Okul gezileri

01 Nis 2008

İbrahim Eroğlu

Okul gezileri, öğrencilik yıllarımın en unutulmaz anıları arasındadır. Ne zaman öğretim yılının sonuna yaklaşılsa, öğretmenlerimiz arasında olağanüstü bir hareketlilik gözlenirdi. Bu da öğretmenlerimizin okul gezisini gerçekleştireceğimiz olası yerler hakkında keşif yaptıkları anlamına gelirdi.
Biz öğrenciler de, öğretmenlerimiz arasında gözlenen o olağanüstü hareketlilikten kalkarak okul gezisini gerçekleştireceğimiz yerler hakkında çeşitli çeşitli fikirler yürütürdük. Kendimizce yürüttüğümüz fikirleri temelllendirmeye çalışırdık. Merakın doruğunda fikir yürütmemize karşın, son ana dek belirlenen yerler bizlerden gizlenirdi. Payımıza, belirlenen yerleri bir bulmaca tadında çözmeye çalışmak düşerdi.
Daha bir-iki hafta öncesinden başlardı hazırlıklarımız. Türlü türlü yiyeceklerimizin, içeceklerimizin birbirinin aynısı olmamasına titizlikle özen gösterirdik. Okul gezisinin yapılacağı gün gelip çattığında kasabamız Bahadın’ın en işlek yollarından sınıflar halinde geçerdik. Geçişimiz bize bir askeri töreni hatırlatırdı ya da bana öyle gelirdi. Bütün yakınlarımız yolların kenarlarına dizilirler, bizleri uğurlarlardı. Öğretmenlerimiz hemen her seferinde; sesizliği, sakinliği ve disiplini bozmamamız için bizleri taa günler öncesinden uyarmaya başlarlardı. Konan kuralları ihlal etmenin cezası bu Anadolu’nun ücra kasabasında çok ağırdı. Geçişimizi ne denli sessiz, sakin ve disiplinli gerçekleştirirsek o denli terbiyeli yetiştirilen öğrenciler olacaktık öğretmenlerimiz ve yakınlarımızın gözlerinde. Dünyanın, kasabamız ve çevresinden ibaret olduğunu sanan bizler itaata daha o yaşlarda alıştırılırdık sanki…
Nereden nereye? Anadolu’nun kırsalındaki o okul gezilerine yıllarca katılmış bir öğrenci olarak ben; yıllar sonra, hem de ülkeler, ülkeler ötesinde benzeri gezilere öğretmen olarak katılacağımı nereden bilecektim?
Geçenlerde okul gezisine gidecektik. Çocuklar ve veliler daha aylar öncesinden Duinrell’e gideceğimiz doğrultusunda bilgilendirildi. Ona göre hazırlıklar yapıldı. Çift katlı otobüsler kiralandı. Her otobüste en az beş öğretmen vardı. Benim de bulunduğum otobüsteki öğretmenlerden biri, bir ara; “Ne o? Sanki eğlenmeye gitmiyoruz da cenaze kaldırmaya mı gidiyoruz? Ölü sessizliği okulumuzun geleneğinde var mı?” gibisinden sorular sorduktan sonra daha önce çoğalttığı okulumuzun şarkısının fotokopilerini öğrencilere birer birer dağıttı. “Birrr, ikiiii, üüüççç” diye sayarak şarkıyı yüksek sesle söylemeye başladı.
Öğrenciler de bahaneye bakar gibi öğretmene eşlik ettiler. Arkası kesilmeyen şarkılarla otobüs adeta inletildi. Kulakları sağır edercesine bağıran öğrencilere, çocukluğunda bağıramamış birinin hüzünlü haliyle eşlik ettim.
Çocuklar, dolu dolu bir gün yaşadılar. Çocukların o otobüsü inleten sesleri, beni öğrencilik yıllarıma, kasabamız Bahadın’ın o işlek yollarından, terbiye adına; sessiz, sakin ve disiplinli geçtiğimiz günlere götürdü. “Acaba” dedim, “bizler, çocukluğumuzda itaata yatkın yetiştirilip, içimizdeki çocuğun susturulduğu için mi susan, tepki göster(e)meyen ve koyun gibi güdülen bir toplumun bireyleri oluyoruz?” Sonra yine  “acaba” deyip ekledim: “Onlar, içindeki çocukluğu dolu dolu yaşadığı için mi konuşan, tepki göstere(bile)n, kendisini koyun yerine koydurmayan bir toplumun bireyleri oluyorlar?
Acaba?”

Dergiler, Öykü, sayı 7 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama