Talop ailesine çıkan ev uzun zaman boş kalmıştı. Sonra mal sahibi bunu bir aracı kuruma kiraya vermesi için devretmişti. Bu kurum vasıtasıyla kendilerine verilen bu eve bayağı yüklü bir para masraf edip oturulacak duruma getirdiler. Ev sahibi bir süre sonra eve baktığında, biz kendimiz eve bu masrafı yapmaya cesaret edemedik demişti. O dönemlerde genellikle öyle oluyordu. Böylesi evler özellikle hep yabancılara veriliyordu. Pansiyon hayatında aile hayatına geçmek öyle kolay olmuyordu. memleketinde getirdiğin çocuk ve aileni bu toplumla nasıl kaynaştıracaktın. Bir sefer kendin kaynaşmamıştın. Sonra komşuluk çok önemli bir olaydır.
Talop ailesinin komşuları yaşlı bayan onları hiçbir nedensiz ikide bir kapılarına gelip beni rahatsız ediyorsunuz demekteydi.
Talop, “Kaynaşmak için bağrımızı açtık. Komşularla alıştık birbirimize. Kız alıp kız veriyoruz. İçli dışlı olduk. Bize ceza verirken Hollandalı diye ceza verin. Bize iş verirken Hollandalı diye iş verin. Bizim çocuklarımızı okula alırken, not verirken Hollandalı diye okula alın ve not verin. Bu ülkede yaşayan değişik dinlere mensup gruplar vardır. Bunlar özgür olmalıdırlar.” diyordu.
Bu eşitlik ortamını bozmaya çalışıp kendini üstün tutan ve bu vesile ile de kendi dini inançlarını başkasına zorla veya bir başka biçimi ile dikte ettirmeye çalışırlarsa kim olursa olsun bunlara hiçbir zaman fırsat verilmemelidir ve vermeyelim. Birlikte yaşarken demokrasinin sınırlarına zarar vermediğimiz sürece birbirimizle çok güzel kaynaşacağız.
Yukarıda bahsedilenleri bayan hiç anlamıyordu. Bu bayan sek-sen yaşlarından yukarıydı. Bir de Kees diye onun yaşında bir arkadaşı vardı. Kees fırsat buldukça bu bayanın hakkında atıp tutardı. Yanındayken de onun her dediğini canı gönülden onay-lardı.
Bu kadar olunamazdı. Bu insan oğlu neden bu kadar iki yüzlüdür. Ne anlıyordu o kadının arkasından başka, yanında başka konuşmaktan.
Komşu kadın hemen hemen her gün zile basıp beni rahatsız ediyorsunuz diye şikayet etmekteydi. Talop ailesi çok zaman onunla konuşur, kahve ikram eder, çiçek alırlardı. Komşu bayan uzun yıllar hastahanelerde hemşirelik yapmıştı. Yıllar sonra barsaklarından çeşitli defalar ameliyat olmuş ve barsaklarının bir kısmı alınmıştı.
Komşu kadın her konuşmada mutlaka sözü hıristiyanlığa geti-rirdi. Diğer dinlerden fazla bilgisi yoktu yalnız. Talop aile-si bu bayanın başka dinler üzerine bilgisinin olmamasını önem-li görmüyorlardı. Önemli olan birbiriyle iyi anlaşmak ve kay-naşmaktı.
Bir sabah yine erkenden bayanın uzun uzun zile basıp, “Beni sabaha kadar rahatsız ettiniz.” demesine Talop daha fazla dayanamadı. Bayanı kolundan tuttu. “Evinize inin lütfen. Yoksa sizi aşağı atarım.” dedi.
Bayan evine indikten sonra bu yaşlı bayanı azarladıkları için ailece çok üzüldüler. Hemen aşağı inip kendisinden özür dilediler.
Birkaç gün sonra zil çaldı. Evet yine komşu kadındı.
”Buyurun,ne istiyorsunuz ?“
“Siz geçenlerde beni çok kötü azarladınız. Bu duruma çok üzüldüm. Bizim Hıristiyanlık dininde insanları incitmek yoktur. Hep sevgi ve barış vardır.”
Talop ailesi Müslüman bir aile idi. Fakat tüm dinlerden bilgileri yeterli olduğu için bayanı saygı ile dinlediler. Daha sonra Müslümanlık ta hep sevgi ve barıştan bahseder diye ona anlatılar. Müslümanlığın barış ve sevgiden bahsettiğini anlattıklarında bayanın gözleri biraz büyümüştü. Bu durumun hoşuna gitmediği her halinde belli oluyordu. Olaya hemen müdahale ederek, “Siz neredeyse Müslümanlığı hıristiyanlıkla aynı değere çıkarma çabası içindesiniz. Şayet böyle düşünceniz var ise ondan yanılıyorsunuz. Hıristiyanlıkta yalan söylemek,
başkasının hakkını yemek, adaletsiz davranmak kati sürette yoktur.” dedi.
Talop, “İslam dini tüm dinlerin, kitapları Kuran ise tüm kitapların sentezi ve en son kitaptır. Gerçek İslam’ın özü sevgi ve barışla doludur. İslam’da tüm dinlere saygı vardır. Gelişi güzel duyumlar ve bazılarının yanlış söyleşi ve uygula-maları İslamla alakası yoktur. Buyurun bir gün bu konuda güzelce bir muhabbet edelim.” diye önerdi.
”Yok, bu konuda fazla konuşamam. Aynı zamanda ben gençli-ğimde hemşire iken çok ayakta durdum. Hayatta en çok sıkıl-dığım ve bunaldığım şey ayakta durmaktır, şimdi ayakta ko-nuşamam.” dedi.
“Öyle ise bir gün oturarak konuşalım.”
“Buna da hayır.”
Bay Talop, “Öyle ise size bu konuda bir mektup yazarım. “dediğinde kadın evine girmişti.
Talop akşam defter ve kalemi eline alıp komşu bayana şu mektubu yazdı.
Sevgili Komşum,
Tüm dinler birlikte yaşamayı iyi bilmelidir. Birlikte birbirini hor görmeden yaşamaya alıştıkça, hiçbir dinin diğerine zarar vermeyeceğini anladıkça sevgiler yeşerecektir.O sevgi sosyal hayata yansıyacaktır. Sosyal hayata yansıyan sevgi, insani bir sürü kötü düşüncelerden arındırıp bizleri yaratan Allah’a yakınlaştıracaktır. İslam’da kul hakkı yemek, yalan söylemek, başkasının namusuna hor bakmak, haram yemek, hırsızlık yapmak, başkasına haksızlık yapmak, iftira etmek kati süratte yoktur. Bir insanın bir başkasına yukarda adlandırılan herhangi bir haksızlığı yapması durumunda öldüklerinde yargılanacaklardır. Bu haksızlık yapan kişi öldüğünden, haksızlık ettiği kişi ölüp gelene kadar yüzleşip mahkeme olmak için ayakta bekleyecektir. Şayet haklı kişi erken ölmüş ise, haksız öldüğünde bir asır ayakta bekletildikten sonra mahkeme olacaklardır. Burada şahitlere gerekte yoktur. Çünkü günlük yaşamda ne kadar sevap,ne kadar günah ve yukarıda saydığım ne kadar olumsuzluk yapmış isen insanların omuzlarında bulunan iki melek not edeceklerdir. Sağ omuzdaki melek iyilikleri, sol omuzdaki melek ise olumsuzlukları not etmiş olacaktır. Bu melekler kim için olursa olsun doğruyu yazmak zorundalar. Aksi taktirde onlarda bizi yaratan tanrı tarafından yargılanırlar. Sen bize çok haksızlık yaptığın için al bu mektubu öldüğünde birlikte götür öbür dünyaya. Ver onu mahkemenin kapısına ve biz gelene kadar mahkeme olmak için ayakta bekle.
Mektubu alıp okuyan komşu bayan Talop ailesinin ziline yine bastı. Bay Talop kapıyı açtı.
“Siz daha gençsiniz. Geç ölür gelirsiniz. Siz ölüp mahkeme olmak için gelene kadar ben nasıl ayakta bekleyeceğim.”
“Benim sorunum değildir. Ben senden önce ölsem de, sen öldükten sonra ancak bir asır ayakta bekleyecek ve ondan sonra benimle mahkemeye çıkacaksın.”
Komşu bayan, “Ama ben ayakta hiç duramam. Hayatta en çok sıkıldığım ve korktuğum iş ayakta durmaktır.”
“Öyle ise bize haksızlık etme. Biz senden davacı olacağız. Hem de bu dünyada değil, öldükten sonra davacı olacağız. Çünkü bu dünyada seninle mahkeme olsak ta hakimlerin sana taraf karar vereceklerini tahmin ediyoruz.”
Bu konuşmadan kısa bir zaman sonra bir fırtına sırasında Talop’un evini su bastı. Bir çözüm için günlerce mal sahibine telefon ettiler. Mal sahibi işi yavaştan alıyordu. Eğer bu durum bir Hollandalıya yapılmış olsaydı yer yerinden oynardı. Basını, yayını hep devreye girer günlerce kendilerine hem iş bulmuş olurlardı, hem de o kişinin sorununun çözümünde yar-dımcı olurlardı.
Talop her gün telefon ediyor fakat mal sahibi evi tamir ettirmiyordu. Her gece ve günde çatıda damlayan suyun altına kovalar koyup su eve fazla zarar vermesin diye önlem alıyor-lardı. Fakat mal sahibi gelip çatıdaki kiremitleri değiş-tirmiyorum dedi. Talop kumşuları Hollandalı bayanın belediye de görevli olduğunu biliyordu. Önce ona durumu izah etmeyi istemedi. Eşitlik ise benim telefon etmemi de ciddiye alsınlar diye düşünüyordu. Baktılar ki kendi telefon etmelerinin fazla etkisi olmayacak, belediyedeki görevliye durumu izah ettiler. Bu bayan ev sahibinin telefonunu çevirip konuyu anlattı. Aynı günü mal sahibi gelip çatıdaki kiremitleri değiştirip suyun akmasını önledi.
Mal sahibi ve sigorta evde zarar ve ziyanı ölçmeye yanaşmadılar. Talop konuyu birkaç sefer bölge belediyesinin devlet denetleme konut bürosuna telefon ederek onların gelip evdeki zararı rapor etmelerini istedi. Aynı zamanda günlerce eve akan suyun evde bıraktığı zarar ve rutubet bir an önce önlenmeliydi. Talop ailesi bunu tespit ettirmeden çürüyen, kokan eşyaları dışarı atamazlardı. Böyle yapmış olsalardı sigorta şirketine böyle bir zararın olduğunu ispat edemezler-di. Telefon etmiş oldukları devlet denetleme konut bürosundaki adam gelmedi. Yine belediye de görevli komşu bayan vasıtasıyla telefon ettirdiklerinde bir memur geldi ve Evi su basmıştır, duvarlarda rutubet oluşmuştur ve mobilyalar zarar görmüştür şeklinde bir rapor tuttu.
Talop ailesi kira zammı komisyonunun kararını protesto ettiler. Kira zammı komisyonu gelip bu olayı görmesine rağmen evde fazla bir zararın olmadığına hükmetmişlerdi. İçleri acıyordu bu yapılan haksızlığa karşı. O adalet perisi nerede ise gidip onu bulup, yahu adalet gel şu bizim sorununuzu adil bir biçimde çöz diyeceklerdi. Sonra bu kararı protesto ettiler ve mahkemelik oldular.
Talop devlet denetleme konut bürosundaki adamın verdiği raporu delil olarak göstermekteydi. Mal sahibi devlet denetleme konut bürosundaki şahsa nasıl rapor verdiklerini sorduğunda, o memur verdiği raporun içeriğini ev sahibinin yararına biraz daha yumuşattı ve verdiği raporun sigorta için olduğunu, mahkemede delil olarak kullanamayacağını belirtti. Mahkemeyse bu kadar açık seçik belgeye bakmadan Talop ailesi-nin aleyhinde karar verdi.
Mahkeme en azında devlet denetleme bürosundaki şahsın iki yüzlülük yaparak verdiği rapora bakıp, demek bu evde zarar vardı. Evet zarar vardı da siz bu raporu verdiniz. Sigorta için verdiğiniz rapor bizim için nasıl geçerli olmayabilir diye sorabilirlerdi. Bir devletin görevlisi yerlisini korur, yabancıya ayrımcılık yaparsa, Hakim de bunu görmezse biz adaleti nerede bulacağız? Adalet kaç numarada kalıyor acaba?
Bir ay sonra tekrar zil çaldı. Evet, yine komşu bayan idi.
Bay Talop, “Buyurun.” dedi.
Komşu bayan, “Beni öbür dünyaya şikayet etmiş olduğunuz mektuptan vaz geçer misiniz?”
Talop, “Vaz geçerim. Fakat not eden meleklerin notlarına karışma imkanım yoktur.” dedi.
“Peki ne olacak yani?”
“Öldüğünüzde bana haksızlık yaptığınız için ben gelene kadar ayakta bekleyeceksiniz. Bundan böyle bize hor bakmazsan, kötülük düşünmezsen, hakkımızda yalan söylemezsen ve daha iyi davranırsan melekler en çok güzelliklerinizi not edeceklerdir. Biz de sana bir mektup yazarız davamızdan vaz geçtik diye. Ümit ederiz ki affedilmiş olursun.”
“Peki geçenlerde devlet denetleme konut bürosundaki adamın verdiği raporun mahkemede kullanılmaması için yazı yazan memur ile haksız karar veren hakimi de şikayet ettiniz mi?”
“Onları da şikayet ettim. Hem de yaptıkları haksızlıklardan dolayı günün birinde vicdanlarının sızlaması için yazdım.”
Bir daha da komşu kadın zile basıp beni rahatsız ediyorsunuz demedi. Mahkemenin ve ev sahibininse bu tür mektuplara aldır-dıkları falan yoktu.
Blog
Öbür Dünyaya Mektup - İsmail Polat
Yorum yapılmamış »
Henüz yorum yapılmamış.
Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. Geri İzleme URL'si.