Pazar Günü Asla

01 Şub 2008

Atilla İpek

Emine çalıştığı bakımevinin ölümcül hastalar bölümüne yeni girmişti ki, yatalak hastaların ayaklanıp ona doğru yürüdüğünü gördü.
En önde de ayağının üç parmağı kangrenden kesilmiş olan bayan Berg kızgın aksak adımlarla ona doğru yaklaşıyordu. Elinde bir kova dolusu kapkara olmuş su taşımaktaydı.
‘Şimdi seni çamura bulayayım da gör gününü!’
O arada çalar radyo kendiliğinden açıldı, ardından üç bip sesi ve sunucun sabahın sessizliğini yırtan sesi; ‘saat yedi, şimdi en-o-es haberleri.’
Radyonun sesini biraz kıstı, yatakta doğruldu. Hâlâ Bayan Berg’in kızgın yüzünün etkisinde, oturduğu yerde uyanmaya çalıştı. Çok derin uyumuştu. İşindeki değişken vardiyalar yüzünden son günlerde ,ya çok geç yatağe gidiyor, ya da çok erken kalkıyor ve az uyuyordu. On yedi sene önce bu işe başladığında bu düzensiz geceler pek sorun olmuyordu.
‘Bugün günlerden ne? Kaçta iş alıyorum? Ölen ya da yeni gelen var mıydı?’ diye kendine ayılma soruları sorarken haberler onu kendine getirdi; ‘Bugün müslümanların kurban bayramı, Mekke’de hacı olan müslümanlar, dünyanın her yerindeki diğer müslümanlarla birlikte kurban kesip, bayramı kutlayacaklar. Başbakan van der Einde Hollanda’da yaşayan Müslümanların bayramını kutlayan bir mesaj yayınladı. Bu sene her yıl olduğu gibi müslüman organizasyonları toplanan etin büyük şehirlerdeki fakirlere yardım kuruluşlarına dağıtılacağını bildirdi…’
Radyoyu kapattı, birden uyanıvermişti. Günlerden pazardı ve Kurban Bayramıydı ve işe gitmesi gerekiyordu. Vardiyasını değiştirmek istediyse de şefi ona yıllık izninden kullanabileceğini yoksa yapabileceği birşey olmadığını belirtmişti. Oysa Noel, Paskalya gibi diğer dini bayramlarda Emine hep çalışırdı.
Burhan, pazar olduğunu hatırlayınca yatağa geri girdi. Biraz daha uyuyabilirdi. Emine onu zorla kaldırdı. En azından hep birlikte bir bayram kahvaltısı yapmak istiyordu. İçine birazcık bayram duygusu süzülsün istiyordu.
Burhan istemeye istemeye kahvaltıyı hazırlamaya gitti, Emine de çocukların odasına girdi. Ranzanın altında uyuyan Timurun yatağına oturdu ve öperek çocuğu uyandırdı. Uykulu gözlerle bakan Timur’a ‘Bayramın mübarek olsun.’ dedi. Timur, suratını kararttı. Yine mi bayramdı? Yine mi el öpmesi gerekiyordu? Bayramı duyan Kaan, tam tersine sevinçle başını ranzanın üstünden aşağıya sarkıttı;
-Bugün bayram mı?
-Evet
-Dedeme gidecek miyiz?
-Evet ama akşama, bugün çalışıyorum.
-Akşam da bayram mı? Yine de el öpebilir miyim?
-Evet
-Dayımlar gelecek mi?
-Hürrem dayın gelir, ama Efe dayın, bayram olduğunu bile bilmiyordur.
-Tamam, gelirlerse onların ellerini de öperim.
-Tamam, ama harçlık sormak, insanların ellerinin içine bakmak yok, çok ayıp.
-Tamam.

***
Sucuklu yumurtanın tadı halâ ağzında servise girdi Emine. Önlüğünü üstüne geçirirken Astrid elindeki çantalara bir bakış fırlattı;
-Baklava yok mu?
-Yok, niye sordun?
-Hani kesim bayramı ya?
-Kurban bayramı demek istedin…
-Pardon, Kurban Bayramı.
-Sizler de bizim bayramlarımızdan haberdar olun diye getirirdim hep, ama yıllardır baklavaları mideye indirip tek kelime bayram kutlaması çıkmayınca ağızlardan vazgeçtim artık.
‘Çok iyi dedim’ diye geçirdi içinden Emine. Aslında yine baklava getirirdi ama, unutmuştu bayramı. Dün çok yoğun çalışmış, hatta işler yetişmeyince Bayan Berg’i banyo etmeyi bugüne bırakmış yorgun argın eve gelmişti.
‘Kurban kestin mi?’ diye sohbete katıldı muzip iş arkadaşı Marcella. ‘Evet, bahçe soğuktu küvette kestik. Hem temizlemesi kolay oluyor.’ dedi onların aynı şakaları yapmasına izin vermeden.
-Bizim komşular da eskiden balkonda keserlerdi, ama havalardan olsa gerek artık onları balkonda kurban keserken görmüyoruz.
Emine, Marcella’nın bu şakalarını her yıl duymaktan ve hep aynı yüzeysel cevapları vermekten bıkmıştı ama, bu tür şeyler Marcella’yı eğlendirmeye devam etmekteydi anlaşılan…

***

Her günkü rutin işlerini bitirdikten sonra doğru Bayan Berg’in odasına girdi Emine. Dün Bayan Berg, banyo almak istediğini bildirmiş ancak Emine yirmi beş numaradaki Hatice Teyze ölünce, onun yıkama işlerinde yardımcı olmuştu. Ne de olsa Hatice Teyze hem Türk’tü, hem de son haftaları diye getirdikleri serviste tam altı ay yaşamış, tüm servisin sevgilisi olmuştu. Çoğu hastanın tersine kimseye yük olmak istemez, verilen bu kadar bakımı sanki hak etmediğini düşünürcesine utanır, herkesle sohbet etmeye, hal hatır sormaya, iyi davranmaya çalışırdı. Hatice Teyze ölünce, ailesi yıkamak için birkaç hoca kadın ayarlamış, Emine de onlara banyoyu açmış, yardımcı olmuştu. O yüzden kendisini biraz da suçlu hissettiği için bugün ilk iş olarak Bayan Berg’i yıkamaya niyetlenmişti.
Bayan Berg, odaya Emine’nin girdiğini görünce yatağın yanındaki masasının üstünde duran İncil’i aldı eline.
– Günaydın Bayan Berg, haydi sizi banyoya götüreyim.
– Yook hayır! hiç gerek yok.
Emine biraz şaşırdı, bu kadın dün neredeyse yalvarmamış mıydı yıkanmak için?
– Olur mu hiç? Dün vaktim olmadı. Bugün gidelim.
– Ben incil okumak ve dua etmek istiyorum yarın gelin isterseniz.
– Yarına kalmasın, dün gidememiştik, banyo uzun süre meşguldü. Bugün gideriz.
– Ama ben incil okuyacağım.
– Tamam, ben o zaman öğlen yoğunluğu bitince gelirim.
Emine sinirli sinirli banyoya geri döndü. Dışarı çıkarttığı tekerlekli sandayle, koltuk değneklerini ve çeşmeden yana çektiği tüm kova ve temizlik arabasını banyoya doğru geri itti. Kan ter içinde işine geri döndü.

***

Emine koridorda elinde pis su dolu kovayla yürüyen temizlikçiyi görünce aklına Bayan Berg geldi birden. Panikle saatine baktı, 20 dakika sonra vardiyası bitiyordu. Bayan Berg’i yine yıkamamıştı. Yeni gelen hastayı kayıt etmesi gerekiyordu ama kağıt işleri en az onbeş dakika alırdı. Vardiyası yeni başlayan arkadaşına yeni hasta kaydını yapıp yapamayacağını sordu.
-Sen burada benden daha uzun zamandır çalışıyorsun Emine, biliyorsun vardiyası biten hemşire yapar yeni hasta kaydını…

Emine birşey demedi. Kağıt işlerini yalapşap bir şekilde bitirdi. Sonra direk banyoya koştu. İçeride ne var ne yoksa hepsini dışarı çıkardı banyoya bir su tuttu. Sonra koşarcasına Bayan Berg’in yattığı odaya girdi ve özür dileyen bir selamla yatağın tekerleklerini boşa aldı ve yatağı üfleye püfleye banyoya sürdü. Bayan Berg’in ‘artık gerek yok, sizin eve gitme saatiniz gelmedi mi?’ sözlerine aldırış etmeden yatağı büyük bir ustalıkla banyonun içine sürdü ve kapıyı kapattı. Burnundan soluyordu, ama dün söz vermişti ve bu bayram gününde bir yaşlı insana kıyak yapmak istiyordu. Bayan Berg’i tüm acele ve tezcanına rağmen gülmeye çalışarak soymaya başladı. Ancak yarı çıplak kalan Bayan Berg beklenmedik bir şekilde sessizce ağlamaya başladı. Emine’nin ağzı açık kaldı. Yine ne olmuştu?
-Ne oldu Bayan Berg?
-Bugün yıkanmak istemiyorum.
-Neden, hani dün neredeyse yalvarıyordunuz? Öyle vicdan azabı çektim ki gece rüyama bile girdi.
-Ama bugün pazar, bizim inancımıza göre bugün yıkanılmaz. Ama siz buna saygı göstermiyorsunuz.
Emine dehşete düştü. Burnundan neredeyse ateş çıkmak üzereydi. Açtı ağzınu yumdu gözünü.
-Sevgili Bayan Berg, ben bunu nereden bilebilirim ki? Dün bana bunu söyleseydiniz, ben de sizi, bugün yerine dün yarım saat fazladan çalışır yıkardım. Hem de bugün banyoyu böyle iki defa boşaltıp hazırlamaktan kurtulur, hem de vaktinde evime gider bayramımı kutlardım. Benim bayramımın artık suyu çıktı artık, sizin de bir pazarınıza su kaçıvermiş bir şey olmaz…

Emine, yüzüne yapışıp kalmış gülen edaya inat eline aldığı duş başlığıyla biraz hor bir şekilde Bayan Berg’i yıkamaya koyuldu. İçinden de söyleniyordu, ‘Ey yüce Allah’ım, hangi peygamberine pazarları yıkanmayın dedin?’

Dergiler, Öykü, sayı 6 | Yorumlar | Geri izleme Sayfanın en üst kısmına git

2 yorum yapılmış, “Pazar Günü Asla”

  1. 01

    Yaban’da yaşamak… yaşayabilmek… İster Anadolu’da bir köy, ister Avrupa’da bir ülke. Sosyal duygu, aidiyet ve aşağılık duygusu. Topraktan ansızın fışkıran dikensiler gibi…
    “Pazar Günü Asla” öykünüz, bu dikensilerin fışkırdığı bir toprağı anımsattı bana. Rengi ve dokusu bambaşka bir toprağı.
    Kimsenin kimseye hoşgörüyle yanaşmak istemediği bir yaşam bu. Galip gelen de imtiyazı her zaman elinde tutan. Kısasa kısas!

    Gülay Kaya, 19 Şub 2008 15:37 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  2. 02

    cok keyifli..okurken dusunduren,ender kalemlerden biri..hikayenin basligi bana;cumalari tirnak kesilmez ogudunu hatirlatti ,dogruluk payi olmamakla birlikte cokca uygulanan hurafelerden biri..ardindan ;evet!biraz daha hosgoru mesajinizin altini ciziyorum..

    syda, 06 May 2008 17:34 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama