MASUMİYETİN “KADERİ” – DVD
2 Eki 2008 | yazar: Can Çelebi | Kategori: Dergiler, Sinema, sayı_10Zeki Demirkubuz’un en son filmi : “KADER”
![]()
Orijinal Adı : Kader
Yonetmen: Zeki Demirkubuz
Senaryo :Zeki Demirkubuz
Oyuncular: Ufuk Bayraktar, Vildan Atasever, Engin Akyürek, Müge Ulusoy, Ozan Bilen
Filmin Turu : Drama
Yapım Yılı: 2006
Yapım Ülkesi : Türkiye, Yunanistan
Filmin Süresi : 103 dakika
Ödüller:
“Kader” 2006 Antalya 34. Altın Portakal Film Festivali “En İyi Film”
”hep denedin hep yenildin.olsun.yine dene yine yenil, daha iyi yenil”
Samuel Beckett
Ne zaman Türkiyeye gitsem, Videotekleri tek tek dolaşır, ben de bazı takıntı haline gelmiş/iz bırakmış olan filmlerin DVD lerini ararım.Bundan tam iki ay önce yine bir Türkiye ziyaretim sırasında , İzmirin basmane semtinin, daracık, karanlık yüzlü bir sokağında, arkalarına basılmış yumurta topuklu ayakkabıların, omuza emaneten atılmış ceketlerin, beyaz göbekte iliklenmiş gömleklerin, üç günlük traşlı, asık ve tekinsiz yüzlerin, eşliğinde keşfettiğim bir videotekte, tam da bu semtin filmiydi diye hatırladığım “masumiyet” filmine rastlıyorum. Yetmiyor, satıcı çocuk,”onun devamı da geldi abi ister misin” diyerek önüme yönetmenin 2006 da gerçekten de bir devam filmi olarak çektiği “Kader”in DVD sini koyuyor.
Türk sinema tarihinde yapılmış en iyi on film listesinde en üst sıralarda yer aldığı söylenen Masumiyet kadar, Kader de beni, her izleyişimde derinden etkiliyor.
Bu iki filmi koltuğumun altına koyup evin yolunu tutuyorum. Konak-Karşıyaka vapurunda İzmir körfezinin masmavi sularına bakip, bir kıyıdan diğerine kendi masumiyetimi düşünüyorum.
Filmin konusuna geçmeden önce isterseniz Türk sinemasında sayıları neredeyse “yok” denecek kadar az olan bağımsız yönetmenler sıralamasında en başı çeken, Zeki Demikubuz kim bir hatırlayalım:
1 Ekim 1964/ Isparta döğumlu olan Zeki Demirkubuz İstanbul Üniversitesi Başın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirdi. Sinemaya 1985 yılında adaşı Zeki Ökten’in asistanlığını yaparak başladı.1994 yılında ilk filmi C blok u çekene kadar bir çok yönetmene asistanlık yaptı. Türk sinemasını çok iyi tanıyan yönetmen çok zor koşullara ve kısıtlı imkan ve bütçelere rağmen projeler gerçekleştirmiştir.
Filmin Konusu:
Düzenli bir aile hayatına sahip Bekir, babasının halı dükkânında çalışmaktadır. Bir gün mahallelerinde oturan Uğur öylesine dükkâna uğrar ve alımlı tavırlarıyla Bekir’in sıradan hayatını sıra dışı bir çizgiye farkına varmadan çekmiş olur. Ailesi Bekir’in normal hayatına dönmesi içın elinden geleni yapar fakat bu çabaların bir manası yoktur. Bekir, Uğür’a âşık ölmüştür ve bir şekilde bilinçsizce önün peşinden gitmektedir. Fakat Uğür’un kaderi de Bekir’inkinden farklı değildir. O da mahallenin başı beladan bir türlü kurtulmayan delikanlısı Zagor’a âşıktır. Özetle; Zagor hapisten çıkar. Boğücü bir yaz gecesi aksilikler birbirini takip edince mahallede cinayet işlenir. Aynı gece Uğur da kaybolur. Bu cinayet, o güne kadar genç ve zengin Cevat’ın koruması altında yaşayan Uğür’un genç ve güzel annesi, felçli babası ve küçük erkek kardeşi için zor ve karanlık günlerin habercisi olsa da, Uğür’a deliçesine aşık olan Bekir’in kurtuluş umudu olur. Ailesinin bulduğu bir kızla evlenip,yeni bir yaşama başlar.
Aylar sonra, Zagor’un İzmir’de iki polisi öldürüp yakalanması ve Uğur’un İstanbul’a dönmesiyle, bu acımasız aşkın peşinde yıllar yılı sürecek amansız bir takip başlar. Uğur şehir şehir, hapishane hapishane rahat durmayan, olay çıkarıp sürülen Zagor’un peşinden koşmaktadır. Bekir de sadık, inatçı bir köpek gibi taşra pavyonlarında, üçüncü sınıf otel odalarında, esrar alemlerinde Uğur’un peşinden gitmektedir.
- Neden geldin?
- Biliyosun
-Ne deyim ben şimdi sana
-Hiçbirşey deme birtek kalmama izin ver yeter, bak sözveriyorum bu sefer hiçbirşeye karışmayacağım.
-Kaç defa denedik biliyosun, nasıl inanayım sana
-Söz veriyorum eğer durmassam kovarsın
-Ya bela çıkartırsan
-Cıkarmam
-Ya Çıkartırsan
-Çıkarmam ya, baktım olmuyo bi kenarda kafama sıkarım.
-Manyak manyak konuşma
-Eğer sıkmassam Snler, benimde bi gururm var be
-Son defasında bütün konyayı ayağa kaldırıp gittin
-Sende aşağılama bizi o taa ne zamandı
-Ben dönmenden yanayım, artık iki çocuk babasısın
-Uğur yapma ama
-Sende yapma, benim için hava hoş, iyi de olur. Ama insaniyetli olmalısın. Sana da yazık, ailene de.
-Sende anla artık başka yolu yok bunun. Yazıkmış, kılmış, tüymüş hepsi hesap edildi bunların yaa. Herşeye hazırım diyorum sana. De ki iyilik ediyosun, de ki sevap işliyosun. Herkesin inandığı bişey vardır bu a.kodumun hayatında benimkide sensin naapıym. Geçen gece çocuk hastalandı. İlacı bitmiş almak için dışarı çıktım. Sağa sola saldırıp nöbetçi eczane arıyorum. Birden durup dururken içim cız etti. Bi baktım gene aynı karın ağrısı. Öyle özlemişimki seni. Dönerken bi meyhane gördüm, bi içeri girdiğimi hatırlıyorum bide rakıya yumulduğumu. Arkasından en az dört cigaralık sonra gözümü bi açtım karşıdan karlı dağlar geçiyo. Bidaha açtım başımda bi çocuk, kalk abi diyo Karsa geldik. Otobüsten indim yürümeye başladım. dedim Allahım neredeyim ben, burası neresi. Sonra güç bela burayı buldum. Kapının önünde durup düşündüm, dedim Bekir bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü. Bu seferde geçersen bidaha geri dönemessin, iyi düşün ama olmadı dönemedim.
Sonra bak olum dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok kaderin böyle. Yol belli ey başını usul usul yürü şimdi……….
Aşk mantık tanımıyor
Aşk bir Kader mi, yoksa tüm zorluklarına ve imkansızlığına rağmen seçerek yaşadığımız hastalıklı bir tutku/ duygu mu? Bekir’in kendi mantığına sevdiklerine ve ailesine rağmen, duygularıni dahası herşeyini harcaması, Uğur’un onu her fırsatta reddetmesine, aşşagılamasına rağmen hala onun peşinden koşması ve daha nice anektodla, aşkın ne kadar şiddetli ve yıkıcı olabileceğini bu güne kadar seyrettiğim filmler içinde en iyi bu film gözler önüne seriyor …
Bu uğurda kurşunlanmak, bu acıyı ellere başılan sigaranın açısıyla dindirmeye çalışmak, bir kerecik onu görebilmek onunla konuşabilmek için bileklerini kesmek, sıcak mutlu bir yuva, sadık ve namuslu bir eş ve küçücük çocuğunu bırakıp sokalara düşmek, bize tutku denen seyin nasılda bir virüs gibi kanımıza girdikten sonra ilah olmaz bir hastalığa dönüştüğünü gösteriyor.
Masumiyetten sonra 10 yıl
On yıl arayla çektiği devam filmi KADER le yönetmen aslında MASUMİYET’te anlattığı hikayenin başına dönüyor. Kaderin ilk ip uçlarını zaten bize Masumiyet filminde Bekir’in (Haluk Bilginer) piknik alanında atmış olduğu uzun tirad’la vermişti. Kader, Masumiyet filmi ile hayatlarımıza giren Bekir ve Uğur’un, işte bu dibe vurmuş hayatlarına nereden, nasıl ve ne zaman başladıklarının hikayesi…
Kader de ne yazık ki pek çok devam filmi gibi aynı akıbetle karşı karşıya kalmış. Kendinden önceki filmi bir türlü aşamamış. Bence burada en önemli faktör, Uğur rolü için yapılan yanlış Cast çalışmasıdır. Derya Alaboranın Masumiyetteki olağan üstü Uğur yorumundan sonra, Kader de Vildan Ataseverin Uğur yorumu çok zayıf kalmış, ete kemiğe bürünememis. Ataşever önüne çıkan bu fırsatı iyi değerlendirememiş, rolün ağırlığı altında kelimenin tek anlamıyla ezilmiş. Bekirle İzmir – Konak meydanında bir bank üzerinde yaptığı konuşması filmin en önemli sahnelerinden biriyken Ataseverin buradaki zayıf performansı filmi yukarılara taşıyamamıyor. Atasever bir türlü kenar mahalle dilberi – O ananın kızı rolünde bizi ikna edemiyor, oyuncu hala Kutlu Atamanın çektiği İki Genç kız filmindeki karakterin etkisinden kurtulamamış anlaşılan. Demirkubuzun oyuncu yönetimindeki tüm ustalığına rağmen Vildan Atasever bir türlü beklenen performansı gösteremiyor, bu da ne yazık ki filmin başarısını ister istemez etkiliyor.
Buna karşılık Zeki Demirkubuz diğer karakterlerde son derece başarılı bir Cast oluşturmuş. Bekir karakterini canlandıran amatör oyuncu Ufuk Bayraktar’in sinemamız için bu filmde çok büyük bir kazanç olduğu kanısındayım.
Sinemamızda yeni bir yüz: Ufuk Bayraktar
Masumiyetteki Haluk Bilginer’in Bekir yorumu ne kadar etkileyici ise, Kader de ki Ufuk Bayraktarın Bekir yorumu da en az o kadar inandırıcı. Her dönüm noktasıda ve sürüklendiği her şehirde aldığı yaralarla değişen karakteri ve onun kaybediş hikayesini oyuncu bize kare kare duyumsatıyor. Filmde aynı zamanda Uğurun annesini oynayan Müge Ulusoy dan başlayarak, uçurtmayı vurmasınlar filminin küçük ama bu filmin büyümüş oyuncusu (Zagor) Ozan Bilene kadar, hatta mahalledeki delikanlılar da dahil olmak üzere diğer tüm oyuncular tam bir takım oyunculuğu sergiliyorlar. Kuşkusuz bundaki en büyük başarı, yine Demirkubuzun bir yönetmen olarak oyuncu yönetimindeki üstün başarısı.
Zeki Demirkubuz her zaman olduğu gibi klasik bir sinema diliyle bu filmi beyazperdeye aktarmıs ve kanatıp, acıtan, acıttıkça büyüyen ve daha çok acıtan, tutkulu/sanrılı bir aşkın peşinden koşan karakterler galerisi yaratmıştır. Genelde Zeki Demirkubuzun hikayeleri güçlü, ince ince işlenmiş, her ayrıntısı gerçekle örtüşen karakterlerin psikolojileriyle örülmüştür. O sıradan insanların kabuklarını kırıp, bizlere içlerindeki ruhlarını gösterir. Bunu yapmak için, yani seyirciyle karakterlerinin örtüşebilmesi için çok sade bir sinema dili kullanmıştır. Durağan kamera hareketleri,stilize olmayan, alegoriden uzak bir atmosfer ve oyunculuk gücüne dayanan bir anlatım, Demirkubuzun sinema dilinin olmazsa olmazlarıdir
Sinemamızda Yeni Dönem
Zeki Demirkubuz bağımsız, yeni Türk sinemasının en önde gelen yönetmelerinden bir tanesidir.C blok ile başlayan film kariyeri Masumiyet, İtiraf, Bekleme odası gibi filmlerle devam etmiştir. Demirkubuz kendisine küçük insanın psikolojisini ve varoluşunu mesele olarak seçmiştir. Onun filmlerindeki karakterler hayat uçurumunun hep kenarında durmakta ve düşmemek içinde hiç çaba sarf etmemektedirler.Yönetmen çağdaşlarından farklı olarak stilize bir dünya yaratmaktansa, daha gerçekçi hatta belgesele yakın bir atmosfer yaratmayı tercih eder. Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu gibi yeni nesil Türk sinemacılarından bu duruşuyla ayrılır. Zeki Demirkubuzun duruşu daha çok ikinci dünya savaşı sonrası ortaya çıkan İtalyan yeni gerçekçilik sinemasını çağrıştırıyor. Bu güne kadarki filmlerinde sadece ve sadece insan psikolojisiyle ilgilenen yönetmenin toplumsal olaylara bir bakış açısı beklemek sanırım Demirkubuzun sinemasını daha da büyütecektir.
“…yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok, kaderin böyle…”
Eğer bir gün Kader ve Masumiyet filmlerini beraber seyretme imkanınız olursa önce Kaderi sonra Masumiyeti izlemenizi öneririm. Sade bir zaman mekan ve karakterler dizgisini böylece daha kolay yakalayabileceksiniz ve usunuzda Masumiyetin finaliyle bambaşka bir tat kalacaktir.
Kaderin sonunda, karlarla kapli Kars’ta, derme çatma bir evin soğuk ve çıplak odasında, kendi kendine açılan bir kapının önünde ve ardında bıraktiğimiz karakterlerimizi yıllar sonra bedenleri, konumları ve mekanları değişmiş olsa da tutku ve sanrıları hiç değişmemiş olarak tekrar bulacaksınız.
Hepinize iyi seyirler…