürükleyen  bilinmeyeni, sürprizi bol bir akış var. Bazen öykünün sonunu yavaş yavaş tahmin ettiğinizi düşünüyorsunuz , birde bakmışsınız ters köşeye yatmışsınız. Öyle olunca artan bir iştahla bir sonraki öyküye başlıyorsunuz.  İlk iki romanında günümüz sosyal yaşamını konu edinen yazarın son romanı İnanna müthiş bir yaratıcılık örneği. Dolayısıyla öykü ve romanlarında sıkça göç, ya da göçmen konusunu işleyen Murat Tuncel İnanna’da yazı serüvenine yeni derinlikler katmış diyebiliyoruz. 437 sayfalık bu araştırma yüklü tarihi romanda; yazar, mitolojik efsanelere göndermeler yaparken, devşirme bir yeniçeri ile Ermeni bir kıza aşık olduğu için babası tarafında sürülen bir gencin (bey oğlunun)aşk hikayelerinde dönemin kadınlarının toplumdaki yerini ustaca betimlelerken sosyoloji ve felsefeyi tarihi aşk öyküsünün içinde adeta eritiyor.

Murat Tuncel ile kitapları, yazı serüveni ve Hollanda’daki Türk Edebiyatı hakkında sohbet ettik.

•    Siz aynı zamanda çocuk romanı ve hikayeleri yazıyorsunuz. Çocuk kitapları yazmak için onlar gibi düşünmek, onların dilini konuşmak lazım. Bunu nasıl beceriyorsunuz? Bunu sadece öğretmen olmanızla açıklamak çok zor bence…?
Çocuklar için yazmak gerçekten de ayrıcalıklı bir durumdur.  Çünkü öğrenim çağında olan çocuk, vereceğiniz, iyiyi, kötüyü, yanlışı ve doğruyu direkt alıcı konumundadır. O nedenle yazar ya da eğitici olarak bu durumu bilerek hareket etmek zorundasınız. Ayrıca onları yönlendirebilecek de bir pedegojik formasyona sahip olmanız gerek. Bu iki durumun dil eğitimi için çok önemli olmasına karşın, çocuk edebiyatı yapıtları yazmak için yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Yazarın dili bildiği kadar, sevmesi de gereklidir. İşte benim yapıtlarımın çocuklarca sevilmesinin nedeni bu bilgilerin yanına konulan dil ve çocuk sevgisidir.
•    Kitaplarınızda çokça göç ve azınlık temaları geçiyor. Bunun, sizin de birkaç kez göç etmiş olmanızla bir alakası var mı?
Tespitiniz  doğru. Yapıtlarımda çokca işlediğim bir konudur göç konusu. Göç konusunu işlememin iki nedeni var. Birincisi, eski zamanlarda insanların bir yerden bir yere göç etmeleri hem çok zordu, hem de gerçekten önemli nedenlere bağlıydı. Ama şimdi insanlar bir anlamda göç etmeden duramıyorlar ve herhangi bir önemli nedene de bağlamadan göç edebiliyorlar. Yani göç günümüz insanının yaşamının bir parçası olmuştur. İkincisi ise benim yaşamımın on yaşımdan beri göçlere sahne olmasıdır.
•    İnanna’da, önceki romanlarınızdan farklı bir tema ele alıp, yeni ve renkli konular işlemişsiniz. Uzun ve yorucu bir araştırmanın ürünü olduğu belli. İnanna fikri nasıl çıktı ortaya, ne gibi aşamalardan geçti?
İnanna beş yıllık bir çalışmanın ürünü. Tabi yazılmadan önce bir de kurgu dönemini ve yazıldıktan sonra biçimlenme zamanını da buna eklemek gerek.  Öncelikle düşünce usumda olgunlaşınca, araştırma yapmaya karar verdim. Bir yandan önerilen yapıtları okurken, bir yandan da konunun uzmanlarıyla tartışmaya açık olan olaylar üzerine konuştum. Bu konuşmalardan yola çıkarak yazdığım metnin bir tarih kitabı metni olmaması için olayların insani boyutundaki edebiyatı yakalamaya çalıştım. Konunun geçtiği geniş coğrafyaya geziler yaptım. Gezi yaptığım yerlerdeki söylenceleri derledim. Söylencelerle mitolojik konular  arasındaki benzeşmeleri tesbit ettim. Betimlemelerime renk katan yer adlarını ve oralarda yetişen bitkilerin özelliklerini öğrendim. Bütün bunları kendime göre bir kurgulama yapınca da İnanna ortaya çıktı.

•    Bundan sonra da benzeri romanlar gelecek mi?
Usumda belirlenmiş öyle çok roman varki, hangisine öncelik vereceğimi belirlemeye çalışıyorum. Ama sanırım öncelik İnanna’dan daha geniş zamana yayılmış bir romanlar dizisinde.

•    Her yazarın çalışma şekli ayrı olsa gerek. Siz nasıl yazarsınız? Belli bir disiplininiz var mı?
Öğretmenlik yıllarımda genellikle akşamları çalışırdım. Ama hergün mutlaka birkaç saatimi bilgisayarımın başında geçirirdim. Son iki yıldır çalışmıyorum. O nedenle de gündüzleri yazılarımı yazmaya yetecek zamanım oluyor. Başkaları nasıl çalışıyor bilemem ama ben belli bir disiplin içinde günde en az altı saat yazı yazıyorum. Bu on saatede çıkabilir, dört saatede inebilir. Ama günlük belli bir zamanımı yazmaya ayırma zorunluluğu duyarım.
•    Avrupa’dan, Türk edebiyatına ürün vermek  ne tür zorluklar yaratıyor. Avantajları da var mı?
Bir kez edebiyat dünyasındaki değişim ve gelişimleri, yazma platformundaki yöntem belirlemelerini günü gününe takip edemiyorsunuz. Dildeki yenilikleri izleyemiyorsunuz. Sizi birebir ilgilendiren yapıtlardan anında haberdar olamıyorsunuz. Durum böyle olunca Türkiye’deki meslektaşlarınızdan bir kat daha fazla çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Bunun yanında bulunduğunuz ülkedeki dünyadan kopmama gibi bir sorumluluğunuz da olunca, buradan Türk edebiyatına ürün vermek oldukça yorucu bir iş oluyor.  Bunlar işin dezavantajları. Ama elbette burada yazmanın avantajları da var bir edebiyatçı için. Bunların başında da çok geniş bir dünya penceresinden kendi edebiyatınıza bakarak yazmanız geliyor. Konu zenginliğiniz artıyor. Yazdıklarınızı diğer ülke yazın metinleriyle karşılaştırma olanağını yakaladığınız için içerik açısından daha doyurucu temalar işleyebiliyorsunuz.
•    Türk edebiyatının Hollanda’daki yeri ne sizce.
Türk edebiyatı henüz Hollanda’da yeterince tanınmıyor. Onlarca roman ve birçok antoloji yayınlanmasına karşın, Hollandalı okur zevkle okuyacağı edebi eserlerimize şimdilik ulaşamamış. Çevirilen yapıtların  çokluğu değil, ama nitelikleri önplana çıkarılınca bence sorun aşılacaktır.
•    Hangi Hollandalı ve Belçikalı yazar ve şairlerin eserlerinin Türkçeye kazandırılmasını isterdiniz?
Öncelikle çocuklarımız için Carly Sly’in yapıtları çevrilmeli. Hollanda’dan Harry Mulisch, Bernlef, Baudewıjn Buch, Cees Notteboom, Gerrit Komrij, Jan Sbilijk ilk aklıma gelenler. Belçika edebiyatını çok iyi tanımıyorum ama bana göre Hugo Claus’un çevrili yapıtlarından başka yapıtları da Türkçe’ye kazandırılmalı. Bunlardan başka yeni edebi hareketlerin temsilcisi olan yazar ve şairlerin yapıtları da çevrilmeli bence.
•    Klasikleşmiş bazı yapıtların yanısıra sizin eserleriniz de dahil günümüz yazarlarına ait eserlerin Hollandaca’ya çevrildiğini görüyoruz. Ancak bu kitaplara ilgi bazen beklenenin altında kalıyor. Bunun en son örneği geçen yıl Hollandaca’ya çevrilen Dede Korkut Hikayeleri. Nedenleri neler?
Az önce de söylediğim gibi Hollandalı okur henüz edebi tad alabileceği yapıtlarımızla tanışamadı. Çevrilen yapıtlardaki özgünlük genelde çevirilerde verilemiyor. O nedenle de yapıt okuyucunun istediği edebi sıcaklıkta olamıyor. Ben çevirmenimle çalışınca bu durumu yakınen gördüm. Birlikte çalıştığımız için de yapıtım bir ölçüde o edebi sıcaklığı yakaladı. Böyle olunca da Valse Hoop okuyucu tarafından sevildi. İkinci baskı bitti, şimdi üçüncü baskıya doğru yol alıyor.
Bu durumun bir başka nedeni de Hollanda’daki Türkolojilerin yetersizliği ve az da olsa bir önyargının olmasıdır.
•    Daha önce sizinle yapılan bir söyleşide Hollanda’daki Türk yazarları için şöyle diyorsunuz:
Burada birkaç yazan insanın dışında yazma heveslilerinin rotası öncelikle Hollanda yazınına yönelik. Kendi yazınımızı tanımadıkları için  küçümsüyorlar. Hollanda yazınının bir parçası olarak  bir yerlere varacaklarını düşünüyorlar.  Alt yapıları da olmadığı için fazla tutunamıyor  ve rota değiştiriyorlar.  Şimdilik durum böyle, umarım gelecekte  her iki yazını önemseyen birileri çıkar.
Bu tespitinizin yanısıra, şunu da saptamakta fayda var. Hollanda’da en az Türkler kadar Faslılar da Hollanda yazınına yöneliyor, ancak onların arasından Hollanda Edebiyatında yerini bulan güçlü yazarlar çıkıyor.  Hollandaca yazan Türk yazarlar bunu neden başaramıyorlar sizce?

O değerlendirmemde de belirttiğim gibi Hollanda edebiyatına yönelen arkadaşlarımızın yeterli bir edebi alt yapılarının olmaması burada baş rolü oynuyor. Bu açıklamam sakın yanlış anlaşılmasın. Burada bilgi birikiminden sözetmiyorum, edebi bir alt yapıdan sözediyorum. Bunun tesbitini yapmak için bilimadamı ya da kahin olmamıza gerek yok. Bir insan belli yaşa kadar kendi ülkemizde herhangi bir edebi ürün yayınlayamamışsa o kişinin edebi alt yapısından sözetmemiz olanaksızdır.  Edebi alt yapısı olmayan bir arkadaş buraya gelince yazarlığa soyunduğu zaman, başarısızlık da kendiliğinden geliyor.
Faslıların durumu bizden biraz farklı. Onlar ülkelerinde Fransızca eğitim almalarının avantajını burada iyi kullanabiliyorlar. Bunun yanında onların da üçüncü nesilden pek güçlü yazarlar çıkardıklarını söyleyemeyiz. Çıkan yazarların hemen hemen hiçbirini de Hollanda edebiyatı kabullenmiş değil.

•    Bugün Hollanda’da Türkçe yazan genç yazarlarımız, yazar adaylarımız var. ODA, Umut, hatta edebiyat ağırlıklı olmayan Platform, Kadın ve diğer aktüalite dergileri genç kalemlere sayfalarını açıyor ve yüreklendiriyor. Ancak Türkiye’deki okuyucuya ulaşmaları çok zor. Sizce hem genç yetenekleri bulup çıkarmak,hem de Türkiye ile edebiyat bağını güçlendirmek için  neler yapılmalı?
Hepimiz işin bir ucundan tutmak zorundayız.  Hiçbir şey kendiliğinden gelişmez de, olmaz da. Kim olursak olalım bilgilenmeye de, bilgili olmaya da ihtiyacımız vardır. Öncelikle yazan arkadaşlar Hollanda’daki kurs olanaklarından yararlanmalılar. Yaratım güçlerini geliştirirken de kendilerinden önce bu işe başlamış arkadaşlarla zaman zaman biraraya gelerek yaptıklarını, öğrendiklerini tartışabilme olgunluğunu gösterebilmelidirler. Böyle bir başlangıç zaten yeni ilişkileri getirecek ve o ulaşılamayan yerlerin yolları görünecektir.

•     Avrupa da yaşayan yazarlara Türkiyedeki yayınevlerinin ya da yazar meslektaşlarınızın bakış açısında bir farklılık var mı?
Bu sorunuzun çok yanıtı var. Ama ben hiçbirini söylemek istemiyorum. Sadece tanık olduğum birçok olaydan yola çıkarak burada yazan arkadaşlarıma kimsenin bizi ne bir ürünle, ne de bir yapıtla edebiyatçı olarak kabullenmesini beklememeliyiz demek istiyorum.

•     Çok teşekkür ederim  samimi sohbet ve cevaplarınız için.
Ben de teşekkür ederim

Dergiler, Hollandanın Türk Yazarları, sayı_10 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

2 yorum yapılmış, “Yediden yetmişe herkesin okuduğu yazar: Murat Tuncel”

  1. 01

    Kıymetli abim.
    Son Tüyap fuarında görüşmüştük hatırlarmısın? bir kopukluktur gidiyor. Yayınlarını mütemadiyyen takip edemesemde kıyıdan köşeden takip etmeye çalışıyorum. Bundan sonra sık sık rahatsız edeceğimi bildiririm.
    Saygılarımla

    Ferudun ORAL, 11 Oca 2011 14:40 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  2. 02

    Nasil iltibata gece bilirim kendisi benim ilk okul ogretmenim olurdu saygilar ozge

    Ozge akansu, 25 Eki 2014 12:02 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama