TOHUM
Bakarken vatanın unutulan sokaklarına
bir kahve fincanı içinde, sığındım eski bir dosta
Yüzündeki yara izi, kesik yeşil elma parçası
gömmüş çekirdeğini sevdiğinin yüreğine
sevdiği üstelik uzakta
Onu düşündükçe çocukluğu geçer gözlerimin önünden
Tahta bir atta binmiş el sallıyor annesine
geceleri yetim bırakılmış yedi sekiz yaşları
İlk yıllarında üzüntüleri şeker sanıp yerdi
sitemleri suyu tükenmeyen değirmen
Büyümesini öğrendi meze masasında ağlayan bıyıkların gözyaşında
Büyük insanların dünyalarına girmekten öylesine korkardı ki
yalanlar kuyusuna atılmasını yeğlerdi hep
Şimdi düşünmemek için durmadan
radyodaki tüm haber bültenlerini ezberler
Kan damlıyor tekrarladığı tüm cümlelerden
kısa ömrüne daha ne kadar hicran sığar
Taşıyor dudaklarından ölümün akrep kuyruğu
Şimdi tekrar oralardan ayrılıyorum
dostumun kederli ve sıcak gözlerine
baharda haberler toplamak için
Oralardan uzaklaştıktan sonra
serçe gibi sekerek girmiş güneş
yüreğindeki kara tohuma
Osman Özbaş
Ali Bey,
Şu dizlerinize özellikle vuruldum:
”Bakarken vatanın unutulan sokaklarına/
bir kahve fincanı içinde, sığındım eski bir dosta/
Yüzündeki yara izi, kesik yeşil elma parçası/
gömmüş çekirdeğini sevdiğinin yüreğine/
sevdiği üstelik uzakta
(…)
baharda haberler toplamak için/
Oralardan uzaklaştıktan sonra/
serçe gibi sekerek girmiş güneş/
yüreğindeki kara tohuma.”
Elinize sağlık…Şiir ahhhh ŞİİR!.. Ne kocaman bir dünyasın sen; lütfen, al bizi ışığına!
Yorum — 04 Nisan 2008 @ 16:29