İkibin’i (neredeyse) on geçtikten sonra bir Hürrem Efe portresi

01 Haz 2007

Atilla İpek

İkibin’i (neredeyse) on geçtikten sonra bir Hürrem Efe portresi
“Bugünün insanları beyinlerinin %10’unu kullandığı varsayılıyor. Bir derece artabilmesi için bin yılın geçmesi gerekiyormuış. Ben buna her kitap bir yıl öne götürür düşüncesi ile katılıyorum. Bir kişi bin kitap okursa bin yıl beklemeden beyin gücü bir derede artar diyorum.”

Hürrem EfeHollandadaki ilk aylarımdı. Yeni gelmiştim. ‘Gurbetçiler’ hakkında sahip olguğum önyargılarımı tartmak ve güncellemekte, Hollanda ve Hollandalılar hakkında önyargılar biriktirmekteydim. Hürrem Efe’yle daha doğrusu onun hikayeleriyle tanışmam da o zamanlara dayanır. Roosendal’lı olan eşimin ailesini ziyarete gittiğimde, onun ‘İkibin’e on var’ isimli kitabını küçük odadaki kitaplığı gözden geçirirken bulmuştum. Eşim ‘Bu kitabı bizim eski komşumuz Hürrem Abi yazdı’ deyince hem şaşırmış, hem mutlu olmuştum. Demek ki burada yazarlar da vardı. Kitabı hem merakımdan, hem de kitabın sade güzel dilinin akıcılığından aynı gün içinde okuyup bitirmiştim. Kitap hoştu, benim önyargılarımı da aşan bir yobazlığa, yalın ve birazda esprili bir dille savaş açmış bir yazar olduğu hemen belliydi. Kitabın adı da zaten bunun ipuçlarını veriyordu: ‘İkibin’e on var’.

Aradan neredeyse on yıl geçmesine rağmen bana bu eski komşu Hürrem Abiyle tanışmak bir türlü kısmet olmadı. Ta ki çıkaracağımız dergiyi hazırlama aşamasında, Hollanda’daki Türk Edebiyatına katkıları olan yazarlarla ilgili bir yazı dizisi hazırlama fikri doğana kadar. Sadık abi (Yemni) Hürrem Efe’nin ismini anınca hem şaşırdım hem de sevindim. ‘ Tamam’ dedim, ‘O yazıyı bana bırakın’

Böylece Hürrem Efe bu serinin ilk yazarı oldu. Hem de benim aslında yıllardır fırsatını kolladığım tanışma gerçekleşti.

Bu görüşmenin röportajdan çok tanışma ve eski günlerden sohbet havasında geçeceğini tahmin ettiğimden, randevuya kayınpederimle birlikte gittik. Onun pozitif katalizatör görevi yapacağını biliyordum.

Nisan için güzel bir gündü (Zaten Hollanda’da artık hiçbir gün ait olduğu takvim sayfasına uymuyor son yıllarda) Hürrem Efe bizi çok sıcak karşıladı ve evin arka bahçesine aldı. Hergün birbirini gören dostların sıcaklığıyla önce gururla bahçesini anlatmaya başladı.

Çokta büyük olmayan bahçesinin kenarlarına diktiği meyva ağaçlarını gösterdi, asmasından bahsetti. (Asmadan yapılan sarmalar çok lezzetli oluyormuş.)

Derken masaya oturduk ve eskilerden açtık sohbeti. İlke dergisinin yayınlandığı 90’li yıllara gittik. Fehmi Özgül’le birlikte Sadık Yemni’nin evinde kaldıkları o geceden bahsetti. O gece İlke’nin açtığı öykü yarışmasına katılmaya karar vermişler.

Hürrem EfeOndan önce de yazıyormuş aslında Hürrem Efe. 1963’te o zamanın en büyük gazetelerinden Tercüman’ın açtığı öykü yarışmasında, 1200 hikaye arasından onun hikayesi birinciliğe layık görülmüş. (İlginç olan, ilk üçün hepsinin Hollanda’dan çıkması bu arada: Fethi Kıllı ikinci; F. Atay üçüncü olmuş)

İlk kitabını 1988’de çıkarmış Hürrem Efe:”Köyden indim Hollanda’ya”. Hollandacaya da çevrilen bu kitapta Tercüman’ın Altın Kalem ödüllü ‘Birinci Kuşağın Böreği’ isimli hikayeyle birlikte toplam 19 hikaye bulunuyor. 15 aralık 1989 tarihli Milliyet Sanat dergisinde Mehmet Başaran tarafından kritiği yapılan bu ilk kitabın çok olumlu olduğu ve yazarın yeni eserinin de merakla beklendiği belirtilmişti. Yeni eser için çok beklemeye gerek kalmamış; 1990’da ikinci öykü kitabı çıkmış “İkibin’e on var”. Hemen arkasından da 1991’de üçüncü öykü kitabı: “Doğru olamaz, ya olursa”. Hürrem Efe’nin dördüncü kitabı bir roman:”İnanılır gibi değil”.

Hürrem Efe kitaplarında uyum sorunun temelinde yatan, değişimden korkan, adet ve göreneklerin, din adı altında bize yututturulan hurafelerin esaretindeki cehalete savaş açıyor. Bunu yaparken Hollandalı Türklerin günlük yaşamda karşılaştıkları durumlar birazda gülünç bir şekilde sunuluyor.

Hürrem Efe’nin hikayeleri Hollanda’da çıkan İlke, Hizmet, Damla gibi Türkçe dergilerin yanı sıra, Tercüman, Sabah, Gırgır, Elele gibi degi ve gazeteler araclığıyla geniş kitlelere ulaşmış.

Hürrem Efe toplumu aydınlatmak misyonunu, yazdığı hikayelerinin yanı sıra bir dönem‘Dost Acı Söyler’ isimli köşe yazılarıyla da sürdürmüş.

Hürrem Efe modern, ileri görüşlü, içinde bulunduğu toplumu aydınlatmayı amaçlayan, hikayelerinde açıkça mesajlar yüklü olan bir yazar. İlke dergisinde yıllar önce çıkmış bir söyleşinde etkilendiği sanatçılarla ilgili şöyle diyor: “Atatürk’ü de bir sanatçı alısak, ki bu doğrudur. Yaratıcılığın yanı sıra güçlü bir kişiliği vardır. Yaşamının sonunda dek Türk ulusunu uyandırıp çapcıl bir düzeye yükseltemek için çok uğraşmıştır. Ama biz onu yeterince anlayamamışız, o ayrı bir konu…”

Bence onun için en iyi tanımı 1992’de Damar dergisinde Mustafa Coşturoğlu yapmış:”Hürrem Efe, …Tıpkı Ömer Seyfettin gibi süreç belirleyen ve süreklilik gösteren olayları ağır çekim ustalığı ile görüntüler

İşte bu yeteneği sayesinde göçün ilk yıllarına ait o siyah beyaz resimlerin arkasındaki kaydedilmemiş hayatların hikayelerini bize miras bırakmıştır Hürrem Efe.

Dergiler, Hollandanın Türk Yazarları, sayı 2 | Yorumlar Sayfanın en üst kısmına git

5 yorum yapılmış, “İkibin’i (neredeyse) on geçtikten sonra bir Hürrem Efe portresi”

  1. 01

    Hurrem Efe’nin yapitlarini okudum. Hosuma gitti! Herkezin okumasini isterim.

    Gunce Izdem, 27 Ara 2008 16:20 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  2. 02

    Hurrem Efe kendine ozgun yazin sitili ile kadin haklarina onem veren bir yazardir.Gulmekten cok vermek istedigi mesaj beni daha cok ilgilendiriyor.Okumayi seven dostlara Hurrem Efe’nin kitaplarini oneririm.Hurrem Efe’nin yeni yapitlarini bekliyorum.Dostluk ve sevgi ile kalin.

    oya ozudogru, 03 Nis 2009 11:44 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  3. 03

    Hürrem Efe, ‘köşede’olmak yerine hep ‘kıyıda’ kalmayı yeğlemiştir. O nedenle öykücülüğümüz söz konusu olduğunda adı pek anılmaz. O, öykülerini yazmaya, hayatta karşılaştığımız tirajıkomik şeylerden öykü çıkartmaya bakar…
    Güçlü bir gözlem gücü, arı-duru bir dili vardır. Öykülerini okuyanlar ilk bakışta onun gülmeceyi ön plana çıkarttığını sanır, ama onun işi düşünceyledir.

    İbrahim Eroğlu, 04 May 2009 22:14 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  4. 04

    Hurrem amcam gibisi yoktur!!

    Derya Boyla, 11 Haz 2009 17:05 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git
  5. 05

    Hürrem EFE’nin tüm kitaplarını büyük bir zevkle okudum. Türk olan bazı yazarlar için, başka dilde yazsalardı, Fransız ya da İngiliz olsalardı, büyük bir olasılıkla kitaplarını tüm dünya okuyor olacaktı diye düşünürüm. Hürrem EFE’nin öykülerindeki anlatı zincirinin okuyucu üzerinde hipnotize eden bir etkisi vardır. Hürrem EFE, okurun bu zaafını bazen sonuna dek kullanır, adeta uyuşturulmuş gibi bir sonraki sayfayı çevirmemizi sağlar. Hürrem EFE’nin kitaplarındaki öyküler bir anlatı zinciri üzerine kurulduklarından okur mantıklı bir sona ulaşana dek öykünün içinde kalıyor. Öykünün içinde sürüklenmenin tek açıklaması basit insani merak değildir, daha derinde öykülerin tamamlanmasını isteyen, bütünlük arayan çocuk zihinlerimizin gereksinimidir anlatı zincirleri. Zincir oluştuktan sonra öykünün tümü daha kolay anlaşılır olduğu gibi daha sonra detayların hatırlanmasını da yine bu zincir sağlar. Olaylar birbirlerine bağlayarak ilerlediğinde, okur kurgunun akışına kapılır gider. Hürrem EFE’nin öykülerini herkese tavsiye ediyorum…

    Kaya ÖZÜDOĞRU, 20 Ara 2009 21:13 tarihinde
    Sayfanın en üst kısmına git

Yorum yapın

  •  
  •  
  •  

Yeni yorumlardan RSS ile haberdar olmak isteyenler için yorum beslemesi.

Edebiyat ve Fikir Yongalama