Sizin şişeniz, benim en yakın dostumdur…
Faust-Goethe
Tüm zamanların en yaygın kullanılan tuvalet malzemesi olan Eau de Cologne, yani kolonya, ilk geliştirildiği yıllarda günümüzden farklı olarak kozmetik değil, tıbbi amaçla kullanılıyordu. O günlerdeki formülüyle biberiye, portakal çiçeği, bergamot ve limondan oluşan ve ferahlatıcı özelliği yüzünden rağbet gören karışım, sindirim sistemi rahatsızlıklarında şeker üzerine damlatılarak alınıyor ya da şaraba karıştırılarak içiliyor, antiseptik özelliğinden ötürü ağız çalkalamada, yara temizliğinde kullanılıyor, kas ve eklem ağrıları için friksiyon solüsyonu oluyordu, ayrıca banyo suyuna karıştırılıyordu. Tuvalet malzemesi olarak benimsenmesi yıllar sonra olmuştur.
Uzunca bir süre tedavi edici özelliğinden yararlanılan bu sıvı, tuvalet amacıyla kullanılmaya başlandıktan sonra bir devrim yüzyılı olan 18. yüzyılda başlı başına bir çığır açar. Sınıf savaşımının en keskin biçimde yaşandığı yıllarda yükselen burjuvazi karşısında, ağır ve pahalı parfümlerle özdeşleşen aristokrasi yenik düşünce, ağır kokuların da itibarı azalır. Eau de Cologne gibi hafif ve ferahlatıcı kokular sadeliğin ve saflığın simgesi haline gelir ve burjuvazinin gözdesi olur.
Bilindiği üzere, ‘Cologne’ sözcüğü, Köln kentinin fransızlar tarafından söylenen şeklidir. Almanların ‘Kölnisch wasser’ adını verdikleri bu müstahzarı, biz, fransızca söylenişiyle anmaktayız
Kim tarafından icat edildiği hususunda yıllar sonra bile görüş birliğine varılamamış olmasına rağmen Eau de Cologne’un bulunuşuna ilişkin bellibaşlı iki teori vardır.Teorilerden birincisi, Floransa’daki Santa Maria manastırı rahibelerinin 14. Yüzyıldan beri üretmekte olduğu ‘aqua reginae’ ye dayanıyor.
17.yüzyılda Giovanni Paolo Feminis, bir gezgin olarak bulunduğu Floransa’da bu karışım ile yakından ilgilenir, kendini Köln’de bir eczacı olarak tanıtarak, baş rahibeyi formülü açıklamaya ikna eder. Köln’e döndüğünde vakit kaybetmeden üretime başlar. İsmini değiştirerek önce ‘Eau Admirable’, daha sonra da ‘Eau de Cologne’ olarak pazarlar.
Yardımcıya ihtiyaç duyan Feminis, İtalya’dan yeğeni Gian Maria Farina’yı yanına çağırır.Genç Farina, 1709 tarihinde işletmenin başına geçer, ölüm tarihi olan 1766’ya dek amcasından öğrendiği mesleği devam ettirir.Fakat bu, hikayenin sonu değildir…Eau de Cologne o denli tutulmuştur ki mucidi olduğunu iddia eden başka Farina’lar ortaya çıkmaya başlar.1860’larda Köln’de aynı isimde kırka yakın dükkan bulunmaktadır.
Farina’lardan birisi olan, Jean Marie Farina ( hiç kimse isminin gerçek mi yoksa takma mı olduğunu bilmiyor ) 1806 yılında Köln dışında, Paris’te parfümeri imalatına girişir. Napolyon, en iyi müşterileri arasındadır. Oldukça fazla miktarda ‘Eau Admirable’ tüketen Napolyon’un, sadece içmekle kalmayıp, her sabah başına ve omuzlarına bir şişe döktürdüğü söylenir…
İkinci teori ise 1792’ye dayanıyor. Bu hikayeye göre koku tarihinin akışını değiştirecek olan şey, bir düğün hediyesidir.1792’de Köln’lü bir bankerin oğlu olan Wilhelm Muelhens’in düğününde misafirlerden bir rahip, genç çifte eski bir el yazma kitabı hediye eder. Kitapta tıbbi özellikleri olan ‘Aqua Mirabilis’ adında bir sudan söz edilmektedir ve tarifi verilmektedir.Rahipler, bu suyu tedavi edici olarak kullanmaktadırlar, fakat Muelhens bu suyun daha fazla potansiyele sahip olduğunu farkeder ve üretmek için evinde bir imalathane kurar.
Daha sonra Napolyon, Köln’ü işgali sırasında askerlerine, şehirdeki tüm evleri numaralandırmalarını emreder.Muelhens’in evinin kapısına ise 4711 yazılır. Sonraki yıllarda Muelhens’in ürettiği kokuların adı işte bu numara olacaktır.
Aqua Mirabilis’in tedavi edici olduğuna inanan Napolyon, 4711’in gizli formülünün açıklanmasını emretmesine karşın başarılı olamaz.Üreticileri formülü açıklamaktansa, bunun tıbbi bir terkip olmayıp bir tuvalet suyu olduğunu savunurlar. 19. Yüzyılın başlarında 4711 bir tuvalet suyu olarak yeniden doğar.
Üreticileri, 4711’in formülünü iki yüzyıl boyunca saklamayı başarırlar.Atmışların ortalarına kadar Muelhens’in torunları tarafından kilitli bir mahzende hazırlanır.Formül öylesine gizli tutuluyordu ki, sadece aile üyeleri mahzene inebiliyorlardı.
Kolonya’nın Osmanlı topraklarındaki serüveni…
Alkollü ıtriyatın Osmanlı topraklarına girişinin II.Abdülhamid döneminin ilk yıllarına rastladığı bilinmektedir. O dönemde ithal edilen ürünler arasında Farina’nın Eau de Cologne’u da bulunmaktaydı.
Ancak yerli eau de cologne acaba ne zaman üretilmişti? Bu soru bizi Osmanlı topraklarında ilk ıtriyat fabrikasını kuran Ahmet Faruki’ye götürmektedir. Faruki, birçok müstahzar gibi kolonyayı da ülkemizde ilk olarak üreten kişidir.
Kuruluş tarihi 1882 olan Faruki firmasının ürünleri arasında ‘yerli kolonya’ da bulunmaktaydı.
Ahmet Faruki o dönemlerde halk tarafından Odikolon olarak adlandırılan eau de cologne’a kolonya suyu adını vermiştir. Müstahzarın önceleri Faruki Kolonya Suyu olan ismi sonradan kısaca Faruki Kolonyası olmuştur…Faruki, bu müstahzarın isim babasıdır, o günden bu yana kolonya sözcüğü benimsenip yaygınlaşmıştır.
Ahmet Faruki ile başlayan yerli kolonyanın üretim serüvenine geçmeden önce, yine 1882 yılında meydana gelmiş ilginç bir olayı anmak gerekir.
Abdülhamit döneminde, Eau de Cologne fabrikatörü Jean Marie Farina, “Fahri Saray-ı Hümayun Kolonyacısı” ünvanını almak üzere başvurur. Fabrikası’nın Avrupa’nın çok eski ve meşhur bir fabrikası olduğunu, bu yüzden bu ünvana kabulünün uygun olacağını bildirir. İsteği, 3 Mayıs 1882 tarihinde padişaha arz edilir. Bu Farina, 1709’da Köln’de fabrikayı kurmuş olan Jean Marie Farina’nın torunudur.
Kolay imal edilebilen ve maliyetinin düşüklüğü yüzünden satış şansı yakalayan kolonyanın tüketiminin ülkemiz topraklarında hızla yaygınlaştığını görüyoruz. Çünkü kültürümüzde yaygın olarak benimsenmiş bir alışkanlık vardı: Eve gelen konukların hatırlarını, sağlıklarını sorduktan sonra ferahlatıcı ve hoş kokulu olduğu için gülsuyu sunulurdu…Konuk ağırlama ritüelinin ilk adımı daima bu ikramdır…Ev sahibesi veya evin genç kızı tarafından yerine getirilen çok önemli bu ayrıntı, tüm ülkede konuk ağırlamanın değişmez bir kaidesi haline gelmiştir. Bu o denli yerleşik bir alışkanlıktır ki, yüz - yüz elli yıl önce devlet dairelerinde bile gülsuyu kullanımı adettendi.
Ferahlatıcılık konusunda, gül suyu ile yaptığı yarışı kolayca kazanan kolonya, toplum hayatımızda baş köşeye oturmasını başarabilmiştir. Bu alışkanlık, hızla değişen toplumumuzda hâlâ yerini koruyabilmektedir.Öyle ki, şehirlerarası otobüslerde yolcular ‘konuk’ olarak görüldüğünden firma tarafından kolonya ikram edilmektedir…
Kolonya ikramı iyi ev sahibi olmanın bir işareti olduğu gibi aynı zamanda hasta ziyaretlerine akla ilk gelen hediye, turistik bir yöreden eşe dosta alınacak en gözde hatıralıktır…
* * *
Ahmet Faruki’yi, hızla diğer yerli üreticiler takip eder: Ethem Pertev, Hasan Hassan, Hasan Şevki, Süleyman Ferit, Evliyazade Nureddin, Ekrem Yalçın, Kemal Kamil gibi üreticiler birbirinden değişik kolonyalar üretirler. Hatta bunlardan bazıları efsane haline bile gelir. Süleyman Ferit Bey tarafından üretilen Altın Damlası Kolonyası buna en güzel örnektir. Bugün hala İzmir denildiğinde ilk akla gelen şeylerden biri olan Altın Damlası, zamanında İzmir’den dönüşte götürülecek en makbul hediye idi…
Zaman içinde ülkemizde üretilen kolonyalar inanılmaz ölçüde çeşitlenmiştir. Ancak bunlar değişik esansların alkol ile seyreltilmiş halleridir ve yine kolonya olarak anılmaktadırlar.
Kolonya, topraklarımızda, belki anavatanında olduğundan çok daha zengin ve renkli bir hayat sürmüş, yıllar içerisinde çeşitlenerek bugünlere ulaşmıştır. Neredeyse hemen her bölgenin kendine has bir kolonyası
olmuştur. İzmir’in Altın Damlası, Gizli Çiçek’i ve İzmir Geceleri, Rize’nin Çay Kolonyası, Antalya’nın Turunç Çiçeği Kolonyası, Düzce’nin Ceviz Yaprağı Kolonyası ve Tütün Kolonyası, Amasya’nın Elma kolonyası, Isparta’nın Gül Kolonyası, Trabzon’un Hamsi ve Fındık Kolonyaları, Edremit ve Ayvalık’ın Zeytin Çiçeği Kolonyası, Sındırgı’nın Çam Kolonyası, Balıkesir’in Beyaz Zambak’ı ve daha niceleri Türk insanının beğenisine hitap etmiş, bayramlarını kutlamış, yolculara eşlik etmiş, hastalara şifa dilemiştir…
Bu kolonyalardan en yaygın kullanılanı şüphesiz Limon Kolonyası’dır ve bugün genel anlamıyla kolonya geleneği artık Limon Kolonyası ile sürdürülmektedir. Diğer kolonya çeşitleri birkaç yerel üretici tarafından üretilmeye devam etse de, ekseriyetle orta yaştaki kuşağın beğenilerine hitap etmekte, gençler tarafından ‘ağır’ olarak nitelendirilmektedir.
(görseller:Aybala Yentürk – Nejat Yentürk Koleksiyonu. Pereja fotoğrafı wikipedia’dan alınmıştır )
KAYNAKÇA:
1) Doç. Dr. Nuran Yıldırım, II.Abdülhamit Döneminde Fahri Eczacıbaşılık, Toplumsal Tarih, İstanbul, Nisan 1995
2) Pavia, Fabienne, The World of Perfume, 1996
3) Men Fashion Scent, Drom International, 1985
4) Roudniska, Edmond, Le Parfum, Press Universitaire de France, 1996
5) Ahmet Rasim, Fuhş-i Atik, Arba, 1987
6) Refik Halit Karay, Üç Nesil Üç Hayat

gamze
nureddin evliyazadenin ve halefleri hayatı yazarsanız seviniriz
Yorum — 04 Kasım 2007 @ 16:53
Osman Özbaş
Ellerinize Sağlık! Tarih içindeki yolculuklar bu kadar tatlı bir dille kaleme alınınca okunmak da büyük bir zevk oluyor.
Yorum — 07 Mayıs 2008 @ 16:55
yavuz tatar
can aybala ben kolonyayı böyle bilmezdim . demek biz sürmüş geçmişiz ama sen iz sürmüşsün işin kimyasına sahip olmak bu olsa gerek. artık ben bir daha kolonyadır diyipte geçer miyim asla ! eline sağlık diline sağlık emi ..
Yorum — 03 Kasım 2008 @ 14:45
Zeynep ŞEN EMİR
Emeğinize sağlık, çok güzel hazırlanmış bir yazı.
Kolonya kültürünün günümüzde unutulmaya yüz tutması çok üzücü, Umarım zaman güzellikleri daha fazla silmez hayatımızdan…
Yorum — 26 Kasım 2008 @ 22:28