‘Nesrin Hanım’
‘Buyurun Selim bey?’
‘Şu elimdeki dosyalar damgalanacak, son kontrolleri yapıldıktan sonra müdür beye, yardımcısına ve şefe imzalatılacak daha sonra herbiri ayrı ayrı zarflara konup, zarflara dosya içlerindeki pullar zarfların üzerine yapıştırıldıktan sonra, bunlar bilgi işlem dairesine elden verilecek.’
‘Tabii efendim.’
Nesrin hanım çayını bir yudumda içti. Bu adam da tam zamanını buluyordu. Sabah gazetesine elini bile sürmemişti ve açıkçası hala uykuluydu. Damgaları teker teker mürekkebe batırıp ön sayfadaki damgaya ait boşlukları damgaladı. Boşları toplayan çaycıdan yeni çay almadı. Radyoda çalan eski bir aşk şarkısına farkında olmadan eşlik etmeye başladı. Bir demet yasemen…
Esneyerek dosyaların sayfalarını çevirmeye başladı. Tarih, dilekçe, imzalar, diğer dokümantasyon, hepsi tamamdı. Tembel elleri her dosyanın içindeki pulları ahesta ağzına götürüp tükürükle ıslatarak gerekli yerlere yapıştırmaya başladı. İşi bitince masada dosyaları birbiriyle aynı hizzaya getirdi, sağ koluyla sardı onları sanki bir bebeği sarar gibi, özenle. Etekliğini, kolyesini ve saçını düzeltti.
Emekliliğine gün sayan şefin yanına çıktı.
Ne ilginç bir adam bu şef, diye düşündü. Yaz sıcakları bastırdı mıydı şile bezi gömleklerle yaka bağır açık işe gelir, sabo dediği takunyalardan giyer, koltuğunun altına sıkıştırdığı çantasında her daim leblebi ve kolonya taşırdı. Memuriyet ciddiyetine ve de kalıbına kesinlikle sığmayan bir adamdı şef.
‘Günaydın, şefim..’
‘Ooo günaydın nerelerdesiniz Nesrin Hanım, aman aman her geçen gün daha da güzelleşiyorsunuz. Dün göremedim sizi, hayırdır?’
‘Biraz rahatsızdım da..’
‘Yaa..İnşallah iyisinizdir şimdi.’
‘Çok şükür.’
‘Buyrunuz.’
‘Elindeki dosyalara imzanız gerekiyor da.’
‘Hay hay, sizi kıracağıma kafamı kırarım.’
Her zaman aynı espriyi neden yapıyor diye düşünerekten zoraki gülümsedi. Şef gülümsemesine sevinmişti, dosyaların hepsine çaktı imzayı, sonra bulmacasına döndü.
‘Teşekkür ederim.’
İki oda ötede çalışan müdür yardımcısı Seda Hanım’ın odasına girerken yüzü gerildi, çizgileri ortaya çıktı, dudaklarını ısırmaya başladı. Hiç sevmiyordu şu Seda Hanım’ı. Bu kadın bu dairenin son üç müdürüyle işi pişirmiş, bu sayede müdür yardımcılığına yükselmişti. Çiçekbozuğu yüzünü aşırı makyajla kapatır, saçlarını abartılı tarardı, parfümü insanı bayıyordu ve modası geçtiği halde bacaklarının her noktasını ortaya çıkaran taytların altına uzun topluklu ayakkabı giymekten vazgeçmezdi. Basbayağı orospuydu bu kadın. Maalesef Müdür yardımcısıydı ve Seda Hanım’ı cennet vatanın herhangi bir köşesine sürdürmek iki dudağının arasındaydı. Onu bir an kel müdürle al takke ver külah halde gözünün önüne getirdi, içi kalktı. Bir an önce şu lanet dosyayı imzalatıp yoluna gitmek istiyordu.
‘Günaydın Seda Hanım.’
‘Kızım sen kapıyı tıklattın belki ama yanıtımı beklemedin ki. Ne diye böyle lap diye giriyorsun odama? Belki meşgulüm şu sırada? Hiç devlet dairesinin ciddiyetine, nezaket kurallarına uyuyor mu bu davranışın? Yönetmeliklerde böyle mi deniyor? Ne var hadi ne var?’
‘Efendim imzanız gerekiyor.’
‘Getir hadi getir.’
Dosyaları uzun uzun incelemeye başladı. Her dosyada bir noktaya kulp takıyor.
‘Yapamıyorsunuz işinizi hakkıyla, her şey yarım yamalak.’diyerek homurdanıp duruyordu. Her dosya üzerine bir bir talimat verdi.
‘Bak imzalıyorum ama bunları düzelteceksin ha ona göre.’
‘Emredersiniz efendim.’
‘Aferim, al bakalım hadi iş başına.’
Sabah fırçasını böylece yemiş olan Nesrin Hanımın alnında boncuk boncuk ter birikmişti, burnundan soluyordu.
‘Hadi bakalım Nesrin yine iyi atlattın vartayı’ diye aklından geçirirken başka bir departmanda çalışan Piraye ile karşılaştı.
‘Selam kız, n’aber?’
‘Sorma, seninki yine muayyen gününde galiba.’
‘Sus kız, duyacak şimdi.’
‘ Aman duyarsa duysun, canımdan bezdim vallahi.’
‘Sırf sana mı yapıyor zannediyorsun, dişi sineklere bile işkence ediyor kaltak.’
‘Öyle valla. Derdi neyse, deli orospu n’olacak.’
‘Geçen gün Necla’yı hüngür hüngür ağlatmış.’
‘Aaa, nasıl olmuş ?’
‘Müdür beyin odasına bir girmiş, müdür bey Necla’nın sigarasını yakıyormuş. Galiba Necla da müdüre bazı problemlerini açıyor, izin istiyormuş. Çok bunalmış kızcağız.’
‘Öyledir, boşandığı eşi çocuğunu da aldı ta Eskişehirlere gitti, tabii izin alması lazım onu görebilmek için.’
‘Sonracığıma bizim orospu müdürün odasından çıkar çıkmaz çekmiş Neclayı bir köşeye, ağzına geleni söylemiş.’
‘Neler demiş ?’
‘Neler dememiş ki terbiyesiz karı. Vermiş veriştirmiş, en sonunda Necla’nın sinirleri de bozuk zati, koyuvermiş gözyaşlarını.’
‘Yaa.. Bu kimbilir bize neler yapar. Allah hepimize sabır versin.’
‘Öyle valla. Hadi yemekte görüşürüz.’
‘Tamam canım.’
Saçını başını bir defa daha düzelten Nesrin Hanım bu sefer müdürün kapısını çaldı, içerden gir komutu girince parmaklarının ucuna basarak girdi içeri.
‘Ooo.. Günaydın Nesrin Hanım’
‘Günaydın efendim, bir imzanızı rica edecektim bu dosyalara.’
‘Onlar kolay canım, sen gel otur şöyle bir, anlat bakalım.’
‘Ne anlatayım efendim?’
‘Hayat nasıl gidiyor, işler? Yeni aşk var mı ufukta, bak bana herşeyi anlatabilirsin..’
‘Aman müdür bey, nereden çıkarıyorsunuz. Ben bir imzanızı rica edeyim.’
‘Getir bakayım, sır küpü seni.’
Dosyaları imzalarken ‘Bu kız beni uğraştıracak galiba’ der gibi derin bir of çekti.
İmzaları alır almaz odadan fırlayan Nesrin Hanım dosyaları oyalanmadan bilgi işleme götürdü.
Bilgi işlemin kapısını özel bir düğmeye basarak çaldı, kapıcı kimin geldiğine baktı ve kapıyı Nesrin Hanım için açtı. Şirket sırları söz konusu olduğundan olacak, bu bölüme giriş yasaktı. Ancak dosya iletmek ya da bazen yeni dosyaları almak için girilebiliyordu buraya. Bir de tabii ki özel durumlarda izinli olarak dışarı çıkacaklar da kullanıyorlardı bu kapıyı. Ama bunun dışında elemanların sadakatle görevlerini yapmaları, kurallara harfiyen uymaları, dışarı çıkmamaları beklenirdi. Yönetmeliklere uygun davranmamak disiplin cezası demekti ve hiç kimsenin buna niyeti yoktu.
Bilgi işlem bölümünün eli tespihli, beyaz önlüklü pos bıyıklı kapıcısı gülerek karşıladı onu.
‘Bugün nasılız bakalım Memure Nesrin Hanım?’
‘Teşekkür ederim, dosyaları buyurun, işleme hazırlar.’
‘Eksik olma canım, yeni gelenleri ben içeriye iletirim. Hadi işinin başına dön.’
‘İyi günler.’
‘Hadi canım, ikile. Deli karı seni.’
Nesrin Hanım son sözleri duymazlıktan geldi.
Bilgi işlem bölümünün beyaz önlüklü pos bıyıklı kapıcısı Nevzat Bey elindeki kağıt parçalarına bakıp başını iki yana sallayarak ‘La havle ve la kuvvete…’ dedi.
Kağıtlar yer yer karalanmış, üzerlerine tükürükle başka kağıtlar yapıştırılmıştı. İğrenerek baktı elindeki kağıt tomarına.
Başhekim:
‘Bugün seninkiler ne durumda Nevzat?’ diye sormasaydı herhalde anlamsızca elindeki kağıtlara bakmaya devam edecekti.
Başhekimi gören hastabakıcı Nevzat hazırola geçti,
‘Her zamanki gibi Başhekimim, oyalanıyorlar böyle garipler.’
‘Bu devlet dairesi oyunu ne kadar sürecek dersin?’
‘Şirket oyunu onları iki ay idare etmişti, bu da o kadar eder herhal. Kaptırmış gidiyorlar. Bakın şu kağıtlara, sanki zannedersiniz bir Nüfus müdürlüğü, bir vergi dairesi ya da Emekli Sandığı. Büyük ciddiyetle sürdürüyorlar oyunu. Valla özenle seçilmiş buranın delileri.’
Başhekim güldü.
‘Öyledir. Sen boş kağıt, kalem vermeye devam et ama dediğim gibi sakın ha makas, delici alet, yapıştırıcı verme ha. Dikkat et gözünü seveyim. Mümkün olduğunca sakin olsunlar. Dün Nesrin Hanım kriz geçirdi biliyorsun. Bu tarz olayları hemen önce personele haber ver.’
‘Emredersiniz başhekimim.’
‘Hadi bakalım kolay gelsin.’
Başhekim kordorda kaybolana kadar arkasından baktı. Sonra ‘Yine kaldık bu kaçıklarla başbaşa’ diye geçirdi aklından. Allah için çok uslu akıllı delilerdi, aynen devlet memuru dersin.