İsabella
Burası randevu evi gibi kullanılan, ayaküstü sevişmeler için düzenlenmiş ucuz bir pansiyon odası. Pek kullanışlı olduğu söylenemez; taban karolarının bir kısmı kırık, bazıları yerinden oynuyor, yağlı tabaklar orta yerlere bırakılmış. Rahatsız etmeyin sinyalini veren ‘meşgul’ ışığı kaç kere kendisi için yandı anımsamıyor İsabella. Duvarda bir-iki çıplak kadın posteri asılmış. Etajerin üstünde son ödeme tarihi geçmiş faturalar birikmiş. Pencerenin yanında, duvara yaslı küçük bir dolap var, üstündeki camın sırrı belli belirsiz görüntüyü yansıtıyor. Bu küçük ve berbat odanın en işe yaramazı o. İsabella için yasak bölge sayılabilir orası, gururunu kıran, çeşitli maskaralıklarla yüzüne gülen bambaşka biri var orada; aslında birçok kimse var ama gölgelere saklanmışlar; kulağına sessizce fısıldayan, ama insanın yüreğine işleyen, ‘bizi nerelere sürükledin’ diyen sesler bunlar, şikâyetçi ruhlar. İsabella onları görmek için başını her çevirişinde onlar da yer değiştiriyorlar, zırt pırt aynı şey, ‘biz buradayız!’… Nanik işareti yapıyorlar. Nerede oldukları belli değil gölgelerin, hatta tanınmamak için kılık değiştiriyorlar, en çok da böcek şekline giriyorlar. Kimileri koluna sürünerek, yanağını yapışarak, sırtından aşağısına, donunun içine girmek üzere hazırlanıyorlar; kollarını birbirine sürterek bilenmeleri alçaltıcı bir meydan okuma sanki, teninin üzerinde gezinen o tırmalayıcı sataşmalar zehirli birer ısırık, gözünün içine dolan o fütursuz bakışlar can almaya hazır birer kıyıcı; hepsi de İsabella’ ya kendinden olan ne varsa hepsini tüketmek, ısırılıp kemirilmek ve yok olmak için bir başka benliğinin kabuğuna ittiriyor. Bununla kalsa iyi, İsabella bu sonuca dünden razı, hiç huysuzluk çıkarmaya niyetli değil; vücudunu hantalca bırakıyor yatağa, ifadesiz bir yüzle müşterisine ya da böceklere üzerinde gezinme hakkı tanıyor; etini istedikleri gibi yiyip-bitirsinler. Mesela gözlerinin içini oymakla işe başlayabilirler, çok yumuşak bir et çünkü.
Ama ne tuhaftır ki ne böcekler ne de diğerleri başladığı işi bitirebiliyor; en kötüsü bu işte, kimileri göz kırparak canlı canlı beslenmenin daha hoş olduğunu söylüyorlar birbirine, taze kan, taze beyin. İsabella ellerinden kurtulmaya çalıştıkça onunla eğleniyorlar, peşlerinden koşturtuyorlar, saçlarının arkasına, eşyaların arasına kaçıveriyorlar. İsabella çıldırıyor, parmaklarının ucunda ezmek geliyor içinden kara şeytanları, eşyaları sağa sola dağıtıyor hırsla, böceklerden birini tam yakalayacağı sırada hemen yer değiştiriyorlar. Zırt-pırt! Gücü tükeniyor nihayet. Duvara yaslıyor sırtını. Herşeyin yok olmasını isterken bedenine tutsaklığının değişmemesi ne kötü, çok kötü! Onu en çok korkutan kara şeytanların ruhunu ele geçirmesi; onlardan korkmadığını biliyor ama umut diye bir şey taşımıyor yüreğinde; bu nedenle günlerin avutucu hiçbir özelliği yok artık. Ölüme hazır olmak için bundan iyi fırsat olabilir mi?
Şimdi ne zamandır hayalini kurduğu bir ölüm şekli düşünüyor, ses getiren bir intihar olmalı, hafızalarından kolay kolay çıkmayacak, görenlerin görmeyenlere anlatırken ne kadar şanslı olduklarını düşüneceği, sakin, fazla acı çekmeden bu işi bitirecek bir ölüm şekli üzerinde düşünüyor. Tıpkı pencereden aşağıya kendini bırakıvermek gibi, kanatlarını salıveren bir gevşeklik anında sürpriz bir kurşunla vurulmuş gibi. Hele küçük bir su birikintisinin yanına düşerse ki İsabella ölümünün böyle olmasını istiyor, bir damla serinlik akmalı boğazından; ağız kuruluğu kötü bir şey, hele can verirken. Acaba cesedi nasıl görünür: Yüzü şişkin mi yoksa kanı çekilmiş bir halde mi? Son nefesini verirken göğsünü şişirebilecek mi; başında toplananlar haline üzülecekler mi? Son bakışının bırakacağı izlenimleri düşünüyor şimdi. Herşeye karşın muhakkak samimi bir ifade olmalı yüzünde; o zaman cesedini görmek isteyen kalabalıklar tepesi üstünde meraklı konuşmalara girişirler, eve döndüklerinde belki ailelerine anlatırlar İsabella’ yı. Gazetelerde boy boy fotoğrafları çıkmalı, onu tanıyanlarla röportajlar yapılmalı. Nihayet rahata kavuştu denilmeli ardından, huzur içinde şimdi. Aman dikkat!.. yüzünde yılgınlığın izi bulunmamalı, bu durum ev sakinlerinin dikkatini çekecektir. Bu fikrini olumluyor başıyla İsabella. Bu hareket tepkisiz bir şaşkınlığı gösterir onda; iyi bir fikir anlamında, bazen bir şey yapmaktan alıkoyan bir yük ya da neşeyle çarpıldığı bir sürpriz gibi… Tıpkı öğle uykusuna yatar gibi, benliğindeki uyuşukluğa bile bile kanar gibi, içindeki hayat coşkusunu alıştığı günlük alışkanlıklarının üstüne taşırır gibi; adını koyamadığı ama karşılaşınca tanıyacağı birinin, ’Seni bekliyordum,’ demesine karşılık, ‘Ölüm dediğin bu muydu,’ diyerek ve sevinerek eski bir dosta sarılırcasına tüm duygularıyla bırakmak kendini… Kuşlar gibi.. Ah bir kanatlanabilse…
O an gözkapağına vuran pırıltıları seyretti İsabella, beyni, yaşadıklarının gerçek olup olmadıkları konusunda bir tuhaf bilinçle uyarılıyordu, kuşlar gibi, kuşlarla birlikte sonsuz çimenlik alanın üstünde kanat çırpıyordu; ; ruhu rüzgârın üstüne binmiş, bir dalganın tepesinde yalpa vura vura uyuşuyordu. Birden başında kavak yelleri estiren bir sevinç dalgasıyla çarpıştı, üzerine ağan sımsıcak apaydınlık bir sarı ışıktı, geniş bir aydınlığa aktı, aşağı yukarı salındı, çevresinde kanatları allı pullu renklerle bezeli sakalar çevreyi şenlendirmekte, onlarca ışık damlacığına dönüşmekteydi İsabella. Her şey öyle birdenbire şekilleniyordu ki, ışık dağılıyor, büyük bir hevesle kayalıkların yükseklerindeki pınarlara karışıyordu. Çağıldayan suların içinde şimdi ruhu özgür; çağlayanların akıntısıyla yarışıyordu; aşağılara doğru suyun derinliği artıyor, kıyılarından sıyırıp çayır otlarının tepesinden süzülüyor İsabella. Keskin dönüşlerle kanatlarını kıstı, mermi gibi ırmağın üstünde pike yaptı, gövdesini suya yasladı… Birkaç yalıkaçkını ürküyor bu sıra, fırr, diye kaçışıveriyorlar; hemen üstünde buğu hâlesi oluşmuş, dalgalanan başını bulutlara gömdü İsabella… Duru aydınlık maviliğe karışıyordu şimdi, son bir kanat çırpınışıyla sanki sonsuzluğa karışacak…
Büyük bir hızla sıçrayıp hiç korkmadan, yumuşacık çekti kanatlarını.
O an öyle bir serinlik özlemiyle yanıp-kavruluyor ki, rüzgâr doğanın sunduğu en büyük lütuf o an: daha yükseklere, altında koskocaca bir insanlık selini bırakarak daha da yükseklere çıkacak İsabella, devinen yıldızlar bir atkı gibi gezegenin tepesinde akıp giderken zerreye dönen hayatları görecek, geleneğe bağlılık andıyla olumlanan, geri çekilen ya da dışa vurulan biçim çeşitliliğini dışlayan, gerçeğin üstüne yaldızlanan bir yürek mührü gibi işlenen yüksekliğe ulaşacak İsabella, kendini tazeledikçe, duygudan-nesneye değişen-yenilenen bir güçle benliğinin hamurundan ayrı bir varlık şekillendirecek… Göz beneklerinde ışıyan ‘şeyler’ bir aydınlık aşısının daha da büyüttüğü kıpırdanışlarla hareketlenen ‘an’ lar, belki bir bulut kümesi, un torbası gibi dağılıyor; öyle yükseklere sıçrıyor ki eğlendiği bile söylenebilir; belki avaz avaz bağırması gerekecek İsabella’ nın,-
Bu dehşetli çekimin sürtünmesinden çekinik ama hiçbir şaşkınlık göstermeden dünyaların üstüne çıkıyor, yükseliyor, yükseliyor İsabella. Yeryüzü tıpkı oya oya çizilen düşlerle bezeli şimdi; ışıl ışıl bir yer, tomurcuk tomurcuk her bir toprak; her biri ayrı renk, ayrı biçim ayrı hisle dokunan bu dehşetli güzellliğe büyülenmiş gibi bakıyor Boyut değiştirdiğinin farkında değil, küçük bir yolculuk sadece; uçuyor İsabella; içinden avaz avaz bağırmak geliyor, ta ki aydınlıkta bir nokta, ışık huzmesindeki tozlardan biri olana dek uçmak istiyor…Vücudunun iki yanında kanatlar, ruh, yepyeni bir etkiyle onu sarıp-sarmalıyor, dipten gelen dalganın çekimi ayrı bir evren fikrinde içselleştirdiği tuhaf bir girdaba kapılıyor İsabella,
Uç İsabella, daha tepeye İsabella…daha!… ta ki aydınlıkta bir nokta, ışık huzmesindeki tozlardan biri olana dek uç…
Çok geçmeden kulağı tiz bir sesin bekleyişine odaklı hareketsizce kaldı, ne yönden, nasıl gelecek bir çığlıktı bu? Dengesini yitirdi, başı iradesizce oynamaya başladı; dizlerini sertçe yere koydu, parmakları kasılmıştı.
Kimbilir belki de bir kuşun kanatlarında taşıyabildiklerini sırtlanmak istemiş olmalı İsabella. Tıpkı kollarını salıveren bir gevşeklik anında sürpriz bir kurşunla vurulmuş gibi atlamış yüksekten.
Onu küçük bir su birikintisinin yanında buldular