Öylesine bir mektup
Uzun süre oluyordu geçmiş gölgesini üzerinden çekeli . Hoş, görmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecekti. Kalp ritimleri hariç? Bundan da emin olmak mümkün değildi. Yaşama hissi yoğunluğunu ölçen sadece sezgilerimizdi. Öyle olması gerektiğinden değil. Sadece öyle!
Tanıdığım birisi;
Ben seni anladığımı sandığım sana anlatıyordum beni. Şimdi bu çığlığın ortasındaki hüznüm beni yakınında bir yerlere götürür. İçimden şarap içmek bile gelmiyor ? Ne zaman gelirdi sorusunu bile bilmiyorum inan. Bu boşluk bana bir şeyler anlatmalı. Eminim öyle olduğuna. Sesini duyduğum ama onu henüz göremediğim yağmur değil. Yanıma düşen şimşek mi dersin? Ağlayanlar mı? Kadınlığımla edindiğim bilgiler mi?
Ve buna engel sorgulayışlarımız …
Yüz sürmüştür bir kere kaybolmaya hiç yaşanmamış çığlıklar. Tıpkı sözcükler gibi !
Adanın diğer tarafında bekleyen koyu parlak saçlı siyah gözlü çocuk. Onu görebiliyorum. Oradan bana bakıyor işte! Sen bu yüzden cezalısın demek için. Ve benden kurtuldu sayılır. Ona günlerce baktığımdan yakınıyordu.Sonunu kestiremediğim sular beni yüceltirdi . Başka sulara gitse de! Ve bütün her şey benimdir. Onları benim yaptığımı kabul ederim senin içinin rahat olması için. Kaçarım seninle aynı şehirde olmaya. Belki artık bunun zamanı gelmiştir diye düşünürüm. Aynı şehirden kaçmanın… Turuncunun soluk tonları tedirgin ve sinir bozucu gelir. O an anlarım neler olup bittiğini orada . Çünkü artık bir kere olmuşumdur. Ama işte benden yanadır tüm sözler. Onları barındıracağım bir yuvam var. Bunun ardından ve belki hiç olmayan ama sanki bütün yaşamının kapsadığı şeyden gizlice içeri bakarım. Ve kurtulmak istemekle! Onu daha çok uzaklaştırmanın farkını anlayabilirim. Tüm bunları yaptığımda hayat ölçülebilen ve dingin sözleriyle üstüme ağırlığını koyar.Belki de yalanımdır bu benim. Senin üzerinden kendimi tanıdığım gibi…
Bir şeyi merak ediyorum.
Sözcükleri işlemekle onları öylece salıvermek düşüncesi mi seni inançsızlaştıran? İşte bu soru vedalaşmamızı sağlayacak! İçindeki parçama göz kulak ol. Ve sonsuza dek hoşça kal.
Çünkü ben sonunda kararımı verdim.
O çocuğun peşinden gidiyorum.
Belki de hiç rastlamadığın birisi.
Hani insan haykırmak ister ya tüm hissiyle, sonra döker sözcükleri ve kurtulur. İşte bu onu sonlandırışı oldu. Başlıkları buram buram o kokan; kızgın ama üzgün. Sözcüklerin yankıları ne mi oldu dersiniz? İşte onlar tüm yara kabuğu öykülerinde…
ufunet
içilen şaraplarda gecenin yorgunluğu dolaşıyor… vahşi bir fırtınanın sırtına binmiş gibi bir oraya bir buruya sürüklenir insan. ama dedim ya insan.
Ve buna engel sorgulayışlarımız.
yaşam bize sunulan tek kişilik bir oyun.
Yorum — 08 Ekim 2008 @ 09:32