<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Yolculuk &#8211; 1 yazısına yapılan yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.odasanat.org/index.php/2008/04/yolculuk-1-2/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.odasanat.org/index.php/2008/04/yolculuk-1-2/</link>
	<description>Edebiyat ve Fikir Yongalama</description>
	<lastBuildDate>Wed, 25 Jan 2012 17:54:15 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.4</generator>
	<item>
		<title>Yazar: Yolculuk - 2 &#124; ODA Sanat</title>
		<link>http://www.odasanat.org/index.php/2008/04/yolculuk-1-2/comment-page-1/#comment-168</link>
		<dc:creator>Yolculuk - 2 &#124; ODA Sanat</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 May 2008 23:16:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.odasanat.org/index.php/2008/04/yolculuk-1-2/#comment-168</guid>
		<description>[...] (Yolculuk - 1&#8242;in devamıdır) Yavaş yavaş hareket eden trenin penceresinden içeriye sızan çamların hoş kokusu, ne kadar da huzur verici. Aynı dili konuşan irili ufaklı binalar serpiştirilmiş yemyeşil bir örtüye. Bir yerlerden bir yerlere çağlayıp duran, hayat dolu gençlik seli. Kulağıma ulaşan kuş seslerine, gitar çalan entel görünümlü gencin melodisi karışıyor. Ardından hayranlarının alkışları. Birisi arkadaşlarına heyecanlı heyecanlı birşeyler anlatıyor, arada sırada ellerini, kollarını da kullanarak. Ne kadar da hayat dolu, kıskanilacak kadar. Onu bu kadar çok heyecanlandıran konu ne olabilirdi ki acaba? Kaç seferdir sınavlarını alamadığı dersin kendisine zıt giden hocası, bir türlü kadir kıymet bilmeyen kız arkadaşının artık çekilmez hale gelen kaprisleri, insafsızca zam yapan ev sahibinin bitmek tükenmek bilmeyen para hırsı, türlü teknik hilelerle donatılmış bir filminin hikayesinden ziyade, göz kamaştıran ve de akıl karıştıran sahneleri. Hepsi de çok uzaklarda terkedilmiş vagonlar aslında. -Biletiniz lütfen. Sol cebimdeki kağıt parçasını uzattım, beni büyülemekte olan dışarıdaki hayat dolu dünyadan gözlerimi kısa bir an için bile çekmeden. -Ne o evlat, oldukca uzaklara gitmeye niyetlenmişsin. Kulaklarıma ulaşan bu ses, tanıdığım birisini anımsatmıştı bana. Hızlıca çevirdim başımı. -Hulusi Hocam. Siz ha! Arkaya taranmış, hafif beyaz saçları, uçları inceltilmiş, yukarıya doğru kıvrılan ince bıyıkları, tebessümü eksik olmayan geniş yüzü, hayat dolu gözleriyle karşımda duruyordu, yıllarını üniversiteye adamış bu sevecen insan, kucaklaşıp sarılmaya davet eden en babacan tavrıyla. Sağ elimi omzuma koydu. Biraz önce dalgınlıkla ona vermiş olduğum fotoğrafı cam kenarındaki küçük masacığın üstüne bıraktı. Karşısındaki insanın ruh halini anlamaya istekli bir yüz ifadesiyle şöyle bir gözlerime baktı. -Bu yolculuklar için çok gençsin evlat. önünde daha yıllar var. Hadi benim yaşımda olsan neyse. İnsan yaşlandıkça, vagonlarının sayısı gittikçe artıyor.  Emekli olduğumdan beri duramıyorum olduğum yerde. -Hocam çok oluyor mu emekli olalı? -Siz mezun olduktan kısa bir süre sonra okuldan ayrılmaya karar verdim. Zaten son dönemlerde öğrencilerin derslerime olan ilgisi epeyce azalmıştı. Ben de eskisi kadar heyecanla derse girmiyordum. Sanırım sahneden çekilmenin zamanı çoktan gelmişti de geçiyordu bile. -Peki şimdi memnun musunuz hayatınızdan hocam? -Memnun olmayıp da ne yapacağım. Artık kilometreyi doldurmak üzereyim. Bir an durakladı sonra devam etti. -Düşünmeye çok vakti oluyor insanın. Aslında hep neyi hayal etmişimdir biliyor musun? -Neyi hocam? -Gece gündüz trenlerde yolculuk etmeyi. Bir bilet kontrolorü olarak çalışsaydım daha çok mutlu olurdum herhalde. Düşünsene ne zevkli olurdu, bir yerlerden bir yerlere gitmek, değişik değişik insanların arasında. -Gerçekten ister miydiniz? -Hem de nasıl. Üniversitede ders verdiğim yıllarda aklıma birkaç fikir gelmişti. Örneğin koltukların arkasında, trenlerin tarihçelerini anlatan kitapçıklar bulundurmak. Boş bir zamanımda böyle bir örnek hazırlamıştım. Atılmamışsa eğer, oyuncak trenlerimin bulunduğu odanın bir köşesinde olması lazım.Ya da biletlerin seri numaralarından yola çıkarak, belli dönemlerde çekilişler yapıp, trenlerle ilgili hediyeler dağıtmak. Yetkililere bunlara benzer bazı fikirlerimi yazıp göndermiştim. Sanırım beni pek ciddiye almadılar. -Belki meraklı bir yetkili zamanı geldiğinde önerilerinizi unutuldukları yerde bulur, ortaya çıkarır, ve de hayata geçirir. -Kim bilir evlat, belki de kim bilir…Neyse anlat anlat bitmez. Ben en iyisi yoluma devam edeyim. -Hocam sizinle bunca zaman sonra karsilastigimiza çok sevindim. -Ben de evlat ben de. Bakarsın yine bir gün karşılaşırız, başka bir vagonda. Ne tuhaf, bana mesleğini çok seviyormuş gibi gelirdi. En azından derslerini anlatırkenki tavrı öyleydi. Kimse derslerini ciddiye almıyordu. Bense dersi dinliyormuş gibi görünüp, Esin’in olduğu alemlerde dolaşıyordum. Bir keresinde bana doğru yaklaşarak: -Derslerimi dinleyen tek bir kişi bile olsa, anlatmaya devam edeceğim, demişti, bütün sınıfın iyice azıttığı, moralinin oldukça bozuk olduğu bir anda. Son sınavda en yüksek notu aldığımda da, hafif alaycı gözlerle sınıftakilere doğru bakarak: -Gördünüz mü, dersi takip eden belli oluyor, demişti. Kopya cektigimi bilen arkadaslarım basmışlardı kahkahayı ardından. [...]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>[...] (Yolculuk &#8211; 1&#8242;in devamıdır) Yavaş yavaş hareket eden trenin penceresinden içeriye sızan çamların hoş kokusu, ne kadar da huzur verici. Aynı dili konuşan irili ufaklı binalar serpiştirilmiş yemyeşil bir örtüye. Bir yerlerden bir yerlere çağlayıp duran, hayat dolu gençlik seli. Kulağıma ulaşan kuş seslerine, gitar çalan entel görünümlü gencin melodisi karışıyor. Ardından hayranlarının alkışları. Birisi arkadaşlarına heyecanlı heyecanlı birşeyler anlatıyor, arada sırada ellerini, kollarını da kullanarak. Ne kadar da hayat dolu, kıskanilacak kadar. Onu bu kadar çok heyecanlandıran konu ne olabilirdi ki acaba? Kaç seferdir sınavlarını alamadığı dersin kendisine zıt giden hocası, bir türlü kadir kıymet bilmeyen kız arkadaşının artık çekilmez hale gelen kaprisleri, insafsızca zam yapan ev sahibinin bitmek tükenmek bilmeyen para hırsı, türlü teknik hilelerle donatılmış bir filminin hikayesinden ziyade, göz kamaştıran ve de akıl karıştıran sahneleri. Hepsi de çok uzaklarda terkedilmiş vagonlar aslında. -Biletiniz lütfen. Sol cebimdeki kağıt parçasını uzattım, beni büyülemekte olan dışarıdaki hayat dolu dünyadan gözlerimi kısa bir an için bile çekmeden. -Ne o evlat, oldukca uzaklara gitmeye niyetlenmişsin. Kulaklarıma ulaşan bu ses, tanıdığım birisini anımsatmıştı bana. Hızlıca çevirdim başımı. -Hulusi Hocam. Siz ha! Arkaya taranmış, hafif beyaz saçları, uçları inceltilmiş, yukarıya doğru kıvrılan ince bıyıkları, tebessümü eksik olmayan geniş yüzü, hayat dolu gözleriyle karşımda duruyordu, yıllarını üniversiteye adamış bu sevecen insan, kucaklaşıp sarılmaya davet eden en babacan tavrıyla. Sağ elimi omzuma koydu. Biraz önce dalgınlıkla ona vermiş olduğum fotoğrafı cam kenarındaki küçük masacığın üstüne bıraktı. Karşısındaki insanın ruh halini anlamaya istekli bir yüz ifadesiyle şöyle bir gözlerime baktı. -Bu yolculuklar için çok gençsin evlat. önünde daha yıllar var. Hadi benim yaşımda olsan neyse. İnsan yaşlandıkça, vagonlarının sayısı gittikçe artıyor.  Emekli olduğumdan beri duramıyorum olduğum yerde. -Hocam çok oluyor mu emekli olalı? -Siz mezun olduktan kısa bir süre sonra okuldan ayrılmaya karar verdim. Zaten son dönemlerde öğrencilerin derslerime olan ilgisi epeyce azalmıştı. Ben de eskisi kadar heyecanla derse girmiyordum. Sanırım sahneden çekilmenin zamanı çoktan gelmişti de geçiyordu bile. -Peki şimdi memnun musunuz hayatınızdan hocam? -Memnun olmayıp da ne yapacağım. Artık kilometreyi doldurmak üzereyim. Bir an durakladı sonra devam etti. -Düşünmeye çok vakti oluyor insanın. Aslında hep neyi hayal etmişimdir biliyor musun? -Neyi hocam? -Gece gündüz trenlerde yolculuk etmeyi. Bir bilet kontrolorü olarak çalışsaydım daha çok mutlu olurdum herhalde. Düşünsene ne zevkli olurdu, bir yerlerden bir yerlere gitmek, değişik değişik insanların arasında. -Gerçekten ister miydiniz? -Hem de nasıl. Üniversitede ders verdiğim yıllarda aklıma birkaç fikir gelmişti. Örneğin koltukların arkasında, trenlerin tarihçelerini anlatan kitapçıklar bulundurmak. Boş bir zamanımda böyle bir örnek hazırlamıştım. Atılmamışsa eğer, oyuncak trenlerimin bulunduğu odanın bir köşesinde olması lazım.Ya da biletlerin seri numaralarından yola çıkarak, belli dönemlerde çekilişler yapıp, trenlerle ilgili hediyeler dağıtmak. Yetkililere bunlara benzer bazı fikirlerimi yazıp göndermiştim. Sanırım beni pek ciddiye almadılar. -Belki meraklı bir yetkili zamanı geldiğinde önerilerinizi unutuldukları yerde bulur, ortaya çıkarır, ve de hayata geçirir. -Kim bilir evlat, belki de kim bilir…Neyse anlat anlat bitmez. Ben en iyisi yoluma devam edeyim. -Hocam sizinle bunca zaman sonra karsilastigimiza çok sevindim. -Ben de evlat ben de. Bakarsın yine bir gün karşılaşırız, başka bir vagonda. Ne tuhaf, bana mesleğini çok seviyormuş gibi gelirdi. En azından derslerini anlatırkenki tavrı öyleydi. Kimse derslerini ciddiye almıyordu. Bense dersi dinliyormuş gibi görünüp, Esin’in olduğu alemlerde dolaşıyordum. Bir keresinde bana doğru yaklaşarak: -Derslerimi dinleyen tek bir kişi bile olsa, anlatmaya devam edeceğim, demişti, bütün sınıfın iyice azıttığı, moralinin oldukça bozuk olduğu bir anda. Son sınavda en yüksek notu aldığımda da, hafif alaycı gözlerle sınıftakilere doğru bakarak: -Gördünüz mü, dersi takip eden belli oluyor, demişti. Kopya cektigimi bilen arkadaslarım basmışlardı kahkahayı ardından. [...]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Yazar: zeynep</title>
		<link>http://www.odasanat.org/index.php/2008/04/yolculuk-1-2/comment-page-1/#comment-119</link>
		<dc:creator>zeynep</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Apr 2008 18:14:28 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.odasanat.org/index.php/2008/04/yolculuk-1-2/#comment-119</guid>
		<description>Değerli yazarımız bu çalışmasında da Oda sanat dergisinin daha önceki sayısında yayınlanan diğer hikayesinde olduğu gibi çok başarılı. Bu duygusal ve sevecenlik dolu samimi çalışmaların devamının gelmesi dileğiyle.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Değerli yazarımız bu çalışmasında da Oda sanat dergisinin daha önceki sayısında yayınlanan diğer hikayesinde olduğu gibi çok başarılı. Bu duygusal ve sevecenlik dolu samimi çalışmaların devamının gelmesi dileğiyle.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

