Rock parçasına İbn Arabî tefsiri

02 Eki 2008

Sinan Tabanlı

Müzik ve anlatımlar. Aşk’ı tasvir etmede kullanılan iki yol.

Herkesin belli bir ölçüde tattığı bir duygu Aşk. Diğer duyulardan farklı olarak çok çeşitli şekillerde kendini gösteren, etkilerinin insandan insana değişebileceği, olağanüstü bir şekilde hem haz hem de acı verebilen dünyanın en garip duygusu. Taban tabana zıt farklı görüşte, inançta, seviyede insanların hepsinin en ilginç ortak noktası.

Burada Aşk’ın tanımını yapmaya kalkacak kadar cahil değiliz. Yeryüzü ne kadar düşünür gördü, ne kadar bilge adamı eledi kim bilir. Kimse de çıkıp “Aşk budur” diyemedi. Ona herhangi bir eşya gibi bir tanım yapamadı. Sözlükler bir kaç kelimeyle geçiştiriverdiler Aşk’ı. Hakkında denenlerin en doğrusu ancak teğet geçebildi bu kavramlar ötesi duyguya, varlığa. Ne zaman biri kalkıp da bir şeyler söylemek istediyse elinde kaldı kullandığı tüm kelimeler. Uçuk ifadelerle ondan bahsettiğini sananlar ise yavan ve günlük-anlık tutkuları Aşk ile karıştırdılar.

İşte bu hususta büyük mütefekkir ve metafizik alemlerin tercümanı İbn Arabi’nin de tam yerinde bir tesbiti var. Öyle uzun uzadıya değil: “Aşk’ın tanımı yapılamaz. Aşk ancan tadılır. Tadan da Aşk’ın ne olduğunu anlatamaz. O evrenseldir.” “Anlatılmaz yaşanır” tabirinin cuk diye oturduğu bir kavram Aşk.

Zaten Mevlana Celaleddin, Gazzalî, Şems-i Tebrizî, Bağdatlı Cüneyd gibi önde gelen İslam bilginlerinin de böyle bir iddiası olmamış. Ha Aşk’ı bilmiyorlar mıydı onlar? Ya da tatmamışlar mıydı bu yüce duyguyu? Elbette hayır. Onlar, şekli çizilemeyen bu duygunun etrafındaki ve yakın çevresindeki herşeyi tasvir edip işaretleyerek onun görünümünün kendiliğinden ortaya çıkması için uğraş vermişlerdir. Tıpkı boş bir kağıda Dünya’daki denizleri ve okyanusları çizerek geri kalan kısmında kıtaların kendiliğinden oluştuğunu gözlemlemek gibi. (Resim sanatında bu tekniğin bir adı var mı bilmiyorum.)

Akıl nesnelere sıfatlar atfederken, duyguları anlamada büyük zaaflar gösteriyor. Kalb ile yaşadıklarımız, 5 temel duyunun ötesinde olanlara karşı, işletim sistemi olan mantığı kullanamıyor. Korkmaması gerekiyorsa korkabiliyor. Mantık olarak etkilenmemesi gereken bir şeyin tesiri altında kalabiliyor. Kendisini en çok hırpalayan, adeta çarpan şey ise Aşk. Sarhoş ediyor onu. Zaten “Akıl ile idare edilen sevgide hayır yoktur.” denilmiştir.

İşin aslı, O’nun ne olduğundan değil de, üzerimizde bıraktığı etkilerinden bahsetmek gerek.

Birkaç sene önce bir kitabı okurken aynı zamanlarda dinlediğim bir şarkı arasındaki benzerlikleri keşfettim.

Ben burada, Muhyiddin İbn Arabî’nin kısaltılmış adı Risaletu’l Fütuhat (Manevi Fetihler Kitabı) olan eserinin Fi marifeti makamı’l mahabbeti (Sevgi makamının bilinmesine dair) bölümünde yaptığı bazıtesbitler ile Duman adlı rock grubunun Herşeyi yak adlı parçasının bazı paralelliklerine değinmeye çalışacağım.

Birisi manzum birisi mensur, biri uzun diğeri ise kısacık olan, meydana getiriliş tarihleri arasında ise aşağı yukarı 800 sene olan bu iki eserde bu kadar farka rağmen benzerlikler var.

İkisi de Aşk’tan bahsediyor. Aşk’ın kendileri üzerinde nasıl izler bıraktığından, neler hissedip neler duyduklarından söz ediyorlar. İbn Arabî’nin bu eseri, Duman’ın parçasına bir nevî tefsir niteliğinde.

—————————–

Beni yak, kendini yak, her şeyi yak

Bir kıvılcım yeter ben, hazırım bak

Bir tükenmişlik, herşeyden geçmişlik hissi.. Herşeyin bitmesini, yokolmayı arzu etme…

“Yaradılanlara duyduğun aşkta bir yok olma hali ister durursun. Ondan başka her şeyden geçmişsindir. Çünkü o varlığa, o şekle duyulan aşk, varlık ya da o şekil sevenin gözünde kaybolunca, yok olmaktadır. Ehemmiyeti olan tek kimsenin o olduğunu bilirsen, onun yanına yani yokluğa gitmeyi arzularsın. Bir tepeye tırmanan adamın doruğa ulaştığında tepe bittiği için

daha da yükseğe, gökyüzüne, boşluğa yükselmesi ve orada kaybolmasını istediği gibi. Aşık, sevgilisiyle ebedi vuslatı yaşama arzusu ile bu dünyadan uzaklaşmayı istemelidir.”

İster öp okşa, istersen öldür

Sevgiliye tamamiyle teslimiyet…

“Sevgilinin yaptığı herşey güzeldir. Eğer sevgili uzaklığı isterse, aşık da sevgiliden uzak olmayı istemek zorundadır. Çünkü bu durumda uzaklık, maşuğun istediği bir şeydir ve onun isteği yerine getirilmelidir. Aşık uzaklığı sevgilisinin isteği olduğu için sever, yoksa uzaklığı sevdiği için değil. İşte bu durumda seven ve sevilen aynı çizgide, aynı noktada buluşurlar.”

Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk

O uğurda kurban olma isteği. Kabz halinden bast haletine geçme arzusu…

“Aşık, maktul (öldürülmüş) sıfatıyla sıfatlanmalıdır. Bir ruh ve bedenden meydana gelen aşık. bedenini bu yolda terkederek Aşk’ı taşıyabilecek tek varlığı olan ruhuyla kalmalıdır. Sevdiği için ölmeyi bir eza değil, bir şeref ve şans saymalıdır. Ve kendi ölümü için kan bedeli istememelidir. Çünkü şehitler için diyet yoktur.”

Allahım! Allahım! Ateşlere yürüyorum

Allahım acı ile! aşk ile büyüyorum!

Yürekte taşınan ulviyetin ağırlığı, acının her yanına işlemesi. Uzun ah! çekişler O’ndan bir parça olma…

“Allah’ın bir nefesi vardır ki, onunla kullarının iç çekmesini sağlar. Bu alemi, Kûn! (Ol) emriyle o nefesten varetmiştir. Ah çekerken boğazdan çıkan harfler kalbe en yakın yerden, en samimi noktadan gelirler. Bundan ötürü bu <ah çekme> kalble sıkı sıkıya ilişkilidir. Herşeyin varolması esnasında söylenmiştir.”

Burada, yakınan insanın sözlerindeki içtenlikten söz ediyor.

Dilediğin kadar acıt canımı

Varlığında, yokluğunda yetmiyor

Tatmin olamama, sevgiliye bir türlü kanamama…

“Aşık sevgilisi ile birlikteyken nefes dahi almamalıdır. Onun herşeyi sevgilisi için olmalı, onun sebep olduğu acı ve şaşkınlıktan zevk almalıdır.”

“Tuhaf değil mi? Ben onu ne kadar çok özlüyorum

O benimle birlite, ama yine de özlüyorum

Gözlerim onu ağlatıyor, oysa o gözbebeğimin içinde

Gönlüm onu arzuluyor, oysa o benim yanımda bile.”

“Aşık, sevgilisi ile ayrılık ve kavuşma arasında bir fark görmemelidir. Onun herşeyiyle o kadar ilgilenir ki, hasretle vuslat arasında bir fark göremez. Aşık, zaten maşuğu yanında değilken de onu müşahede ediyordur.”

“Gece gelmiş ona kavuşmuşum

Gece gelmiş ondan ayrılmışım

Ne çıkar, şikayetçiyim ben

Uzunluğundan da kısalığından da gecenin.”

“Öyleyse sevgilide kavuşmakla ayrılmak aynı şeydir. Fakat bunu ancak kalbi ile onu görebilenler bilirler.”

“Birgün Mecnun’un yanına Leylâ’yı bulup getirdiler. Leylâ’yı elinin tersiyle iterek dedi ki:

Götürün onu! Ben onu ne yapayım? Ben onunla değil, onun aşkıyla meşgulum!”

——————————

Günümüz reklamcılığının ve kolaycılığının, herşeyi madde elbisesine bürüyüp pazarlama mantığının neticesi olarak Aşk gibi en yüce bir duyguda bu kirlenmeden ve anlam kaymasından nasibini fazlasıyla alıyor. Gündelik, dakikalık, anlık çirkin mi çirkin, yersiz mi yersiz birsürü hissin adına bile Aşk dendiği bir devir de yaşıyoruz ki onun gerçek manasını kastetmek için o 3 harfli kelimeyi telaffuz etmeye utanır olduk. Gülmeseler ben onu Hazretî Aşk diye niteleyeceğim. Basit bir his olarak kategorize edilmesini hazmedemediğim içindir ki cümle aralarında da olsa o güzel adının baş harfini büyük yazdım. Affınıza sığınarak…

Dergiler, Fikir Yongalama, sayı_10 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

1 Yorum yapılmış, “Rock parçasına İbn Arabî tefsiri”

  1. 01

    new age: müzik ve dans ve dua..

    mehmet y, 18 Kas 2009 22:05 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama