Netekim O… Çocukları

01 Ağu 2008

Can Çelebi

orospu çocuklarYapım : 2008, Türkiye
Tür : Dram / Komedi
Yönetmen : Murat Saraçoğlu
Senaryo : Sırrı Şüreyya Önder
Oyuncular : Altan Erkekli, Özgü Namal, Şevket Çoruh, Demet Akbağ, Mahir İpek, İpek Tuzcuoğlü, Sarp Apak, Gökhan Atalay, Sezin Akbaşoğulları
Yapımcı : Şelay Tözkoparan Oğuz
Görüntü Yönetmeni : Cengiz Uzun
Müzik : Kıraç
Süre :2 saat, 00 dk.

Daha ilk duyduğumuz, ismini afişlerde ilk okuduğumuz andan itibaren , bizi ister istemez ironik, küçük bir gülümseme eşliğinde meraklandıran “Orospu Çocukları” kuşkusuz bu yılın en ilginç Türk filmlerinden biri. Oda sanat ta eleştiriye yorum yapıyorum mantığıyla işi hakaret boyutlarına vardıranlara yeni malzeme sağlayabilir olmasına rağmen; bildik bir küfür olan bu tamlamayı ben a-moral bulmayarak olduğu gibi kullanacağım.
Çünkü ben küfürlerin de, ayıp denen kelimelerin de bir dilin zenginliği olduğuna inananlardanım.

İsterseniz herzamanki gibi ilk önce, filmi ilginç kılan ve gerçek bir hikayeye dayandığı söylenen konusuna kısaca değinelim:

1980 askeri darbesinden bir yıl sonra, ülke askeri yönetimin baskıcı kontrolü altındayken işkencede kardeşini kaybetmiş, kocası da hala siyasi görüşlerinden dolayı tutuklu bulunan genç bir kadın İtalyaya iltica etmeden önce küçük kızını tek ve en yakın dostu olan lumpen Saffetin aracılığıyla, emanet anne Mehtabın ( Demet Akbağ ) evine bırakmak zorunda kalir.
Kendisi de yıllarca fuhuş sektöründe hizmet vermiş olan Mehtap Anne artık emekli olmuş ve kendisine yeni bir iş olarak, çevrede yaşayan kader arkadaşlarının çocuklarına bakıcılık yapmayı seçmiş; hani tabiri yerindeyse feleğin çemberinden defaaten geçmiş, buna rağmen çevresi tarafından sevilip sayılan bir kadındır.

İtalyadan, iste bu küçük çocuğu alıp annesinin yanına götürme misyonuyla İstanbula, Mehtap Annenin evine gelen, yarı Türk yarı İtalyan (?) Donatella (Özgü Namal) filmin aksiyonunu ateşler.

“Çocuk psikolojisi, eğitim, töre, annelik duygusu ve kadın erkek ilişkileri, toplumsal değer yargıları ve baskı ortamının sorgulandığı” bu filmde beni en çok etkileyen şey filmin tümüne yayılmış olan, her an varlığını, ağırlığını, ezici, huzursuz edici, kahredici gücünü hissettiğiniz 12 Eylül döneminin iç karartmadan – kara mizah anlayısıyla gözüne gözüne sokmadan, slogan atmadan beyaz perdeye taşınmış olması ve Cem Uzun’un vizörunden Balat semtinin muhteşem görüntüleri oldu.

O dönemi bizzat yaşamış olanların bu filmi gülmek ve ağlamak arasında kalarak daha başka bir bakış açısıyla izleyeceklerine eminim.

Evet filmde 12 Eylül var bunun yanında annesinden ayrılmak zorunda kalan küçük bir çocuk ve ona sahip çıkan bir orospu emeklisi var. Bunun yanında televizyonda izlediği Dallas dizisinden çok etkilenerek kızına Sue Ellen ismini vermiş, törelerden kaçmış Hatice ( İpek Tuzcuoğlu) var. Hatice’nin ölüm fermanını yerine getirmesi gereken, yeni yetme oğlu var. Saffet var. Apoletli, postallı devletin kendi vatandaşının çocuğuna bakma, ona sahip çıkma acizliğine karşın, o çocuğa gözleriymiş gibi bakıp kollayan Balat’ı mesken tutmuş her biri kendi başına ayrı bir öykü olan orospular ve onların boy boy, kızlı erkekli çocukları var.
Size uzun uzun anlatıp belki de izlemek isteyeceğiniz bir filmin sizde yaratacağı ilüzyonu kaybetmenize neden olmak istemiyorum ama sunu söyleyebilirimki Orospu Çocukları filminde yakın tarihimize ve kültürümüze ait önemi tartışılmaz bir çok şey var ve ustaca, espirili bir dille her öğe ince ince işlenip, iç içe harmanlanmış.

Belli ki senaryoyu kaleme alan (1962 – Adıyaman doğumlu) Sırrı Süreyya Önder’in bu döneme ait sözü bitmemiş ve bitmeyecek de. Bir kaç yıl önce zevkle izlediğimiz senaryosunu kendisinin yazdığı ve Muharrem Gülmez ile birlikte yönettiği “Beynelminel” yine aynı dönemi naif bir dille sinemaya taşımıştı. Bizi anadoluda küçük bir kasabaya götürmüş, o kasabanın yerli halkının 12 Eylül yönetimine ayak uydurmaya çalışırken düştüğü traji- komik olayları gözler önüne sermişti.

Sıkıcı olmayan, izleyeni sımsıcak kavrayıp ısıtan, bazen ağlatıp çokça güldüren, abartıya kaçmadan yüreğini burkan politik bir film yapmak öyle çok kolay birşey olmasa gerek. Ve bu bağlamda Önder’in “Beynelminelle” topladığı ödülleri ve üzerinde yoğunlaşan ilgiyi hakkettiği kesin. O – dozunu iyi ayarlayıp – yazdığı senaryolarla , çektiği filmle, bir kara mizah ustası olduğunu Türkiye’ye kanıtladı.

Görsel sanatta bazı toplumsal olayları, yaşanan çarpıklıkları ve haksızlıkları seyirciye iletmede izlenecek dramatik anlatım biçimi için alternatif yollar oldukça çok olmasına rağmen, sanırım her kültürün sevip benimsediği bir de türü var. Bu bazda Türk halkı her ne kadar açılı bir toplum gibi görünse de, acılarına parmak basılması gerektiğinde kara mizahı hep tercih etti. Masallarımızda, köyseyirlik oyunlarımızda, Şinası’nin, Aziz Nesin’in , Muzaffer İzgü’nun, oyun, roman ve hikayelerinde hep bu turun izlerini sürdük.
Biz Hep Gülmek İstedik Ağlanacak Hallerimize.Murat Saraçoğlu
“Balat sana söylüyorum Marmaris sen anla” dedik.
Orospu Çocuklarında bu kez, Önder’in yanında, yönetmen koltuğunda, televizyon dizilerinden tanıdığımız ve tarihi filmi “120” ile adından bir kez daha övgüyle söz ettiren genç yoenetmen Murat Saraçoğlu var.

Şüphesiz Önder’in yaratıcı, usta kalemi olmasaydı Saraçoğlu’nun işi oldukça zor olacaktı. Senaryo iyi olunca filminde iyi olacağını düşünüyor insan. Ama inanın iyi bir senaryodan çok kötü bir film yapılabiliyor. Hikaye, senaryo son derece iyi olmasına rağmen bu filmde yönetmen tempoyu filmin sonuna kadar taşıyamıyor. Bir ara Demet Akbağın usta oyunculuğu olmasaydı ne olurdu diye sormadan edemiyor insan.

Kimi eleştirmenlere göre film bir fecaat, kadro BKM tiyatrosu gibi, klostrofobik bir film, vs vs. kimilerine göreyse mükemmel. Bana soracak olursanız çokta kötü bir film değil. Ben filmdeki tüm hataları yönetmenin gençliğine ve tecrübe eksikliğine verirken – çünkü bu film onun ilk tek başına yaptığı sinema filmi ve gereğinden fazla senaryoya sadık kalmış, bire bir senaryoyu çekmiş oysa daha da önce söylediğimiz gibi sinema yönetmenin sanatıdır -, filmin atmosfer yaratmadaki başarısını da yine aynı yönetmenin gençliğinden kaynaklanan coşkusuna veriyorum.

Oyunculara gelince. Demet Akbağın oynadığı Mehtap rolü ilk olarak Hülya Avşar’a önerilmiş ama Avşar kızı anacığının böyle bir filmde oynamaması yönündeki tavsiyesine uymuş ve rolü kabul etmemis. İyi ki de annesinin sözüne uymuş, çokta iyi olmuş. Çünkü Demet Akbağ bu filmde gerçekten muhteşem. Filmin direği dense yeri var. Daha önceleri kendisine karşı hep temkinli yaklaşmıştım. Çünkü Demet Akbağ’ın oyunculuk olarak “Neredesin Firuze” den, ‘Organize İşler’e kadar bir çok persformansında, hep bir minval oynadığını, gerek mimikleri gerekse diğer vücut hareketleriyle kendisini fazlasıyla tekrarladığını düşünüyordum. Fakat bu film de bana bambaşka geldi. Evlenip kocasıyla beraber evinde oturup dizi filmler seyretme özlemi çeken bir orospu emeklisi nasıl olursa, işte tam öyle bir kişiliğe bürünmüş.

Özgü Namal bana kalırsa tam anlamıyla bir Çakma İtalyan olup çıkmış. Hiç inandırıcı bulmadım. “Yarı Türk yarı İtalyan ama” deseler bile yok olmamıs. Bir kere, daha İtalyan aksanlı Türkçesi oturmamış, sık sık rahatsız edici kaymalar var. Yani şöyle ah! işte CUK oturmuş diyemiyorsunuz.

Ona rağmen İpek Tuzcuoğlu, Hatice rolüne işte tam CUK diye oturmuş. Hatta uzun mu uzun- sıkıcı olabilme riski de taşıyan – bir tiradı var ki izlemeye değer. Tuzcuoğlu yakın planlarda kirpikleriyle oynayacak kadar üstün bir oyunculuk sergiliyor. Aynı okuldan, aynı bölümden mezun olduğum arkadaşımla gurur duydum.

Avrupa yakasının çaycısı Plaj filminin ağda kurbanı, komik genci Sarp Apak, bıçkın delikanlı Saffet’te de başarılı olmuş.

Müzikler bir filmde ne kadar önemlidir? İçinde tek bir nota müzik duyulmayan başarı filmler seyretmiş birisi olarak müziğin bir filme çok şey kattığını- romantizm, gerilim, heyecan- söyleyebilirim.
Kıraç’ın müzikleri bana; çok kolaya kaçılmış, çağrışımlara yenik, aşırı gürültülü, dizilere/reklamlara yaptığı cinsten ticari kaygılar taşıyan müziklerden pek farklı değilmiş gibi geldi. Döneme ait hiç bir ciddi araştırma yapılmamış.1981 yılını anlatan bir filmde 1982 yılında piyasaya çıkmış olan Felicita adlı şarkının kullanılması bu söylediklerimi destekliyor sanırım.

Filmin adı hep spekülasyonlara neden olmuş, örneğin sırf adından dolayı muhafazakar kesim gitmemiş bu filme. Belki de bunun nedeni eşe dosta;

– Dün sinemaya gittik .
– Aaaa! Hangi filmi seyrettiniz.
– Orospu Çocukları’na demeyi kendilerine yakıştıramadıkları içindir.

Bense filmin adını çok anlamlı buldum. Başka bir isimle çekilemez miydi diye kendime sorma gereği bile duymadım.

Bu isimde bence inceliğe gerek duymayan, adresi belli bir gönderme var NETEKİM.

Dergiler, sayı 9, Sinema | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

2 yorum yapılmış, “Netekim O… Çocukları”

  1. 01

    orospu cocukları her yerde şu an bile yanımda var maalesef

    TURGAY, 09 Eyl 2008 10:11 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  2. 02

    güzel bi yorum.

    ekrem, 16 Eki 2008 20:02 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama